İsteselermiş çözerlermiş ama istememişler

02.12.2012 01:01

Faruk Köse

Hani, olur da, bu kadar olmaz yani.

Anladık, “toplumsal beklentiler”i karşılamayacaksınız. “Müslümanların dertleri”ni tedavi etmeyeceksiniz. “İnanan insan”ın haklarının iadesi için hiçbir şey yapmayacaksınız da, bunu bu kadar pervasızca, sanki alay edermiş gibi söylemeyin bari.

Öyle bir problemdir ki, toplumu yakıp kavuruyordur. “Problemleri çözmen için” halk sana güvenmiş, iktidara getirmiştir. Bağrından çıktığın, “seni sen yapan destek”i sana veren “inançlı kesim”e karşı “vefa borcu”n vardır.

Ama sistem sıkıntılıdır, şartlar çok kötüdür, rejim katıdır; bazı şeyler elden gelmiyordur. “Kontrol edemediğin güçler” vardır, ya da “gözetmek zorunda olduğun dengeler...” Gücün yetmiyordur, çare bulamıyorsundur, “çözmek istiyorsun”dur, ama çözemiyorsundur.

Bunlar bir nebze olsun mazur görülebilir. Bir yere kadar anlayışla karşılanabilir. Belki “Sırası gelecek” kabilinden tevillerle, “onlar da bizden” gibisinden hoşgörmelerle, “bunca şey yaptılar ya” türünden ikamelerle, “nereden nereye geldik” tarzında avunmalarla durum idare edilebilir.

Bu arada hep bekleniyordur, “ha bugün, ha yarın” diye. Bir şeyler olacak da bu kanayan yara tedavi edilecek sanıyorsundur. Zaman su gibi akıyor, yıllar yılları kovalıyor, ama bir türlü gelmiyordur beklediğin.

Oysa aynı esnada “aşılmaz” zannettiğin öyle şeyler “aşılıyor”dur ki... “Dokunulmaz” bildiğin öyle güçlere, öyle odaklara “dokunuluyor”dur ki... “Mümkün değil” dediğin öyle işler “yapılıyor”dur ki... “Çözülmez” sandığın öyle problemler “çözülüyor”dur ki...

Ama, toplumu bu kadar uzun süredir, bu kadar derinden sarsan bir yaraya bir türlü merhem sürülmüyor, kimse oralı olmuyordur.

Peki sebep?

“Hükümet olduk ama iktidar olamadık” denmiştir; ama artık “hem hükümettir, hem iktidardır, hem de muktedir...”

“Kurumların ittifakı sağlanmalı” denmiştir; ama artık kurumlar arasındaki “uyum hiç olmadığı noktada”dır; muhalefet’in desteği bile hazırdır, “oylama sorunu” yoktur. “Onay mercii” olan Cumhurbaşkanlığı da, “lüzumu halinde son karar”ı verecek olan Anayasa Mahkemesi de çözüm için “kıvamında”dır.

Millet verebileceği “en yüksek avans”ı vermiş, ard arda iktidara getirmiş, tutabileceği en uzun süre “bütün devlet kurumlarına hükümran olacak kadar başta” tutmuştur.

Toplum desen zaten hazır, dört gözle bekliyordur. Kimsenin bu kangren olmuş sorunu görmezden geldiği, unuttuğu falan da yoktur. Tam 8 yıldır aralıksız devam eden eylemle sorun her gün “yetkililer”e hatırlatılıyor, “hak telepleri” gündemde tutuluyordur. “Haberimiz yoktu, kimse istemedi” gerekçesi de kalmamıştır.

Artık “çözüm vakti” gelmiş olmalıdır, değil mi? Mezeretler kalmamış olmalıdır.

Ama çözülememiştir.

Hayır, çözülmemiştir.

Başörtüsü sorunundan söz ediyorum. “Başörtülülerin oyları”yla iktidara gelmiş bir Hükümet’in bir türlü çözmediği başörtüsü sorunundan... Parti’nin ana kadrosunun eşleri ve kızları da başörtülü. Hükümet’in ekseriyetinin de hakeza...

Şimdi sorunun çözülmüş olması gerekirdi, değil mi? Ama bırakın çözülmesini, yeni bir yönetmelik çıkarılarak yasaklanmıştır.

Neden çözülmemiştir?

Çünkü çözüm is-ten-me-miş-tir.

Hayır, ne münasebet, iftira mı atmıyoruz! İtirafın tâ kendisi varken... Nitekim Milli Eğitim Bakanı bunu açık ve net olarak itiraf etti. Dedi ki:

“Eğer niyetimiz olsaydı, başörtüsünü bütünüyle serbest hale getirirdik.”

Ya, gördünüz mü? “Niyetimiz olsaydı”, ya da “isteseydik” diyor; “çözerdik.” Bu ne demek şimdi? “Çözmek istemiyoruz” demek. “Çözme niyeti bile taşımıyoruz” demek.

Görüldüğü üzere, aslında okullarda olsun, kamuda olsun “başörtüsü sorunu” artık “çözülebilmesi mümkün” iken, “müslümanların oyları”yla iktidara gelen Hükümet, Milli Eğitim Bakanı’nın tabiriyle “sorunu çözmeyi istemediği” ve hatta “çözme niyeti taşımadığı” için “başörtüsü yasağı” devam ediyor.

Ben ne yapayım, Bakan Bey öyle diyor!

Hükümet’in her her yaptığında ve yapmadığında bir hikmet arayanlar, bakalım bunu nasıl tevil edecekler?

¥

OLSA OLSA YEZİD OLUR

BTP Genel Başkanı Haydar Baş, Suriye’nin eli kanlı Alevi-Nusayri diktatörü için, “Esad şu anda Hz. Hüseyin’in rolünde” demiş.

Bence Esed, olsa olsa Yezid olur.

Hz. Hüseyin’i bu kadar aşağılamak pahasına Esed’i bu kadar yüceltmek size ne kazandıracak Haydar Bey?

YENİ AKİT 

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim