1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. “İttihatçılık İdeolojisi ve Askeri Vesayet Geleneği”
“İttihatçılık İdeolojisi ve Askeri Vesayet Geleneği”

“İttihatçılık İdeolojisi ve Askeri Vesayet Geleneği”

Üsküdar Gençlik Merkezi’nin periyodik olarak düzenlediği “Dinamik Tarih Konuşmaları” programlarının sonuncusu 27 Nisan’da Altunizade Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

A+A-

Üsküdar Gençlik Merkezi’nin periyodik olarak düzenlediği “Dinamik Tarih Konuşmaları” programlarının sonuncusu 27 Nisan’da Altunizade Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. “İttihatçılık İdeolojisi ve Askeri Vesayet Geleneği” konusunun ele alındığı programın katılımcıları Doç.Dr.Ahmet Yıldız ve Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya idi. Katılımcılar, yönetici Ersoy Dede’nin yönlendirmesiyle birçok kez söz aldılar.

Ahmet Yıldız, 27 Nisan ‘e-muhtırası’nın ordu-sivil siyaset ilişkileri açısından bir kırılma noktası olduğunu ifade ettikten sonra sözlerine şu şekilde devam etti:

dsc_1001.jpg“Osmanlı’da Tanzimat’la beraber iktidarın belirleyicisi padişah olmaktan çıkmış, Batı’da eğitim görmüş elit aydınlar siyasette baskın roller almaya başlamışlardır. Batıcı/İttihatçı düşünce aydın sınıfında olduğu gibi orduda da taraftar bulmuş, askerler arasında bu siyasal zihniyet gittikçe yaygınlaşmıştır. Osmanlı aydın ve askerleri, yürüttükleri politikaları “milletin adına” ve “vatanı kurtarmak için” şeklinde meşrulaştırmışlardır. Bu meşrulaştırma, doğal olarak söz konusu kesim için bir dokunulmazlık alanı doğmasıyla sonuçlanmıştır. Burada dikkat çeken nokta, “millet” isminin sıkça telaffuz edilmesine karşın gerçekte halkın oldukça edilgen bir pozisyonda bırakılmasıdır. Halkın kimi isteyip neye karar vereceği gibi konular, pek gündeme getirilmemiştir.

Türkiye’nin modernleşmesi sürecinde ordu, zihinsel açıdan tek bir renkten ibaret değildir. Örneğin Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kuran paşalar da uluslaşma, modernleşme, laikleşme gibi konulara sıcak bakmaktaydılar. Ancak bu partinin müntesipleri halkın irade ve kararını da gözeterek zamana yayılmış bir değişim sürecini öngörüyorlardı. Netice olarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası siyaset sahnesinden tasfiye edilmiş, modernleşme usulü açısından otoriter/radikal renk hakim olmuştur. Aynı zamanda cumhuriyetle beraber Mustafa Kemal ve kadrosu tarafından eski İttihatçı kadrolar da işlevsiz hale getirilmiştir.

İttihatçılar ve zihinsel açıdan onların devamı olan Kemalist kadrolar, vesayet anlayışına uygun olarak kendilerini siyasal, etnik, kültürel açıdan halktan üstün gördüler. Onlara göre siyaset, istedikleri zaman müdahale edebilecekleri bir oyundu. Vesayet sisteminin öngördüğü düzende azınlığın çoğunluğa tahakkümü çeşitli kurum ve organlarla pekiştirilmişti.

Bugün geldiğimiz noktada ise siyaset, yargı, ordu gibi birçok organ ‘normalleşme’ yolundadır. Bu değişimin daha hızlı ve kalıcı olabilmesi için “bir milletin babası” konumuna oturtulan kişi kültüne mutlak surette itiraz edilmesi, karşı çıkılması gerekir.

Ahmet Yıldız’dan sonra söz alan Rıdvan Kaya, günümüzde darbeciliğin ve vesayetçi zihniyetin gözden düşmeye başladığını ifade ederek başladığı konuşmasında özetle şunları ifade etti:

dsc_1002.jpgİttihatçılık, “vatanın ve milletin kurtuluşunun formülünü” elinde tuttuğunu iddia eden sivil-asker seçkinlerin politikalarını uygulamak için yürüttükleri mücadele olarak anlam kazanmıştır. Bu zihniyetin ilk tezahürü olarak 1876’da Sultan Abdulaziz’in zorla tahttan indirilmesi gösterilebilir. İttihatçı/vesayetçi mantık aynı zamanda pragmatik bir karaktere sahiptir. Örneğin ulusalcı siyaset yanında zamanında “İslamcı” politikalarla da kendine alan açmaya çalışmıştır.

İttihatçı düşünce, cumhuriyetin kurulmasıyla beraber Kemalist kadroların fikir ve icraatlarında hayat bulmuştur. Eski İttihatçı kadroların düşünüp de uygulamaya geçiremediği birçok fikri Kemalist düzen oldukça radikal bir biçimde gerçekleştirmiştir. Örnek olması açısından Mustafa Kemal’in “Gençliğe Hitabe” metni tipik bir İttihatçı zihinle yazılmıştır.

İttihatçı/vesayetçi düşünce sahipleri zihinsel, siyasi ve toplumsal anlamda bugün yenilgiye uğramışlardır. Ancak bu, darbe/sivil siyasete müdahale tehlikesinin kesin olarak ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Bugün dahi, siyasi planda Kemalizm ‘partilerden bir parti, ideolojilerden bir ideoloji’ mesabesinde değildir. Siyasetin ana unsuru, temel belirleyicisi olması yolunda Kemalizm hala belli çevreler tarafından ısrarla savunulmaktadır. Aynı zamanda eğitim alanında resmi ideolojinin tahakkümü yeterince geriletilebilmiş değildir.

Bugün darbelerle ve vesayetçi zihinle tam olarak hesaplaşabilmenin yolu, doğrudan doğruya Kemalizm ve resmi ideoloji ile yüzleşebilmekten geçmektedir.  

Program dinleyicilerden gelen soru ve katkılarla son buldu.

Haber: Mücahit Gökduman

dsc_0994.jpg

HABERE YORUM KAT