İsraillilerin Tutumunun Değiştiği İftirası

27.08.2016 10:48

Fehmi Huveydi

Normalleşmeye dair konuşmaların en güzel tarafı, oyunun açık hale gelmesi ve maskelerin düşmesidir. Bu konuda konuşmalar, artık kaçamak ya da utanç verici olmaktan çıktı.

(1)

 Mısırlı judo güreşçisi İslam Şehabi, müsabakanın sonunda İsrailli rakibinin elini sıkmayı reddedince Mısırlı aydınlardan biri el-Mısri el-yevm gazetesinde 14 ağustosta yayınlanan yazısında “Şihabi’nin hatası” başlığıyla Şihabi’nin bu hareketini eleştirdi. Diğer taraftan Brezilyalı ressam Vinny Oliveira, sahneyi farklı yorumladı. Oliveira, Mısırlı ve İsrailli güreşçinin yer aldığı karikatüründe İsrailli güreşçinin göğsündeki İsrail bayrağından kan damlar halde çizdi. Bununla Mısırlı güreşçinin rakibini, güreşçi olarak değil katil olarak gördüğünü göstermek istedi. Bu karikatür, Filistin meselesinin zihinden çıktığı bir normalleşme yandaşı ile meselenin zihninde yer aldığı Brezilyalı bir sanatçı arasındaki farkı açıkça ortaya koydu.

Bu kare, normalleşmeye çağıran Arap ve Mısırlı entelektüellerin konuşmalarını incelemeye bir giriş mahiyetindedir. Çünkü hepsi olmasa da çoğu, Mısırlı entelektüelin yaptığını yaptılar. Bunlar, sadece rüzgarın yönünü ve mevcut siyasi hesapları görür oldular. Genellemekte tereddüt etmiyorum. Çünkü Mısır’da iki kişiden biri böyle. Ya bunlar suçu tamamen göz ardı ediyorlar. Bunların zihninde Filistin’in gasp edilmesi veya yerleşimci işgal yer almıyor. En iyi durumda onlar, bir davanın olduğunu fakat seneleri o yolda heba ettikten sonra şu an onunla meşgul olmanın gereksiz olduğunu düşünüyorlar.

Gasp ve işgal meselesini unutmak, Mısır ve Arap ulusal güvenlik teorisinin temelini sallayan ölümcül başka bir kusur ifade ediyor. Siyonist devleti kurmak, on dokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren Siyonistlerin bir hülyası olmanın yanında Batılıların Mısır’ı kontrol altına alma ve ortadoğuda batılılara ait bir mızrak ucu kurma isteklerinin sonucuydu. Siyonizm tarihine bakan herkes, ilk ortaya atılan fikirlerden birisinin Siyonist Yahudi devletini Sina yarımadasında veya Uganda’da kurmak olduğunu iyi bilir. Bundan daha iyisi ise Mısır’ın içinde ve Nil nehrinin kenarında kurulmasıydı. İngiliz sömürgeler bakanı, 1903’te Uganda’da Yahudilerin özerliğinden bahsediyordu. Bunun yanında uluslar arası Yahudi konferansını temsil eden bir heyet bu amaç için oraya gitti. Fakat bu fikri kabul etmeden geri döndü. Mısır’ın batısında Libya topraklarında onlar için bir vatandan söz edildi. Fakat sonunda Allah’ın onlara vaat ettiği toprak olduğunu iddia ettikleri Filistin’de bir vatan kurma kararı aldılar.

Bunun yanında Filistin’in seçilmesi, üç hedefi gerçekleştiriyordu. Birinci hedef, Siyonizm hareketinin ısrarla peşinden koştuğu bir vatan fikriydi. İkinci hedef, bu şekilde Mısır’ı tehdit etmek ve takip etmekti. Üçüncüsü de Arap dünyasının kalbinde bir batı üssü kurmaktı. 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı tarafından ilan edilen Belfour deklarasyonunun arkasında bu vardı. 

(2)

İsrail kuruldu kurulalı bu arka plan vardı. Daha sonra bu, ulusal güvenlik teorisinin en önemli esaslarından birisi haline geldi. Fakat normalleşme için çalışanlar, bu teoriyi temelinden yıkan çabaları için üç tane delil öne sürüyorlar. Birincisi, İsrail’in eskisi gibi olmadığı ve zihinlerimizde yer alan şeklinden farklı bir görüntü sergiliyor olmasıdır. İkincisi, bölgede askeri ve ekonomik olarak önemli bir güç olması ve bölge haritasını değiştirecek bir ortak haline gelmesidir. Bu delile göre İsrail’i bu konuda tek karar merkezi olarak bırakmamamız gerekiyor.  Üçüncü delil ise Arapların İsrail’i 70 sene boykot etmesine rağmen herhangi bir şeyinde değişmemiş olmasıdır.

Birinci delil, en tehlikeli ve en kafa karıştırıcı olandır. Çünkü onların söylemine göre “Yeni İsrail”, aşırılık ve sağcılık olarak tarihinin en kötüsü. Naom Chomsky veya İsrail Şahak gibi İsrail karşıtı tarihçilerin sözlerinden delil getirmeyeceğim. Gideon Levy ve Amira Hass gibi İsrail’in ırkçı siyasetini eleştirenlerin kitaplarından da alıntı yapmayacağım. Bilakis hakim rejim unsurlarından çıkan yüzlerce şahitlikleri nakledeceğim. Onlardan bazıları şöyle:

- İbrani Üniversitesi siyaset bilimi bölümünden Prof. Zeev Sternhell, 24 mayıs 2015’te İsrail Plus internet sitesine verdiği röportajda  şöyle dedi: Bir devlet ve toplum olarak İsrail’in Filistinlilere karşı davranışları, faşist etkenlere dayanmaktadır. Bu durum, Nazilerin Almanya’da iktidara gelmesinden sonraki durumu çağrıştırıyor.

- Eski Başbakan ve savaş bakanı Ehud Barak şöyle dedi: İsrail’de faşizm görünüşleri iyice büyüyor. Hakim siyasi elitler de bunu teşvik ediyor. (Mikor Rişon gazetesi, 22/5/2016)

- Siyonist düşünür Einmar Kermez, aynı gazetede şöyle dedi: İsrail toplumunun Nazilerin Almanya’da iktidara gelmesinden sonraki duruma geldiği aşikardır. (17/5/2016)

- İsrail Genelkurmay Başkan Yardımcısı Yair Colan’ın şöyle dediği belirtildi: İsrail, yavaşça ama sürekli olarak Almanya’nın 1930’larda vardığı yere doğru yöneliyor. (Haaretz,3/4/2016)

- Beit Shemesh Belediyesi, yaralı Filistinli genç Abdusselam Şerif’i öldüren Elior Azaria adlı askerin adını verdi. (Haaretz, 31/3/2015)

- İsrailliler arasında yapılan bir ankete göre İsraillilerin % 50’sinden fazlası, Filistinlilerin öldürülmelerinden sonra cesetlerinin sergilenmesini destekliyor. (Maariv, 11/7/2015)

(3)

Bu noktada önemli değerlendirmelerden birisi de İsrail’de terörün en önemli simgelerinden biri kabul edilen Başbakan yardımcısı ve Savunma Bakanı Avigdor Liberman’ın son yaptığı açıklamaların birinde İsrail ile Mısır arasında başarılı stratejik ilişkileri övmesidir. Liberman, Mısır’ı bölgedeki en önemli müttefik addetti. Aynı Liberman, 2009’da Mısır’ın İsrail için İran’dan daha tehlikeli olduğunu Mısır’daki büyük barajı yıkıp Mısır’ı sular içinde boğmayı teklif etmişti. Liberman, eskiden olduğu gibi şimdi de barış süreciyle dalga geçiyor. (Gazeteci Uri Avnery, Liberman’ın hükümette yer almasının delilik olduğunu ve intihar anlamına geldiğini yazdı. Haaretz, 25/5/2016)

Liberman’ın Mısır’a bakışındaki bu farklılık, bazıları tarafından olumlu bir adım olarak görülebilir. Fakat ben, bu saf basitlikten daha derin ve büyük işaretleri olduğunu iddia ediyorum. İsrail ve sağcılar içinde akıllı bir kimsenin, bu adamın değiştiğini düşünmesi mümkün değildir. Fakat gerçekten değişen şey, Mısır’ın rolüdür. Liberman, büyük barajı yıkmaktan bahsettiğinde büyük Mısır’ı görüyor ve bunun dışında kendisiyle muamele edilmesinin mümkün olmadığını düşünüyordu. Fakat Mısır, son yıllarda ona farklı ve küçük görünmeye başladı. Bunun yanında o, İsrail’i değil İran’ı düşman görmeye başlayan Arap rejimlerini üzerinde bunun etkisini görmeye başladı. Bu da dediğim gibi değişen şeyin Mısır tarafı olduğunu teyit ediyor. İsrail ise diğer taraftan ister genişleme ve yerleşimde olsun, ister Filistinlileri ortadan kaldırmaktaki ısrarı olsun adım adım geriye gidiyor.

(4)

Normalleşme taraftarlarının ortaya koyduğu en garip şeylerden birisi de İsrail’in merkezini teşkil ettiği yeni bir Ortadoğu inşa etmeyi planladığı ve Mısır’ın buna seyirci kalmamsı gerektiği iddiasıdır. İsrail’in rolünü abartan ve kafa karıştırıcı noktalardan birisi de budur. Öyle ki bu sahnede yere yığılmış rejimler ve aciz halklardan başka bir şey görünmüyor. Bu görüşü benimseyenler, mevcut rejimlerin çöküşü ve kırıklığından yola çıkarak bir gelecek tasavvuru ortaya koymaya çalışıyorlar. Fakat bunun gelip geçici olduğunun, gerçek Mısır’ın bu olmadığının, Arap dünyasını vuran kaosun Arap halklarının gerçekliğini göstermediğini ve İran ile ilişkiler veya Türkiye ile çatışmanın sonsuz olmadığının farkında değiller.

Bunun yanında normalleşme taraftarları, yetmiş yıldır süren husumetin sonunda İsrail’in daha da güçlendiği, buna mukabil boykotların işe yaramadığı ve Filistin’in özgürlüğüne kavuşmadığı gibi şeylere dayanıyorlar. Benim buna cevabım şudur: tabiri caizse başarısızlık, halkların değil, rejimlerindir ve halkın sesi ve rolünü yeniden kazanmakla tedavi edilir, düşmana teslim olmakla değil. Zamanla geçmeyen işgalin temel mesele olduğunu hatırladığımızda her şekliyle direnişten başka bir seçeneğin mümkün olmadığı ortaya çıkacaktır. Bu da normalleşmenin iflas, yıkılman ve hezimetin üstünde bir örtü olduğu anlamına geliyor. Süresi uzasa da bizler, sonuçtan değil, şerefli bir tutumla sorumluyuz. Ülkesi ile Sırbistan arasındaki savaşı sona erdiren Dayton anlaşmasını imzaladıktan sonra Merhum lider Aliye İzzetbegoviç’ten duyduğum şu sözleri unutamam. O zaman şöyle demişti: Herhangi bir lider, barış için istediği anlaşmayı imzalar. Fakat temel hakkından vazgeçmesi tehlikelidir. Belki de gelecek nesiller, o hakları elde edebilirler. Mevcutla yapabildiği kadar muamele eder. Fakat geleceği müsadere hakkına sahip değildir.

Konunun devamı gelecek haftaya inşaalllah.

Çev: Filistin Sahnesi

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim