1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İtikat Krizi: Laikliğe İtibar Kazandırma Çabası
İtikat Krizi: Laikliğe İtibar Kazandırma Çabası

İtikat Krizi: Laikliğe İtibar Kazandırma Çabası

“Kemalist laiklikle mücadele eden bir toplumu liberal laikliğe sığınmaya yönlendirmeye kalkışmak bir itikat krizidir.”

A+A-

“Türkiye’de hangi derde deva oldu ki, Başbakan ilaç diye laik devlet modelini İslam coğrafyasına telkinde ısrar etmektedir?” diye soran Kenan Alpay, Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Afrika turunda laikliğe itibar kazandırma çabasını yorumladı:

Modern Siyasal Tabu: Laik Devlet / Kenan Alpay

Başbakan Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Libya gezisi yeni Orta Doğu dengeleri üzerine pek çok tartışmayı beraberinde getirdi. Tartışmalar devam ederken iç politikada olduğu kadar dış politikada da ‘laiklik’ meselesinin önemli bir yer tutacağı anlaşılıyor.

Başbakan Erdoğan’ın Mısır halkına ‘laik devlet’ önerisi ile başlayan sürecin gayet planlı ve ısrarlı bir siyasal söylem olduğu devam eden süreçte daha iyi anlaşılmış olmalı. Başbakan Erdoğan’ın ‘laiklik’ önerisini genişletilmiş izahlar eşliğinde Tunus ve Libya’da da sürdürmesinin doğru ve yanlışlığı kadar sebepleri ve hedefleri itibariyle de tartışılması gerekiyor. Sömürgeci Batı’nın işbirlikçisi despot rejimlerden henüz tam olarak kurtulamamış, halen kendi içinde denge kurma mücadelesi veren Müslüman toplumlara yapılan bu ‘laik telkin’in neye ve nereye tekabül edeceği üzerinde etraflıca durulmalı.

Kuzey Afrika’da despotik rejimlere karşı halk hareketleri başladığı andan itibaren bütün güç merkezleri bu hareketlere isim, sıfat, menşe ve hedef belirlemek üzere adeta yarışa girdi. Peki, söz konusu güç merkezleri uzun yıllar boyunca despotik iktidarların demir yumruğu altında ezilen Müslüman toplumların en temel hak ve özgürlük taleplerine nasıl karşılık verdi? Elbette ki “Başka bir ülkenin iç işlerine müdahale edilemez!” bahanesiyle kulaklarını tıkayarak. Üstelik enerji ve silah anlaşmaları başta olmak üzere yerli despotlarla her türden işbirliğini geliştirmekte pek hevesliydiler.

Şimdilerde ise bu güç merkezleri Mübarek, Zeynel Abidin Bin Ali, Kaddafi gibi işbirlikçi despotların arkasından konjonktür gereği ağlama ve ağıt yakma imkanı bulamıyorlar. Fakat yeni kurulacak rejimlerin de eskilerinden farkı olmaması için bütün imkanlar seferber ediliyor. Yıkılan despotik rejimlerin henüz dumanları tüterken yeni kurulacak rejimlerde belirleyici olmak üzere bu ülkelere AB, ABD, Rusya, Çin’in yanı sıra Türkiye’den de ciddi bir ilgi yoğunlaşması oldu. İlgi alanları ise sadece iktisadi, askeri, diplomatik beklenti ve tekliflerle sınırlı kalmıyor. Anayasanın içeriği başta olmak üzere bu ülkelerde kurulacak siyasal sistemin alacağı şekil şimdilerde acil gündemin merkezinde yer alıyor.

Nasıl Bir Devlet Modeli?

Nasıl bir devlet modeli? Bu soru en temel hak ve özgürlüklerine kavuşmak için canları pahasına sokaklara dökülmüş insanlar kadar, hatta belki daha fazlasıyla Orta Doğu ve dünya genelinde nüfuz oluşturmak, nüfuzunu korumak isteyen devletleri de ilgilendiriyor. “Bir ülkenin iç işlerine müdahale edilemez!” prensibi, şartlar gereği rafa kalkmış durumda. Müslüman toplumların Batı ve İsrail menfaatleriyle çatışmayan yönetimler altında tutulması şartıyla krallık, askeri cunta, oligarşi veya demokrasi gibi rejimlerden herhangi birine mecbur bırakılması emperyalizm açısından yeterli sayılmaktadır.

AK Parti hükümetinin son on yıllık iktidar deneyimlerini Başbakan Erdoğan’ın gezisiyle bölge ülkelerine taşıma niyeti (...)

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ...

 

HABERE YORUM KAT

4 Yorum