1. YAZARLAR

  2. Hasan Celal Güzel

  3. Jüristokrasi'nin tehdidi ve gerçekler
Hasan Celal Güzel

Hasan Celal Güzel

Yazarın Tüm Yazıları >

Jüristokrasi'nin tehdidi ve gerçekler

A+A-

Yargıtay Başsavcılığı bir açıklama yayınlayarak, "Siyasî partiler hakkında açılan kapatma davaları nedeniyle eleştiri sınırı dışında kalan, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret ve tehdit içeren veya yargılama sürecini etkileme niteliğinde bulunan söz ve yazılar ile ilgili olarak adli yargı mercilerince gerekli yasal işlemlerin yapılacağı muhakkaktır" diye ültimatom verdi.

Bu, son derece vahim ve lüzumsuz bir açıklamadır.

Bir defa, 'malûmu ilâm'dan ibarettir. Adlî yargı mercileri, basın savcıları yapılacak yasal işlemleri bilmiyor mu? Bunu hatırlatmanın ne gereği var?

O zaman akla şu soru geliyor: Acaba Yargıtay Başsavcılığı, hiçbir hiyerarşik üstünlüğe sahip olmadığı ve adlî mercilere talimat verme yetkisi bulunmadığı hâlde, soruşturma açılması için savcıları etkilemeye mi çalışıyor?

Daha da önemlisi, Yargıtay Başsavcılığı, acaba bu ültimatom niteliğindeki açıklamasıyla, siyaset adamlarına, gönüllü kuruluş temsilcilerine ve medyaya gözdağı mı vermek istiyor?..

* * *

Yargıtay Başsavcısı'na, eleştiri sınırlarını aşan, şahsını hedef alan 'hakaret' ve 'tehdit'lerde bulunulmasını hoş görmemiz elbette mümkün değildir. Ancak, kamuoyuna yansımış İddianamesi'ni eleştirmek en tabiî hakkımızdır.

Bu iddianameyi hazırlayanların görevlerini ve yetkilerini kötü kullandıklarını; tek taraflı peşin hükümler ifade ettiklerini; iddianamenin yersiz, tutarsız, saçma ve mesnetsiz ithamlarla dolu olduğunu da, düşünce özgürlüğünün gereği olarak söyleyebiliriz.

Diğer taraftan, yargılama sürecini etkileyebilmemiz için, Baykal'ın '367 dâvası'nda yaptığı gibi, kötü niyetle Anayasa Mahkemesi'ni tehdit etmemiz ve etkileyebilecek konumda olmamız gerekir (Bu konuda Baykal hakkında hiçbir kanunî işlem başlatılmamıştır). Ancak, AYM'nin önceki kararlarını eleştirerek AK Parti'nin kapatılma dâvasının sonuçları hakkında tahminde bulunmak, yargılamayı etkileme olarak kabul edilemez.

Bu konuda, genişletici yorum yapılması ve eleştirilerin yasaklanması, Anayasa'nın 'Düşünce ve kanaat hürriyeti'ni düzenleyen 25. maddesine, 'Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti'ni düzenleyen 26. maddesine ve 'Basın hürriyeti'ni düzenleyen 28. maddesine aykırı olacaktır.

Unutmayalım ki, sansür, sadece idareden gelmez; yargının jüristokratik sansürü, demokratik hürriyetler üzerinde daha fazla sınırlayıcı olur.

* * *

Pozitif hukukumuzda, Yargıtay'ın açıklamasıyla ilgili 4 ayrı düzenleme vardır:

1. Anayasa'nın 138. maddesi: Buna göre, mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat verilemez; genelge gönderilemez; tavsiye ve telkinde bulunulamaz. Bugüne kadar yürütme ve yasama organından bu nevi emir, talimat ve genelge sâdır olmamıştır. Biz ise AYM'ye hiçbir tavsiye ve telkinde bulunmadık; sadece daha önceki kararlarını eleştirerek yorumlar yaptık.

2. TCK'nın 288. maddesi: Buna göre, 'soruşturma' ve 'kovuşturma' olması lâzımdır ve bu hüküm ceza dâvaları için geçerlidir. Halbuki, parti kapatma dâvaları, ceza dâvası mahiyetinde değildir; AYM'ye göre 'kendine özgü dâva'dır. Parti kapatma dâvalarında soruşturma safhası yoktur; kovuşturma ise ceza dâvalarından farklıdır. Kaldı ki, iddianame konusundaki eleştiri 'etkilemek amacıyla' da yapılmamaktadır.

3. Basın Kanunu'nun 19. maddesi: Buna göre, soruşturma sırasında, işlemlerin ve soruşturma belgelerinin içeriğini yayımlayanlar ile hâkim işlemleri ve mahkeme işlemleri hakkında mütalâa yayımlayanlar, para cezasına çarptırılırlar.

Bu konuda yapılan yorumlar, 19. maddenin kapsamı dışındadır.

4. TCK'nın 301. maddesi: Ünlü 301. maddenin 2. fıkrasına göre, Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Burada önemli olan yargı organının 'tüzel kişiliği'nin aşağılanmasıdır. Eski TCK'nın 159. maddesinde bu ifade, 'manevî şahsiyetin tahkir ve tezyifi' şeklinde idi. Binaenaleyh, yargının iflâs ettiğini, tarafsızlığını kaybettiğini, siyasallaştığını söylemek, hiçbir şekilde 'alenen aşağılamak' değildir; yalnızca ağır biçimde eleştirmektir.

Bu arada, 301. mddeyi sadece 'Türklüğü aşağılamak' ile ilgili sanan gafillere de buradan bir selâm gönderelim.

* * *

Darbecinin elinde silâh neyse, hukukun üstünlüğünü hukukçunun üstünlüğü olarak algılayan jüristokratik oligarşinin elindeki adalet terazisi de aynı şeydir. Bizim, silâhını vatan müdafaasında kullanan askerlere ve âdil hukuk adamlarına saygımız sonsuzdur. Lâkin, silâhını halka çeviren darbeciye ve jüristokratik dayatmalarla demokrasiye karşı çıkan hukukçuya, demokratik tepkimizi göstermeye devam edeceğiz.

Radikal gazetesi

YAZIYA YORUM KAT