1. YAZARLAR

  2. Ceyda Karan

  3. İsrail'in 'gayrımeşrulaştırıcıları'
Ceyda Karan

Ceyda Karan

Yazarın Tüm Yazıları >

İsrail'in 'gayrımeşrulaştırıcıları'

A+A-

“Kendi kendimizi uluslararası bir abluka altında tutuyoruz ki bu Gazze’nin abluka altında tutulmasından çok daha tehlikeli. İsrail, Apartheid Güney Afrikası’na dönüşüyor” diyor İsrailli ünlü yazar Amos Oz...

Geçen haftaki yazıyı Oz’un bu mühim saptamasıyla bitirmiştik. İsrailli yöneticilerin, küçük bir toprak parçasında dipdibe yaşanılan Filistinlilere bir şekilde kurtulunması gereken parya muamelesi yapmaları, bugüne kadar başarıyla görmezden gelindi. Ve İsrail salt kendi içindeki uygulamaları dikkate alınarak Türkiye ile birlikte Ortadoğu’nun ‘tek demokrasisi’ olarak sunulageldi. Ancak bu anlayışın hükmü de artık doluyor. İsrail’in gidişatı Oz’u haklı çıkaracak cinsten. Irk ve din temelli ‘Yahudi devleti’ olarak varolma inadı, geçmiş travmalarla birleşip İsrail’i ‘geri dönülmesi güç’ bir noktaya sürüklüyor. İsrail’in ‘ırçı’ doğası giderek deşifre olurken, ülke buna itiraz edenlere soluk aldırmayan bir anti-demokratik devlete evriliyor.

Reut’un uğursuz tavsiyeleri

İsrail’in bekaası için ortaya koyduğu tezleriyle meşhur Tel Aviv merkezli Reut Enstitüsü, geçen şubatta Netanyahu kabinesine bir rapor sunmuştu. ‘Gayrımeşrulaştırma hedefli meydan okuma: Siyasi Güvenlik Duvarı yaratmak’ başlıklı bu rapordaki ‘uğursuz’ tavsiyeler; işgalin ülkeyi çürüttüğünü, İsrail’in bu şekilde yola devam edemeyeceğini gören Yahudi ve Arap sivil toplum kuruluşlarını (STK) bölmeyi ve onlara karşı alenen ‘saldırı ve sabotaj stratejisi’ uygulanmasını öneriyor. Neden mi? 

Talepler...

Belki farkında değiliz lakin, Filistinlilerle adil bir barışı reddedip, topraklarını sistematik olarak ele geçirme politikaları ve İsrail’in Arap vatandaşlarına yönelik derin ayrımcılığa itiraz ederek adalet ve insan hakları peşinde koşan STK’lar giderek zemin kazanıyor. 2. İntifada sonrası sıfırlanan İsrail solu, özellikle Aralık 2008-Ocak 2009’da Gazze’yi enkaza çeviren Dökme Kurşun operasyonundan beri işgale karşı daha açık bir vizyon geliştirmeye başlıyor. Bu vizyon, İsrail’in nüfusun yüzde 20’sini oluşturan Filistinli Arap vatandaşları tarafından da destekleniyor. Grupların talepleri farklı olmakla birlikte çerçevesi şöyle özetlenebilir: ‘İsrail hükümetinin uluslararası yasalara uyması; İsrail’in siyasi ve askeri liderlerinin Filistinlilere ve komşu ülkelere askeri saldırılardan ötürü savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve saldırganlıktan sorumlu tutulmaları; işgal topraklarındaki yerleşimlerinin yasadışı ve gayrı ahlaki ilan edilmesi; Gazze’ye yasadışı toplu cezalandırmanın bitmesi; İsrail’in ‘Apartheid devleti’ ilan edilmesi ve hatta bu şekliyle ‘var olma hakkının kabulünün reddi; Yahudi halkının kendi kaderini tayin hakkı; tek devletli çözüm’. 

Gideon Levy’nin ikazı

Yani Reut Enstitüsü’nün serpilen İsrailli STK’ları ‘gayrımeşrulaştırıcılar’ diye anması ve ‘yeni bir stratejik tehdit’ olarak nitelemesi boşuna değil. İsrail kabinesi Reut’ün tavsiyelerini uygulama kararı aldı mı, bilmiyorum. Lakin Haaretz yazarı Gideon Levy’nin, “İsrail demokratik sisteminde ciddi çatlaklar oluştu..Her türlü hükümet dışı kuruluşu gayrı meşrulaştırma süreci ve bazılarını susturma çabası mevcut. Bu çok sistematik. Her şey daha zorlaşıyor” sözleri dikkat çekici. İsrail’in insan hakları örgütleri görülmemiş bir saldırı altında. 

Chomsky vakası da bir şey mi!

ABD’li ünlü düşünür Noam Chomsky’nin geçenlerde Bir Zeit Üniversitesi’nde konferans vermek üzere İsrail’e girişinin engellenmesi çok tartışıldı. Lakin iş bununla bitmiyor. B’Tselem, İsrail’de Sivil Haklar Birliği (ACRI), Adalah, Ta’ayus, Sessizliği Kırmak, İşkenceye Karşı Halk Komitesi gibi STK’lar, yahut erkekler için üç yıl, kadınlar için 21 ay olan askerliği işgal topraklarında yapmak istemeyen İsrailli gençlere destek olan Shministim ve İsrail toplumunun askeri zihniyetten kurtulma çağrısı yapan Yeni Profil gibi daha sınırlı çalışmalar yapan gruplar hedef tahtasında. Yeni İsrail Fonu’nun başkanı Naomi Chazan, demokrasiyi geliştirmek için insan hakları kuruluşlarına sağladığı mali destek yüzünden İsrail’i ‘gayrımeşrulaştırmakla’ suçlanıp Hamas ve Huzbullah destekçisi ilan edildi. Haaretz’in araştırmacı gazetecisi Uri Blau, yazdığı insan haklarını ilgilendiren bir haber yüzünden casuslukla suçlanıp sürgüne gitmek zorunda kaldı, geri dönerse yargılanmakla tehdit ediliyor. Ittijah başkanı Amir Makhul ile Technion’da profesör Ömer Said gibi İsrail’in parlak Arap vatandaşları casuslukla suçlanıyorlar. İsrail ordusunun Filistinlilere yönelik cinayetlerini deşifre edilmesindeki rolünden ötürü askeri sırlarını sızdırdığı gerekçesiyle tutuklanan Anat Kamm yargılanıyor. 

McCarty teknikleri

Örnekleri çoğaltmak mümkün. ACRI Başkanı Hagai Elad, “Bunlar klasik McCarty teknikleri, örgütlerimizi devlet düşmanı gibi gösterip bizi Hamas ve terör gruplarına yardım etmekle suçlamak” diyor. Öyle görünüyor ki, İsrail parlamentosundaki sağ partilerin üzerinde çalıştığı ‘sadakat yasası’ adalet arayışındaki İsraillilerin tepesinde ‘Demokles’in kılıcı misali’ sallanacak. Ama gizlenemeyecek bir hakikat varsa İsraillilere ‘itaatkar askerler’, Filistinlilere de ‘kolay hedef’ gözüyle bakan İsrail kurumsal yapısının yeni gelişen muhalefetten ürktüğü. 

Düşmanlaştırmaya direnmek

İsrailli insan hakları savunucularının ahval-i şeraitinin takipçisi olmak, İsrail hükümetinin politikaları yüzünden Türkiye’de Yahudilere yönelik ‘düşmanlaştırma’ retoriğinden sıyrılmak gerekiyor. 21. yüzyılda İsrail’in tersine kürek çeken Türkiye için yukarıda anlattıklarım ibretlik bir manzara sunuyor.

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT