1. YAZARLAR

  2. Yıldıray Oğur

  3. Jandarma’nın Assange’ı
Yıldıray Oğur

Yıldıray Oğur

Yazarın Tüm Yazıları >

Jandarma’nın Assange’ı

A+A-

1990 yılından bir gazete haberi... “İtalyan hükümetinin Türkiye’ye hibe ettiği holstein ırkı süt ineklerinden satın alan Aydınlı çiftçi Ergun Poyraz günde ancak 4 ile 9 kilo süt veren 10 ineği iade etmek için dava açtı.”

Türkiye’nin resmî, kadrolu, bordrolu Julian Assange’ının hikâyesi böyle başlıyor.

Bir çifçiden parti kapattıran, bestseller kitaplar yazan bir araştırmacı-gazeteci, gizli kaset ve resmî belge koleksiyoneri yaratan karanlığı henüz bilmediğimiz yıllarda 2001 yılında “Tayyip’i yıkan adam” diye çıktığı Milliyet’in manşetinde anlattığına göre her şeyin sebebi bu sütü bozuk inekler...

Anlattığına göre “Refahyol dönemindeki bu inek meselesi yüzünden yemin etmiş Refah’ı kapattırmaya.” Ya onun inek mücadelesini haber yapan 1990’daki gazeteler önceden haber almış, ya da 1990’da Tarım Bakanlığı Refahyol’un elindeymiş. Sonra bir de Refahlı Sultanbeyli Belediye Başkanı arsalarına el koymaya çalışınca... Olanlar olmuş işte karıştırmayın.

Ergun Poyraz bir gün çiftçi olarak bir telefon kulübesine girmiş, generallerin ve gazetecilerin yakın dostu bir bestseller yayıncı ve araştırmacı gazeteci olarak çıkmış.

O kadar soruşturmacı gazeteciymiş ki malzeme toplamak için Refah Partisi’ne girmiş. İstanbul teşkilatlarında “kasetli propaganda sorumluluğu” yapıp biriktirmeye başlamış, sonra birden Aydın’a yerleşmiş tekrar. Sonra tam da Refahyol kurulduktan sonra kendi yayınevini kurarak geri dönmüş. İlk kitabı Refah’ın Gerçek Yüzü'yle...

Milli Julian Assange’ımız, kasetlerini ve belgelerini herhalde tarafsızlığına inandığı için önce Fatih Altaylı’nın Teke Tek’ine sızdırmış. 1997’de Poyraz’ı canhıraş savunduğu yazısında “O belgeleri Ergun Poyraz güvendiği gazetecilere verdi. Halkın kandırılmasını, halkın dinî duygularının sömürülmesini, bu yoldan birtakım kişilerin zengin olmasını, güç sahibi olmasını istemeyen gazetecilere verdi” diye anlatıyor bunu Altaylı. Teke Tek’teki yayını üzerine önce Nuh Mete Yüksel suç duyusunda bulundu, sonra Vural Savaş, Refah Partisi’ni kapatacak davayı açıp, bu şık ortayı gole çevirdi. İddianame neredeyse Poyraz’ın kitabından çıktı. Poyraz’ı bu da kesmedi. Erbakan’ı siyasetten yasaklayacak davaya bu kez Mustafa Kemal Gençlik Vakfı yöneticisi şapkasını takıp itirazlarıyla yön verdi.

Bir yıl sonra işlem tamamlanınca yazdığı yazıda Altaylı’nın “Bugün Ergun’u koruyun... Çünkü o bu cumhuriyeti korumak isteyenlere çok yardım etti” diye hakkını teslim etmesi boşuna değil.

Bir kitap, bir parti hiç fena sayılmaz. Bu yüzden Fazilet Partisi kurulunca bir kitap daha yazdı Aydınlı çiftçi. Milli Nizam’dan Fazilet’e İhanetin Belgeleri... Yine tonlarca belge, kaset, bilgi... “Arada kaset alışverişi yaptığını” itiraf ettiği Savcı Nuh Mete Yüksel bu ortayı da Milli Görüş davasını açarak gole çevirdi. Fazilet Partisi’ni kapattıran delillerden bir kısmı yine bu kitaptan çıktı.

İkide iki.

Sıra Fethullah Gülen’e gelmişti. Kitap adı serinin sürdüğünü gösteriyordu: Fethullah’ın Gerçek Yüzü. Gülseren Yaşar adlı Ergenekon davasında hâlâ aranan bir vakıf yöneticisi ile kasetler kanallara sızdırıldı. Ayşenur Arslan yönetimindeki Ali Kırca kasetlerle Fethullah Gülen’i yurtdışına kaçıracak süreci başlattı. Poyraz’a kitap yazmak yetmiyordu. Gülen aleyhine açılan davalara müdahillik başvurusu yapıyor, tanık olmak, ifade vermek istiyordu.

Üçte üç.

2001 yılı. Bu kez AKP yükselmekte. Tayyip Erdoğan’ı durdurmak için bir şeyler yapmak gerek. Patlak Ampül kitabı çıktı heybeden. Emin Çölaşanlar övmelere doyamadı. Yine yetmedi ona. Bu kez medyaya Erdoğan’ın tramvaylı, laiklikli, İslamlı kasetlerini Tuncay Özkan’a sızdırdı. Soruşturmacı gazeteci Uğur Dündar soruştura soruştura bulduğu kasetleri Kanal D’de yayınladı. Doğan gazeteleri manşetlerle Erdoğan’ı doğmadan batırmaya çalıştılar bir süre.

Bu kez kitap işe yaramadı.

Hablemitoğlu öldürülünce bu kez heybeden AKPapanın Temel İçgüdüsü çıktı. Suikast soruşturmasını yürüten savcı kitaptaki suçlamalar nedeniyle davadan çekildi. Bu suikast davasının hâlâ bir iddianamesi yok.

Ve 2007’de cumhurbaşkanlığı seçimleri. Ardı ardına çıkan Musa’nın Evlatları, Musa’nın Gül’ü serisinde aynı anda Rum, Gürcü, Yahudi, şeriatçı ve Amerikancı ilan ettiği Erdoğan, Gül ve Arınç’ı aile boyu hedef aldı. Akmerkezlerde yok sattı, bestseller rekorları kırdı.

2008’de Ergenekon operasyonunda gözaltına alındığında yakın bir arkadaşı onu “30 jandarmanın koruduğu Ergun nasıl suç işleyebilir” diye savunmuştu. Savcılar da zaten bunu sordular. MGK, Jandarma, Genelkurmay, Yargıtay’ı suyolu yapmış bir çiftçiye Jandarma’nın neden koruma tahsis ettiğini, Kara Kuvvetleri İstihbarat arşivinin evinde ne işi olduğunu...

Önce “Erdoğan’ı eleştiren muhalif yazar gözaltına alındı” diye verilen haberler sekiz ay sonra Ergun Poyraz’ın Jandarma İstihbarat’tan aldığı maaşın resmî tutanakları çıkınca kesildi.

Cezaevinde bir yığın gazete kupürünü iki kapak arasına boca ederek yazdığı kitapları hâlâ en çok satanlar listesinde. Son kitabı Amerika’daki İmam’ın ne hakkında olduğunu söylemeye bile gerek yok. Bir zamanlar kahraman muamelesi çekilen Milli Assange’ımızın kitaplarının da sızdırdıklarının da artık bir hükmü kalmadığını da...

yildirayogur@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT