1. YAZARLAR

  2. Mustafa Özcan

  3. İsrail’in başını döndüren gelişmeler
Mustafa Özcan

Mustafa Özcan

Yazarın Tüm Yazıları >

İsrail’in başını döndüren gelişmeler

A+A-

ABD-İsrail ilişkilerinde ilkler yaşanıyor. Bunun sonucunda İsrail ve dostları şoka girmiş bulunuyor. İsrail yanlısı lobilerden AIPAC ve ADL gibi kimi kurumların bir dünya devleti veya ABD derin devleti olarak ABD’yi hizaya getirildiğine inanılır.

Lakin galiba onların ikili ilişkiler üzerindeki gücü silikleşmeye başladı. Sanki ilişkilerin kimyası değişiyor gibi. İlk defa ABD İsrail’e mukabele ediyor. Alttan almak yerine İsrail’in barışın önündeki en büyük engel olduğunu söylemeye cesaret etti. Esasında, ABD-İsrail ilişkilerinde Amerikalı yetkililerce güçlü İsrail lobisi karşısında ağız açmak bir cesaret işidir. Eskiden İsrail ve çıkarları karşısında konuşmak bir tabu idi. Bunu yapanlar Carter’ın da itiraf ettiği gibi siyasi kariyerinden olurdu. Hatta bu cesaret meselesi bir kitabın da konusu olmuştur. ‘Konuşmaya cesaret edebildiler’ kitabının yazarı Paul Findley, ABD parlamentosunda yaklaşık 20 yıl senatörlük yapmıştır. Arap-İsrail anlaşmazlığının çözümü için özel bir çaba sarf etmiş, bu amaçla İsrail işgali altındaki Lübnan’da bulunan Sabra, Şatilla ve Tel-Zaatar kamplarını yakından inceleme gereğini duymuştur. Bu araştırma ve geziler, onun Filistin yanlısı ve İsrail karşıtı bir politika izlemesine önemli ölçüde etki etmiştir. İsrail’e ve işgal politikasına yönelik ciddi eleştirilerinden dolayı da İsrail Lobisi’nin boy hedeflerinden biri haline gelmiştir. Nihayet, Lobi’nin yoğun ve ısrarlı kampanyası sonucu 1983’teki seçimi kaybederek ABD Senatosu’na veda etmiştir. İsrail Lobisi’nin bir yetkilisi olayı şöyle değerlendirmiştir: ‘Sonunda Findley’i defettik. Rakibi Durhin’in harcadığı 750 bin doların 685’ini biz Yahudilerden topladık ve onu defettik.’ İsrail Lobisi ile kararlı bir mücadeleye giren Findley, Lobi’ye bağlı kuruluşların o güne kadar sürdürdükleri faaliyetleri, kara listeye alıp sindirdikleri kişileri, neden oldukları çeşitli olayları bütün imkanlarını kullanarak araştırır. Yaklaşık iki yıl süren araştırma ve incelemelerini ‘Konuşmaya cesaret edebildiler’ kitabında toplamıştır (http://www.yeniasya.com.tr//2006/03/08/yazarlar/mozcan.htm).
¥
‘Bir çiçekle bahar olmaz’ misali bir cesur adamla da tabular yıkılamamıştı. Lakin yavaş yavaş İsrail’in istemediği tablo zuhur ediyor. Geçenlerde dondurulan barış girişimlerini hareketlendirmek için Joe Biden İsrail’de idi ve tam ziyaret arifesinde İçişleri Bakanının açıklaması Amerikan idaresinin üzerinde soğuk bir duş etkisi bıraktı. Kudüs çevresine 1600 yeni konut yapacaklarını ilan etti. Adeta bu hem ABD hem de başlatmak istediği barış girişimine yönelik bir meydan okuma veya sabotajdı. Ertesinde İsrail yönetimi geri adım attığı yönünde sinyaller vermişti, lakin ilk defa Amerikan yönetimi ‘müttefikimiz İsrail ne söylerse doğrudur’ yaklaşımını terk etti ve bunun hesabını sormaya kalkıştı. Küstahlığı sineye çekmedi.
Birincisi, Joe Biden anında tepki göstermiş ve yeni konut inşası tasarısını kınamıştır. Lakin ‘kayış’ misali İsrail tarafı önemli olanın görüşmelerin başlaması olduğunu savunmuş ve nasıl olsa inşaat işlemlerinin yılları alacağını ve anlaşma sağlanması halinde bunların durdurulacağını söylemiştir. ‘İstim arkadan gelir’ misali bir yaklaşım sergilemiştir. Amiyane tabirle ‘barışa selam, inşaata devam’ yollu riyakarane bir politikayı açığa vurdular. Binyamin Netanyahu Amerikalıları yatıştırmak için bu açıklamadan dolayı özür dilemiş ve bunun üzerine Biden olayın tatlıya bağlandığını ve krizin geride kaldığını duyurmuştu. Lakin Biden bazen patavatsız bir biçimde İsrail’in uykularını kaçırmıyor da değil. Bunlardan birinde ve daha yönetime gelmeden; temsilci veya senatör iken İsrail’in İran’ın nükleer silahları seçeneğiyle yaşamaya alışması gerektiğini söylemişti. Tabii ki İsrailliler başta buna tepki gösterdiler. Lakin bu anlayış daha sonra zaman zaman İsrailli yetkililer tarafından da göz ardı edilemez bir seçenek olmuştur.
¥
Kudüs civarındaki yeni yerleşim planları açıklamasına sadece Biden tepki göstermekle kalmamıştı. 12 Mart (2010) günü Netanyahu’yu arayan Hillary Clinton da muhatabını azarlamıştır. Bu, İsrail’in alışık olduğu bir üslup değil. Amerikan yönetimi öfkesini bu kadarla da alamamıştı. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı P.J. Crowley’in açıklamaları da İsrail’i can evinden vurdu ve yaraladı. Hatta hiç alışık olmadığı suçlamalar isnat etti: “İsrail barış süreciyle alakalı olarak güven ve sadakati zedeleyen davranışlar sergiliyor. Amerikan çıkarlarına da zarar veriyor.” Galiba bu açıklamalarıyla Amerikan yönetiminin İsrail’i vurmasından ziyade İsrail yeni yerleşim yerleri ikame ederek yani fiili politikalar aracılığıyla aslında Obama gibi yönetimlerin başarısını gölgeliyor ve hatta başarısız kılıyor. Amerikan yönetiminin öfkesine misal olarak geçmişte, Beyaz Saray ziyareti sırasında Obama’nın Netanyahu ile ortak fotoğraf karesinde görünmek istemeyişini de ilave edebiliriz.
İsrail bunu dosttan dosta sitem ve itap olarak değerlendirmiş ve bunun dostlar arasında kabul edilemez bir davranış olduğunu savunmuştur. Tabii ki Amerika’daki dostlarının sesi daha gür çıkıyor. ADL yaptığı bir değerlendirmede, kamuoyu önünde İsrail’i bu şekilde paylamasından ve azarlamasından dolayı şok olduklarını ve sersemlediklerini saklamamıştır. İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın daha önce basına sızan raporu doğrultusunda ADL de Obama yönetiminin yanlı olduğunu ve Filistinlileri kayırdığını ileri sürmektedir. ADL Milli Direktörü Abraham L. Foxman Obama yönetiminin açıklamalarını sert ve haşin bulmuş ve dostluğa sığdıramamıştır. Foxman, Amerikan yönetiminin yorulmak bilmez bir biçimde barış girişimleri peşinde koşan İsrail’e güvenmesi gerektiğini telkin ederken asıl Filistinlilerin oyun bozanlık yaptığını ileri sürmüştür (PM convenes ministers amidst crisis with US By JPOST.COM STAFF 13/03/2010 20:57).
Sonunda, ABD doğru yolu bulmuştur, lakin önemli olan bu yolda sabit kalıp kalamayacağı ve bu yolda alabileceği gerçek mesafedir.

VAKİT

YAZIYA YORUM KAT