İsrail'in özrü kabahatinden küçük mü?

25.03.2013 07:17

Yasin Aktay

İsrail'in Türkiye'den Mavi Marmara'ya düzenlediği saldırı dolaysıyla özür dilemiş olması hiç kuşkusuz sıradan bir olay değildir. Bu özrün, İsrail'in bu olaydaki kabahatini tam olarak telafi etmeyeceği, edemeyeceği de kuşkusuzdur. Neticede İsrail bu büyük kabahati sürekli olarak işleyebilecek bir istidada sahip ve bu özür dolayısıyla bundan sonra bu tür veya benzer tür kabahatlerden kaçınabileceğinin işaretini vermiyor.

Üstelik Türkiye'nin İsrail'e karşı daha acil, daha yerinde bir yaptırıma sahip olması çok daha arzu edilirdi. Bunu şimdilik geçelim. Yine de İsrail'in olayın başından beri sürdürdüğü pişkin tavrından üç yıl sonra da olsa geri adım atmak zorunda kalması ve Türkiye'nin ilişkilerin düzelmesi için öne sürdüğü bütün şartları kabul ettiğini bildirmiş olması azımsanacak bir durum değildir. Türkiye o zaman olayın sıcaklığı üzerine daha doğrudan bir misillemeden şu veya bu nedenle kaçındı, ama gücünü başka türlü göstermiş oldu. Hem İsrail'e, onun üzerinden ABD'nin baskılarına karşı durma cesaretini göstererek kendini sömürgeleştirmeye dayalı geleneksel diplomasi konseptini kökten değiştirmiş oldu hem de bu yola koyulurken bedelini çok ağır ödeyeceğine dair uyarıları boşa çıkararak, sonuçta duruşunu ve konumunu doğrulamış, sağlamlaştırmış oldu.

Şimdi İsrail bu özrü ABD'nin isteği ve hatta baskılarıyla dilediğine göre, ABD'nin İsrail'in bu özrünü sağlamak karşılığında Türkiye'den neler talep ettiği soruluyor.

Doğrusu bu soru hala Türkiye'nin dış siyaset konseptini alışıldık hiyerarşik ilişkiden öteye tasavvur edemeyen bir kafanın ürünü. ABD'nin, daha doğrusu Obama'nın, (ki bu fark hiç de azımsanacak bir fark değildir) İsrail'e yönelik politikalarında önemli bir talep sözkonusudur. ABD'nin Ortadoğu'daki bütün planlarını suya düşüren, ABD'yi bugün Ortadoğu halklarınin nefret konusu haline getiren tek konunun İsrail'e verilen şartsız destek olduğunu çok iyi görüyor Obama. İsrail'in mevcut siyasetlerinin hem İsrail'in hem de ABD'nin bizzat kendi çıkarlarının bölgedeki en önemli tehdidi olduğunu çok iyi değerlendiriyor. O yüzden Obama'nın İsrail ziyareti sadece bu ülkeye verilmiş cömert bir destek olarak algılanmamalı. Aksine burada katıldığı toplantılarda İsrail'in Filistinlilere davranışını, yeni yerleşim yerleri açma girişimlerini, yüzlerine karşı eleştirmekten de geri durmadı.

Diğer yandan ABD, yeni teşekkül temekte olan Ortadoğu'da Arap Baharı ülkelerinde Ve de Suriye'de Türkiye'nin ulaştığı nüfuzu görüyor ve değerlendiriyor. Bölgede özellikle Mübarek ve Zeynelabidin bin Ali'nin devrilmesiyle birlikte iyice yalnızlaşan İsrail'in hissettiği baskıya karşı ihtiyaç duyduğu normalleşme siyaseti için Türkiye'den başka bir kapısı yok. Ancak İsrail'in normalleşme ihtiyacı ve bu ihtiyacın Türkiye nezdinde Obama tarafından görülmeye çalışılması Türkiye'den ziyade İsrail üzerinde bir baskı oluşturacak türden bir taleptir.

Açıkçası Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinin kopuk olmasının Türkiye'ye hiç bir zararı yok, hatta faydası var. Türkiye Mavi Marmara hadisesiyle birlikte İsrail ile ilişkilerinin kopmuş olmasından beri uluslararası alanda başka türlü asla elde edeneyeceği bir saygınlık kazandı. Doğrusu bu saatten sonra İsrail bir özür pahasına, yani kendisi için bir hayli ağır bir bedel ödeyerek düzelttiği Türkiye ile ilişkileri sağlıklı bir biçimde sürdürebilmeyi çok daha fazla önemseyecektir. Bunu yapmak İsrail için zor olacaktır çünkü şimdiye kadar izlediği bir sürü politikasını artık Türkiye'nin gözetimi altında olduğunu bilerek uygulayacaktır.

Tam da bu noktada dile gelen başka bir tez, İsrail'in Türkiye ile ilişkileri İran'a düzenlemeyi düşündüğü saldırının ittifak çemberini tamamlamak üzere düzeltme yollarını aradığı.

Bu bir tez değil bir vehim. Türkiye'den herhangi bir zamanda İran'a yönelik bir saldırıda İsrail ile hatta ABD ile bir ittifakın içinde yer alabilceği nasıl düşünülebiliyor? Doğrusu hayret bir şey. Türkiye nispeten eli daha zayıf olduğu dönemlerde bile ABD'ye rağmen İran'a karşı hareketlerin içinde yer almadı. Açıkçası, Türkiye ile ilişkilerini düzeltmiş bir İsrail kesinlikle İran'a saldırma ihtimaline çok daha fazla uzaklaşmştır. Yoksa kendi bilir.

Netenyahu'nun özür nedeni olarak Suriye'de durumun kötüleşmiş olmasını ve Esed'in kimyasal silahlarının muhaliflerin eline geçmesinden duyduğu kaygı olarak ifade etmesini nasıl anlamalıyız? Bu durum, Suriye'nin geleceğinin İsrail ile işbirliği içinde şekilleneceğini mi gösteriyor?

Bir defa Türkiye'nin gerek Suriye gerek Arap dünyasındaki gelişmelerde artık gözardı edilemeyen rolü hem ABD Hem de İsrail üzerinde Türkiye ile ilişkileri iyi tutma yönünde bir baskı oluşturuyor. Türkiye ile ilişkileri iyi tutmaya çalışan o yüzden onlar. Bu tablodan Türkiye'nin Suriye veya Arap dünyasında kazanmış olduğu konumun İsrail'le paylaşılmasını gerektirdiği değil, aksine bu bölgedeki varlıklarının artık Türkiye dolayımına ihtiyaç duyduğu sonucu çıkar.

Ayrıca birilerine bu vesileyle hatırlatalım ki, İsrail şimdiye kadar Esed'in elinde bulunmasndan hiç bir rahatsızlık duymadığı kimyasal silahların muhaliflerin eline geçmesinden rahatszlık duyduğunu ifade ediyor. Bu rahatsızlık onu Türkiye'ye yanaştırıyorsa, Suriye'deki durumu başka bir gözle yeniden okumamız gerekmez mi?

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim