İzmir Özgür-Der'de Yeni Türkiye Tartışmaları Konuşuldu

21.03.2015 21:38
İzmir Özgür-Der'de Yeni Türkiye Tartışmaları Konuşuldu
Özgür-Der İzmir Şubesi Alternatif Eğitim Seminerleri'nde bu hafta Kenan Alpay'ın sunumuyla 'Yeni Türkiye Tartışmaları' konusu işlendi.

Kenan Alpay, sunumunda özetle şunları anlattı:

Yeni Türkiye söyleminin sadece siyasî değil, toplumsal yönü de var. Eski Türkiye – Yeni Türkiye tartışmaları bir siyasî kampanyanın tezahürü. AK Parti'nin meşruiyeti, ileriye dönük misyonu için var. Siyaseti de kuşatan daha geniş bir çerçeveye sahip.

Eski Türkiye – Yeni Türkiye tartışmaları bir rekabetin, mücadelenin, savaşın göstergesi. Atatürk İlke ve İnkılapları'ndan sapma, devrim kanunlarının bırakıldığı bir söylem olarak algılanıyor sistem yanlıları tarafından.

'Genç Subaylar Rahatsız' manşeti, rejimin toplumu nasıl terbiye etmek istediğine dair veriler içeriyor. Tam anlamıyla eski bir Türkiye'den ya da tam anlamıyla yeni bir Türkiye'den bahsedemeyiz. Eski Türkiye'nin işleyişini temsil eden doneler halen mevcut ama bir kısmı kırılmış durumda.

Cumhuriyet ilan edildiğinde, ilelebet payidar kalacağı, işleyişini kıyamete kadar sürdüreceği ilan ediliyor. Atatürk İlke ve İnkılapları'nı ayakta tutan temel paradigma batılı, ulusalcı temeller. 'Hakimiyet, bilâ kayd-u şart milletindir' sözü Fransız İhtilali'nden beri söyleniyor. Hakimiyet ise millette değil; asker, sermaye ve aydın sınıfında. Kemalizm evet bir semboldür ama bu hegemonya ayakta durmak adına bu tür sembolleri kullanıyor. Hilafet ve İslam cumhuriyeti ile yola çıkılıp, ardından Lozan'dan sonra verilen sözler sonrası bunların reddi durumu var. Mustafa Kemal 'Biz ümmetçilik yapıyoruz demedik, yaparız dedik. Biz turancılık yapıyoruz demedik, yaparız dedik.' türü sözlere sahip. Toplumsal düzenin değiştirilmeye çalışılması, medenî kanun vs. Rejim kendini batı ittifakının askerî bir parçası saydı. 'Yurtta sulh, cihanda sulh' sözü, Birinci Paylaşım Savaşı'nda verilen kararlar, yeni sınırlar, rejimler ne olursa olsun ben bunlara müdahale etmeyeceğim demektir. Ekonomik alanda batılılaşma; eğitimin laik, seküler, ulusal hale gelmesi. Ezanın değiştirilmesi, harflerin değiştirilmesi, din ve ahlak derslerinin kademeli olarak azaltılması, imam hatip dengi okulların kapatılması. Babası molla, ulema, müfessir olsa bile, kemalizmi içselleştiren gençliğin oluşması.

İkinci Dünya Savaşı sırasında galip devletler, TC'nin soğuk savaş sırasında Sovyet Bloku'nun etkisinden kurtarılması kararını verince, devlet halk evlerini ve köy enstitülerini kapatmaya başladı. Burdan çıkanlar Sovyet sempatizanın oluyordu zira. Toplumsal ve dinî baskıları azaltan kimi değişiklikler yapılsa da, Demokrat Parti büyük farkla başa geçti. 1960 darbesi oluyor ama 1961 Anayasası'nda sağ, sol, milliyetçi ve İslamî kesimlerin önünü açan değişiklikler yapılıyor. Yurtdışından çevrilen İslamî eserler, oralardaki hareketler ve hareketlilik hakkında bilgiler verdi. İslam dünyasındaki siyasi durum öğrenilmiş oldu. 1969'da Millî Nizam Partisi kuruldu (Birinci aşama). İlk defa Filistin'in özgürlüğü dillendirilmeye başlandı. Arap – İsrail Savaşı sırasında toplumda infial uyandı. 1971'de Millî Nizam Partisi kapatıldı, Millî Selamet Partisi kuruldu. Ecevit ile koalisyon yapıldı. Afganistan, Filistin, Eritre, Patani gibi dört bir yandaki direnişlere ilgi duyan bir hale gelindi. 1979 İran Devrimi, SSCB'nin Afganistan'ı işgali gibi süreçlerle duygu, duyarlılık ve ilgi siyasî bir boyuta evrildi (İkinci aşama).

1980 darbesi ile toplumun tüm kesimleri baskı altına alındı.

1995'e gelindiğinde, belediye seçimleri olmuş olsa bile (üçüncü aşama), İslamî duyarlılığın olmadığını söylemek mümkün değil. 1993'ten beri devletin kumpasları var islamî kesime yönelik; Uğur Mumcu, Bahriye Üçok suikastleri; Sivas olayları. 1996'da irtica birinci tehdit haline getiriliyor. İHL mezunlarının istediği fakülteye girebiliyor oluşu; on yıl sonra savcı, hakim, kaymakam vs. her yeri oldurmuş olacaklar söylemleri var. İslamî kesimin çok çocuk sahibi olurken, laik ve seküler ailelerin az çocukla yetinmesi söylemi var. Fadime Şahin olayı gibi absürd durumlar yaşanıyor.

28 Şubat ile birlikte TSK, yargı, sanat, spor, üniversite camiaları topluma yoğun bir sekülarizasyon propagandası yapıyor. Ama toplum eline fırsat geçtiğinde ayıya dayı demeyi bırakıyor.

2002 seçimleri (dördüncü aşama). 1 Mart tezkeresi kırılma noktası. İsrail'i kurulduğunda ilk tanıyan halkı müslüman ülke olmuş, Kore'ye ABD için asker göndermiş, Cezayir olaylarında Fransa'nın yanında durmuş, AB sürecindeki bir ülke için ileri bir adım.

2007 yılı, Hrant Dink ve Rahip Santoro cinayetleri, 27 Nisan muhtırası; 2010 Davos Zirvesi, referandum; Gezi olayları, Gülen cemaatiyle yaşananlar ilerleyen dönemlerdeki köşe taşları.

Gezi'deki taleplerin tamamı, bürokratik oligarşiyle hesaplaşmanın önünü kesecek; ülkenin ekonomik olarak kalkınmasını ve siyasi olarak istikrar kazanmasını önlemeye dönük talepler.

Birçok şey semboller savaşı üzerinden yaşanıyor. Yeni köprüye verilecek Yavuz adı; içeride beşinci kol faaliyetlerine izin verilmeyeceği; dışarıda ise doğu sınırlarının güvence altına alınıp Batı'ya karşı güçlü bir duruşu teminat altına almak demektir.

Osmanlıca dersleri tartışması gibi konular, yine eskiyle olan bağı gündeme getiriyor.

Toplum tarafından yapılması gereken ise, 'Hükümetten, devletten şu an neler talep etmeliyiz?' sorusuna gerçek cevaplar bulmak.

Başörtüsü sorunu büyük ölçüde çözüldü; eğitimin özgürleşmesi alanında önemli adımlar atıldı. Yapılanların yanında yapılması gerekenler de yüksek bir sesle dillendirilmeli.

Haber: Fazlı İnderin

 

Etiketler: ,
  • Yorumlar 0
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim