1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. İzmir'de Suriye İçin Duyarlılık Çağrısı
 İzmirde Suriye İçin Duyarlılık Çağrısı

İzmir'de Suriye İçin Duyarlılık Çağrısı

Suriyeli Muhacirlere Yardım Komisyonu temsilcileri Özgür-Der İzmir'de Suriye için duyarlılık çağrısında bulundu.

A+A-

Fazlı İnderin / HAKSÖZ-HABER

Özgür-Der İzmir Şubesi alternatif eğitim seminerlerinin ikincisi, dernek salonunda gerçekleştirildi. Bu hafta, Özgür-Der Diyarbakır Şubesi Suriyeli Muhacirlere Yardım Komisyonu'ndan gelen Akan Akamak ve M. Akif Deniz, Suriye'de ve Suriyeli muhacilerin Türkiye'de kaldığı kamplardaki tanıklıklarını aktararak, kardeşlerimiz için duyarlılık çağrısında bulundular.

Konuşmacılar, hem Türkiye hem de Suriye tarafındaki bütün muhacirlerin ve direnişçilerin çok acil olarak her türlü aynî ve nakdî yardıma ihtiyaç duyduklarının altını sürekli olarak çizdiler.

Akan Akamak ve M. Akif Deniz, sunumlarında özetle şu konulara değindiler:

Direnişten bu yana bir buçuk yıl geçti. Suriyede günde ortalama resmi rakamlara göre 200-250 kişi öldürülmekte, direnişten bu yana katliamın en yoğun olduğu ay ramazan ayı da olan ağustos ayı (yaklaşık 7 bin kişi). İlk günden bu yana 60 bine yakın kişi katledildi, yaklaşık 100 bin kişi kayıp; ayrıca 300.000 kişi de  hapishanelerde kötü muamelelere maruz kalmış ve halen maruz kalmakta. 500 bin kişi de Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak'a göç etmek zorunda kalmış. Yaklaşık 115 bin mülteci çadır kentlerde yaşıyor.

Bayramda sınırın bu tarafındaki muhacir kamplarına yaptığımız ziyaret esnasında, ATME bölgesinde, yaklaşık 5000 kişi çadırlarda yaşıyorlardı. Bizleri görenler hemen başımıza üşüşüp kendilerini bir şekilde Türkiye sınırından içeri sokmalarını istiyorlardı. Bazı kadınlar hasta çocukları için bizden ilaç ve süt istiyorlardı. Bazı kişiler çadırda 6-7 kişi yaşadıklarını fakat sadece 2 battaniyelerinin olduğunu acil şekilde battaniyeye ihtiyaç duyduklarını söylüyorlardı. Yanımıza yaklaşan çocukların susuzluktan deri renklerinin değiştiklerini anlamak hiç de zor olmuyordu. Elinizi cebinize attığınızda yiyecek bir şeyler bulma umutları gözlerine yansıyordu. Kızılay'ın ve IHH'nın dağıttıkları kumanyalarla bazıları bir şekilde yemek yapmakta, bazıları da dağıtılan ekmek ve su ile beslenmekte. ATME yi özetleyen kelimeler AÇLIK, SUSUZLUK, KITLIK, TEMİZ SU ve HİJYENİK ŞARTLAR YOKSUNLUĞU (ör/ tuvalet, çocuk bezi..vb.) ve UMUT… Benzeri bir yer yine KİLİS sınırında da bulunmakta.

Suriye'nin içinde ise durum çok daha vahim. İnsanlar ahırlarda, çadırlarda, camilerde, inşaatlarda, okullarda, açık alanlarda, bulabildikleri, aklınıza gelemeyecek yerlerde ve şartlarda yaşamak zorunda kalmışlar. Bayramda ziyaret ettiğimiz bir yerde dört aile, savaştan önce ahır olarak kullanılan bir yerde yaşıyorlardı. Kendi özel yaşam alanları sadece perde veya çarşaf gibi ince bez parçalarıyla ayrılmaktaydı.. Her ailenin  yaklaşık 10-12 metrekarelik bir yaşam alanı vardı. Ve burada bazı şanslı ailelerde bulunan çok eski bir buzdolabı, yerde kilim, yastık ve battaniye bulunmaktaydı. Hava kararınca şanslı ailelerde bulunan jeneratör sesleri karışıyordu karanlığa. Zira Suriye nin çok büyük bir kesimine günde sadece 2 saat veya hiç elektrik verilmiyordu. Tabi elektrik olmayınca yaşam da kısıtlanıyordu. Suriyede işleyen bir fabrika, market vb yerler bulunmuyordu. Zira öyleki fırınlar bile çalışmıyordu. İşin acı tarafı fırınlar çalışmayınca insanların tek bulabildikleri ekmeği de bulamaz olmuşlar. Mücahitler kendi imkanları ile ülkenin çeşitli yerlerinde fırınlar kurmuşlar ve buralarda ekmek pişirip halka ücretsiz dağıtmaya başlamışlar. Ancak un fabrikaları çalışmayınca ülkede un bulunamaz olmuş, Suriye de görüştüğümüz herkes bizden UN istediler. Bir şekilde ekmek yapıp halka ulaştırmak zorundaydılar zira bazı bölgelerde insanlar açlıktan ölme noktasına gelmişler.

Bazı Suriyeli doktorlar, ailelerini Suriye'de bırakıp Türkiye'de bu sınır bölgelerine gelmişler ve kendi imkanları ile gerek evleri gerekse pansiyonları kiralayarak Suriyeli hastalara yardım ediyorlar. görüştüğümüz meslektaşlarımız ilaç sıkıntısı nedeniyle mucahid çocuklarının, Suriyeli çocukların ateşler içinde kaldığını, bazen çok basit bir ateş düşürücü veya ağrı kesiciye bile erişemediklerini söylüyorlar. Yine böyle bir merkezde görüştüğümüz anestezi doktorunun her türlü anestezik ilaça, güçlü ağır kesicilere ihtiyaçları olduğunu bazen küçük cerrahi operasyon yapmak zorunda kaldıklarını ve bu tür operasyonların anestezi verilmeden yapıldığını (ki bunlardan birine bizde şahit olduk ve hastanın feryadı hala kulaklarımızda), bazen resüstasyon gereken hastalarda alet ve ilaç eksiği nedeniyle müdahale edemediklerini ve maalesef kaybettiklerini söyledi. Yine diğer doktor ve sağlık çalışanları gerek erişkin gerek çocuk çoğu hastanın hem Suriye de hem Türkiye de her türlü ilaca ihtiyaç duyduklarını söyledi. (bu tarz ihtiyaçlar daha çok çadırkentte kalmayan kardeşlerimiz için çünkü çadırkentlerde doktora ve ilaça ulaşım konusunda çok fazla sıkıntı bulunmuyor.) Gerekli ilaç listesini 25 STK ya gönderdiğini bunlardan sadece IHH ve Yeryüzü Doktorlarının yardımda bulunduğunu 23 STK dan herhangi bir cevabın bile gelmediğini söylediler.

Görüştüğümüz Hatay İHH yetkilileri Suriyeli ailelerin her geçen gün arttığını ve buzdolabından tutun da erzak yardımına kadar  her türlü yardıma ihtiyaç duyduklarını, bu sürecin uzaması durumunda kışın ciddi battaniye ve kışlık giysi ihtiyaçlarının doğabileceğini söylediler.

Son olarak Reyhanlı ilçesinde görüştüğümüz bazı yetkililerden gerek hastane personellerinin (daha çok doktor dışı personellerin), gerekse sınırdaki bazı askerlerin Suriyeli kardeşlerimize hakarete varan kötü muamelede bulunduklarını, bunun travma geçirmiş olan Suriyeli kardeşlerimiz üzerinde çok ciddi etkilere sebep olduğunu belirtiler.

Türkiye'de halen Suriye içindekim durumla ilgili kafası karışık olan çok sayda insan var maalesef. En başta şunu söylemek gerekir ki direnişçiler SURİYENİN ÖZ EVLATLARIDIR. Direnişin mektepleri Suriye'nin CAMİLERİDİR.

Direnişçilerin %90'ını Müslümanlar oluşturmakta, kalan %10'u da Baas zülmüne bir şekilde uğramış diğer din mensupları oluşturmakta; hatta direnişçilerin safında baas zülmüne uğramış Alevilerin olduğunu da duyduk. Savaşla birlikte Müslüman olmayan direnişçilerde İslama ilginin başladığını, Müslüman olan direnişçilerde ise daha bir dindar yaşamın yayıldığını duyduk. Görebildiğimiz direnişçiler arasında yaşları 16-17 yaşında gençlerde bulunmaktaydı. Görüştüğümüz direnişçiler bizlere: “Babalarımız zillet içerisinde yaşadı. Biz aynı zilleti bu güne kadar yaşadık ancak Allah’ın izniyle çocuklarımız bu zilleti yaşamayacak. Biz zillet içinde yaşamaktansa onurlu bir şekilde ölmeyi tercih ettik. Biz Allah adına, Allah için yola çıktık ve sadece O’na güveniyoruz. Sıkıntı ne kadar fazla ise zafer umudumuzda o kadar fazla, sıkıntımız çok ama umudumuzda çok, zafer yakındır inşallah." dediler. Hepsinin gözlerinde direnişin verdiği heyecan ve umut vardı.

Özgür Suriye Ordusu diye bilinen grup ise  halka ateş açmayı reddedip ordudan kaçan ve silahlı mucadeleyi fitilleyen grup olması açısından önemli ancak aslında şu an özgür suriye diye bir grup yok. Direnen gruplarda daha çok halk var. Direnen bir çok grup var. Son yapılan çalışmalarla tüm grupların tek çatı halinde toplanıp güç birliği amaçlanmakta.

Tüm bu yaşananlara seyirci kalmamak için bizlerde bir şeyler yapmak istedik ve Diyarbakır Özgür-Der olarak SURİYELİ MUHACİR KARDEŞLERİMİZE YARDIM KOMİSYONU nu kurduk. Amacımız kendi reklamımızı yapmak değildir. Bizler olayı yakinen gören kişiler olarak olayı gördüğümüz için daha bir sorumlu olduğumuzu hissettik ve bu yüzden kurduğumuz komisyonla halkımızı Suriye konusunda daha bir harekete geçirmeyi, gelen yalan haberler ve yanlış bilgiler açısından uyarmayı ve yardımlar toplayıp kardeşlerimize ulaştırmayı hedefledik. Olayı ve bölgeyi yakinen görmek isteyen arkadaşlara aracı olmayı amaçladık.

Aynı özveri ve fedakarlığı HATAY merkez için söyleyemiyoruz;

Hatay şehir merkezinde yaşayan Esad yanlıları Hatay daki yardım kuruluşlarını ‘el kaide’ yuvası olarak lanse ettiklerini, içeriye gönderilen yardım malzemelerinin aslında yardım malzemesi değilde silah ve muhimmat olduğu konusunda iftiralarını görüp duymaktayız. Parantez açmamız gerekirse Hatay merkezi dışında Suriyelilere herhangi bir baskı genel anlamda yok bilakis halkın çoğu Suriyelilere yardım konusunda seferber olmuşlar. Ancak aynı şeyleri Hatay merkez için söyleyemiyoruz. Hataylı Esad yanlıları çeteler kurup yaralı Suriyelilere saldırmakta, Suriyelilere evlerini açanları tehdit etmekte, Suriyelilerin kendi dükkanlarında alışveriş yapmalarına izin vermemekte ve esnafı bu konuda tehdit etmekte, bu çevreler; Antakya’da gördükleri her sakallıyı Suriye istihbaratının da yardımıyla fotoğraflayıp sosyal medyada yayınlamaktalar.

Bununla da kalmayıp “sakallı” kimselerin alışveriş yaptıkları dükkânları da fişleyerek sosyal medyada “hain esnaf” olarak hedef göstermekteler. Tüm bunları da dünya barış gününde barış adına yürüyen o barış yanlısı grubun yaptığını duyduk. Polisin müdahalesini feryat figan duyuranlar kendi yaptıkları Esedvari zulumlerini görmemekteler. Bu tarz kötü olaylar nedeniyle Hatay merkezde gergin havayı solumak hiç zor olmadı. Kötü ve çirkin iftiralarla karalanmak istenen başta İHH çalışanları,  depo ve merkezleri olduğunu duyduk. İHH bu nedenle Hatay'daki tüm çalışma ofisi, depo, yaralı Suriyelilerin bulunduğu merkezleri, şehir dışından yardım için gelen kişilerin kaldığı (bizlerin de her ziyaretimizde kaldığımız) misafirhaneyi kapatmak zorunda kalıp Reyhanlı'ya taşıdığını duyduk.

Hatta inanılması güç ama Antakya'da oturan TC vatandaşı bazı koyu Aleviler sınırdan öteye geçip direnişçilerle savaşıp geri geliyorlarmış. Yaralanıp hastaneye kaldırılanlar kendilerine direnişçilerin saldırdıkları iftirasını atıp iyileştikten sonra kalkıp gidip direnişçilere karşı savaşacaklarını belirtiyorlarmış. Kendi içimizdeki Esedçileri da bilmemiz gerekir.

Yapabileceklerimize gelmeden önce Suriyeli kardeşlerimizi kategorize ettiğimizde;

1) ÇADIR KENTTE YAŞAYANLAR

2) ÇADIRKENT DIŞINDA KENDİ İMKAN(SIZLIK)LARI İLE KALANLAR

3) ESAD ZÜLMÜNDEN KAÇIP TÜRKİYE'NİN SINIRLARINDA YAŞAYANLAR

4) SURİYE İÇERİSİNDE YAŞAYAN HALK

Sınır bölgelerinde İHH dışında bir yardım kuruluşuna rastlayabilmek mümkün değil.

NE YAPABİLİRİZ?

 

1) Öncelikle duyarsızlığımızı kırmalıyız.

Öncelikle entelektüel tartışmaları bırakıp harekete geçmeliyiz ve elimizden gelen her yardımı yapmalıyız. Yardımlar çok çok yetersiz. İHH Yetkilileri Suriye konusunda Türkiyenin çok çok yetersiz kaldığını söylediler. Arakan için toplanan paranın beşte biri bile Suriye için toplanamadı. Diyanet ve bazı resmi kuruluşlar hatta bankalar bile Arakan için yardım kampanyası başlatmışken yanı başımızdaki Suriye için bu tarz kampanyaların olmadığından yakındılar.

Zalim bir liderden kaçıp sadece emin bir belde bulabilmek umuduyla kaçan kardeşlerimize kucak açmak, onlara evlerimizi açamasak bile yardımlarımızı göndermek bizim boynumuzun borcudur.

2) Suriye konusunda ciddi bir dezenformasyon yaşadığını görmekteyiz.

Direnişçileri ABD'nin silahlandırdığında tutun da, gerçek dışı 'kafa kesme' görüntülerine kadar, Suriye'deki ve Türkiye'deki Esed yanlısı çevreler, sürekli olarak yalan haber üretmekteler.

3) İLAÇ

Suriye'de yaşayan halka, şifa hastanesi ve benzeri sağlık kuruluşlarına, sınırda yaşayan halka  ciddi şekilde ilaç desteğinde bulunulmalı. İLAÇ, İLAÇ, İLAÇ!

4) HER TÜRLÜ YARDIM

Suriye halkına her türlü gıda, giysi, çocuk bezi, kişisel ihtiyaçlar…kendi imkansızlıkları içinde ev tutup hiçbir eşyası olmayan kardeşlerimize halıdan, buzdolabına, kapkacaktan, yatağa kadar her türlü ev eşyası, yardım kolileri, yiyecek malzemeleri, sınırda bekleyen kardeşlerimize başta yiyecek olmak üzere , giyecek, çocuk bezi, seyyar tuvaletler, başlarını sokacakları çadır veya brandalar. Sürecin ne kadar uzayacağı bilinmediği için ve önümüzün de kış olması hasebiyle ciddi şekilde battaniye ve halı, soba, kışlık giysiler ve her türlü nakdî yardım.

5) DUA ve MORAL DESTEĞİ

Görüştüğümüz her Suriyeli bizden öncelikle dua istedi, bizlerin onların yanında olmalarını bilmeleri onları çok sevindirdi. Her  görüştüğümüz Suriyeli kardeşimiz bizleri görünce çok sevindiler ve Allahın izniyle zaferin yakın olacağı duasında bulundular. Suriyeli kardeşlerimizin yanlarında yer aldığımızı gösterip morallerini yüksek tutmak amacıyla ziyaretlerimizi sıklaştırmalıyız. Dualarımız da unutmamalıyız

6) SURİYE GÜNDEMİ  GEREK KERMESLERLE GEREK PANEL, SEMİNERLERLE HER ZAMAN SICAK TUTULMALI, YARDIMLAR AZ DA OLSA SÜREKLİ HALE GETİRİLMELİDİR.

SONUÇ OLARAK

Zira biz bilmeliyiz ki Medine'de peygamber ve ashabı ne ise Türkiye'de Suriyeli kardeşlerimiz odur. Suriye halkı muhacirdir, bizlerin de ensar bilinciyle hareket etmemiz gerekir.

Zira biz bilmeliyiz ki o çocuklar, kadın ve yaşlılar bizlere emanettir. Medine halkı kendilerine bırakılan emanetlere sahip çıkarak bu sınavdan geçtiler. Peki ya bizler? Bizler geçecek miyiz? Emanete sahip çıkmamamın hesabı Rabbimiz tarafından bizden ciddi bir şekilde sorulacaktır.

Zira biz bilmeliyiz ki aramızda sınırların olması bizi kardeşlerimizden uzaklaştırmaz. VAN  bizim için neyse, Batman bizim için neyse, Mardin, İstanbul, İzmir bizim için neyse Suriye bizim için odur

Çünkü bilmeliyiz ki SINIRLAR ve TEL ÖRGÜLER HARİTALAR İÇİNDİR, KARDEŞLİĞİN VE İNSANLIĞIN SINIRI OLMAZ.

Zira bilmeliyiz ki sadece televizyondan izleyip sadec üzülmek bizi kurtarmayacaktır.

Elimizden geleni yapmalıyız, yapmalıyız çünkü belki yaptıklarımız rabbimiz katında mazeretimiz olur.

Son olarak Rıdvan Kaya'nın bir yazısında dediği gibi:

BİR ZALİM KINANMAK İÇİN DAHA NE KADAR KATLİAM YAPMALI
BİR HALK YARDIMI HAK ETMEK İÇİN DAHA NE KADAR ÖLMELİ?

resim-403.jpg

resim-400.jpg

resim-405.jpg

HABERE YORUM KAT

5 Yorum