1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. İtidal değil düpedüz ricat bu
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

İtidal değil düpedüz ricat bu

A+A-

Salı günkü grup toplantısında, demokrasi manifestosu sayılabilecek o muhteşem konuşmayı yapan Başbakan Erdoğan’ın yardımcısı Cemil Çiçek, TSK’nın komuta kademesinin, Balyoz sanığı askerleri ziyaretini “mesleki dayanışma” kapsamında değerlendirerek şöyle buyurmuş:

“Genelkurmay Başkanı ziyaret etmeyecek de başkası mı ziyaret edecek. Kurumdan bu kadar kişi tutuklanmış, hapse atılmış. Ziyaret etmek sorumluluğudur. Kendisinden beklentilerin karşılığıdır. Niye ziyaret etti diye eleştirenler, haksız. Gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ı nasıl cezaevinde ziyaret ettiyse, Orgeneral Koşaner’de bu ziyareti yapar, gayet doğaldır.”

Geçen hafta da yazmıştım, AKP’nin müesses nizamla demokratikleşme ekseninde verdiği mücadelede Çiçek’in bir denge unsuru olduğu sır değil.

Ancak onca komploya ve darbe girişimine karşın sekiz yıldır iktidar olan ve bir dönem daha konumunu muhafaza etmesi kuvvetle muhtemel bir partinin “denge” kurma adına mücadele ettiği zihniyetin açıklarını, yasalara göre suç sayılan fiillerini kapatması da gerekmiyor sanırım.

Normalleşme yolundaki İspanya gibi ülkelerde muadilleri, ancak savunma bakanının üç müsteşarından biri olan Genelkurmay Başkanı Koşaner’in ve bazı Kuvvet Komutanlarının, haklarında çok ciddi ithamlar bulunan askerleri ziyaret etmesi, emekli Askerî Hâkim Ümit Kardaş’ın tabiriyle, TSK’nın otonomluğunu koruma ve kamuoyuna göstermeye yönelik mecbur olduğu ritüellerinden biridir.

Dolaysıyla siyasilerin, bir askerî bürokratın amiri olan Bakan’ı falan atlayıp, direkt Başbakan’la “zirve” yapmasını ya da darbe iddialarını soruşturan mahkemeleri “komplocu” ilan etmesini “doğal” karşılamaları, merkez partisinin kimi açılardan zorunlu olduğu itidal sapağından ziyade “ricat”a denk düşer.

Öyle ya, karargâhın yukarıda sıraladığımız adımları, meşruiyeti oluşmuş bir kozun kullanması değil, açığı ortaya çıkan, sıkışan bir yapının eleştirileri ve tepkileri göze alarak kalkıştığı bir intihar girişimidir.

Derdi sivilleşeme, şeffaflaşma ve demokratikleşme olan bir iktidar partisinin işi, statükonun bu açıklarını tolere etmek, gerekçelendirmek midir yoksa bunları ifşa etmek mi?

Belli ki, merkez medyanın ve TC Halk Partisi’nin, dava süreci devam ederken, Balyoz ve Ergenekon sanıklarının yakınlarından derledikleri “bir yudum insan” hikâyeleri bazı AKP kurmaylarının gözünü korkutuyor. Bu yüzden de, “radikal demokrat” görünmeyelim kaygısıyla Türkiyelilerin karnının fazlasıyla tok olduğu “ordumuz da ordumuz” teranesine sarılıyorlar.

Ey AKP yöneticileri, radikal demokratlık referandumda değişime yüzde altmış oranında oy veren Türkiyeliler için ürkütücü marjinal bir tavır değil artık, görmüyor musunuz?

Seçimlerde oyuna talip olduğunuz milliyetçi seçmenin kalesi MHP bile, bu gerçeğin farkına varıp refleksleri günden güne demokratikleşen tabanı tutmak kaygısıyla, Balyoz sanıklarına destek için geçtiğimiz günlerde Ankara’da düzenlenen “mini Cumhuriyet” mitingini, yargıya müdahale girişimlerini tasvip etmediğini açıklıyor, farkında değil misiniz?

Şimdi değil de ne zaman?

Yanlış hesap Bağdat’tan döner

Haziran seçimlerinde Hayko Bağdat’ın İstanbul 2. Bölge’den aday olması gündemde. Geçtiğimiz hafta bir grup aktivist, bu konuda BDP yöneticilerinden açıkça “destek” de istediler. Duyumlarıma göre BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş mevzuu değerlendireceklerini söylemiş. Partinin Kürt olmayan isimlere batı illerinde üç ya da dört kişilik bir kontenjan ayırdığı belirtiliyor.

Kürt siyasal hareketinin, seçim öncesi fiili ittifaklarda sicilinin pek temiz olmadığını biliyoruz. Kendilerine alternatif olabilecek demokratlarla önce uzlaşıp, sonra sandıkların konulmasına beş kala “önderliğe hakaret” gibi son derece “ilkesel” gerekçelerle ittifakları bozmalarına aşinayız. Türkiyeli demokratların yüz akı Baskın Oran’ın seçim döneminde başına gelenler de hepimizin hafızasında.

Bu seçimler Kürt siyasetin değişen Türkiye’ye ne derece uyum sağlayabileceğinin de göstergesi olacak.

Bakalım, statükonun ideolojik aygıtı olan partilerle seçim ittifakını ciddi ciddi tartışan BDP, Türkiyeli demokratlarla en azından bir dirsek temasına girmeyi başarabilecek mi?

İzliyoruz.

Türker’in vicdanı

Radikal yazarı Yıldırım Türker’in çok güvendiğim vicdanın sesi olan o muhteşem dili, en netameli zamanlarda hep devreye girmiştir. En demokrat kalemlerin bile başını kuma gömdüğü, vantrilokluğa soyunduğu dönemlerde Türker hep haykırmıştır.

Ne var ki gazetenin sayfalarında pazar ve pazartesileri kendisi için gezindiğim Türker, son dönemlerde solun genişçe bir kesiminde hâsıl olan “AKP’li görünmeyelim” paranoyasından az da olsa mustarip görünüyordu.

Dün Radikal’deki “Soner Yalçın sınavı” isimli yazısını okuyunca “Oh be” dedim. Ortalık cep Voltairelerinden geçilmezken, üstelik de köşe komşularının mahalle baskısına rağmen “Faşist bir işadamının muhalif bir basın emekçisi olarak portresini yutturamayacaksınız” cümlelerini okuyunca, Türker’in bendeki kredisinin öyle kolay kolay tükenmeyeceğini bir kez daha anladım.

melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT