İsrail'e kafa tutan Erdoğan'a gıptayla bakıyoruz

18.01.2010 05:41

Abdulbari Atwan

Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, İsrail’in küstahlığına karşı koyan ve Gazze’de süren savaş suçlarını ifşa eden ahlaki tutumlarını sürdürüyor. Erdoğan, Lübnanlı meslektaşı Saad Hariri’yi ağırladığı sırada uluslararası kararları ihlal etttiği ve Gazze’de abluka altındaki savunmasız halka aşırı güç kullandığı için İsrail’i sertçe eleştirmekte yine tereddüt etmedi. Erdoğan İsrail yıkım aracına karşı aç bırakılan zayıf insanları desteklerken, ‘ılımlı’ ülkeler bu halkın İsrail’e karşı direniş suçu işlemesi sebebiyle af dileyip, onları İsrail’in ve ABD’nin ayağına kapanmaya zorlamak için ablukayı sıkılaştırıyor.

Türk televizyonu cesur

Ilımlı ülkelerin ve özellikle de Mısır’la Suudi Arabistan’ın egemen olduğu Arap medyası İsrail’i ‘düşman’ diye nitelemeye cesaret edemiyor, Filistinli ölüleri ‘şehit’ diye nitelemekten kaçınıyor. Türkiye ve onurlu insanlarıysa ‘Kurtlar Vadisi’nin yanı sıra Filistinli çocukların İsrailli askerlerce öldürülmesinden bahseden başka diziler çekiyor. İsrail Erdoğan’ın tavrından ve bu dizilerden dolayı çılgına dönüp, Türkiye elçisine görülmemiş bir küstahlıkla muamele etti.

Erdoğan adına İsrail’den değil, İsrail’in Arap müttefiklerinden dolayı endişe ediyoruz. Bu müttefikler İsrail’in sınırlarını koruyor, dolduruşlarını hayata geçiriyor; direnişe ve Filistinlilere destek veren ülkelere karşı İsrail‘le güvenlik işbirliği yapıyorlar. Erdoğan İsrail’e cesurca karşı koymayı seçti. İslamcı AKP’nin lideri bu değişimi planlı bir biçimde, güç etkenlerine sahip olmasının ardından gerçekleştirdi. Bu etkenler şöyle özetlenebilir: Öncelikle, Erdoğan Atatürkçülüğü parça parça söktü ve Türkiye’yi kendi İslami doğusuna götürdü; İslam’a tepeden bakan ve Batı’ya yaltaklık yapan geçmiş uygulamalara son verdi. Avrupalıların ırkçılığı ve çoğunluğunun İslam düşmanlığı kendisine destek oldu. İkincisi, Erdoğan ve partisi ekonomik, siyasi ve toplumsal reformlara imza attı. Bu demokratik reformlar Atatürkçü kültürün koruyucusu olan ordunun rolünün sınırlandırılmasına yol açtı. Üçüncüsü, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Türk mallarına pazarlar açıldı. Suriye’yle serbest ticaret bölgesi kuruldu, birçok Arap ülkesiyle vize kaldırıldı, Türk şirketleri Mısır, Tunus, Libya, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde projeler hayata geçirdi, çoğu Arap ülkesiyle ticaret anlaşmaları imzalandı.

Dördüncüsü, Türkiye’nin en büyük dehalarından Ahmet Davutoğlu dışişleri bakanlığına atandı. Davut-oğlu İran, Irak ve Irak Kürdistanı ziyaretleriyle doğuya açılımın mühendisi haline geldi; bu ülkelerle yaşanan neredeyse tüm çekişmeleri çözmekte başarı kaydetti. Beşincisi, Erdoğan’ın Kürtlere yönelik açılımının zamanlaması zekiceydi. Kürtlerin kültürünü tanımanın yanı sıra Kürt bölgelerindeki yatırımları artırarak, ABD’nin Türkiye ve Irak’a karşı kullandığı güç kartını elinden aldı. Kürtler, nüfuzu gerileyen, Irak ve Afganistan’da yenilgisi kesinleşen bir müttefike güvenilmeyeceğini gördü. Altıncısı, Erdoğan Ermenistan’la uzlaşıya girerek İsrail’e sert bir darbe vurdu. Zira İsrail bu anlaşmazlığı, ABD’deki Ermeni lobisiyle mücadele için Yahudi lobisini işleve koyduğu iddiasıyla Türkiye’ye şantaj yapmak için kullanıyordu. Yedincisi, AKP ülke kamuoyunda ABD’yle İsrail’e düşmanlığın yayılmasıyla yaşanan büyük değişimi kavradı. Sekizincisi, üzerinde iyi çalışılmış kalkınma planlarına yoğunlaşan güçlü bir ekonomi inşa edildi. Bu zekice siyaset Türkiye’yi en büyük ekonomiler listesinde 17. sıraya yerleştirdi.

Bugünün ‘hasta adam’ı Araplar

Dahası, Erdoğan Ortadoğu’da stratejik bir boşluk olduğunu gördü. Irak yıkıldı, Mısır küçük düşürücü yönetimi sebebiyle zayıf. ABD nüfuzu Irak sebebiyle geriliyor. Arap sistemi 1. Dünya Savaşı öncesinin hasta Türkiye’si gibi. Dolayısıyla Türkiye bu boşluğu İsrail veya İran’dan önce doldurmak için acele etti. Son olarak, Erdoğan Arap liderlerin Tahran’a karşı İsrail’le gizli anlaşma yaptığı bir zamanda, İran’ın nükleer programı konusunda onurlu bir tutum sergiliyor.

Türk halkına gıptayla bakıyoruz; ülkelerini yeniden vitrine çıkaran, adalet, demokrasi, eşitlik ve zayıfların yanında yer alma temelleri üzerinde Müslüman kimliğini geri getiren, zeki, vatansever ve bilinçli bir İslamcı yönetime sahipler. Erdoğan ve meslektaşlarından sadece sanayi ürünlerini ve şirketlerini değil, bu deneyimi de ihraç etmelerini istiyoruz. Zira yeni Arap insanının ılımlı İslami temellere göre ‘inşa’sına destek olmak, havaalanı, yol ve liman inşaatına destek olmaktan daha önemli. (Londra’da Arapça yayımlanan Kuds ül Arabi gazetesi, genel yayın yönetmeni, 13 Ocak 2010)

RADİKAL

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim