İsrail'de sorun siyasilerde değil, toplumda

15.02.2009 15:34

Fehmi Huveydi

Mısır ile İsrail arasındaki anlaşmanın üzerinden 30 yıl, Filistinlilerle imzalanan Oslo anlaşmalarının ve Ürdünlülerle imzalanan Vadi El Urbe anlaşmasının üzerinden 15 yılı aşkın zaman geçmesine rağmen, İsraillilerin Filistinlilerin kanını dökme ve yok etme iştahı kesilmedi. Aksine son İsrail seçimlerinde ortaya çıktığı üzere daha da arttı.

Bu seçimler gösterdi ki, bizler sadece savaş suçlusu siyasilerin hegemonya kurduğu bir devlet karşısında değiliz. Bizler bu siyasilere destek veren ve onlara meftun bir toplum karşısındayız. Seçim adayları arasındaki rekabet eksenlerinden birinin Filistinlilere karşı taahhüt ettikleri şartların kemiyeti ve türü etrafında dönmesinde bu durum açıkça ortaya çıktı. Aday, şartlarında veya taahhütlerinde ne kadar aşırıya kaçarsa daha fazla seçmen kazanıyor. Likud Partisi 2006 yılındaki seçimlerde 12 sandalye kazanmıştı. Bu kez ise 28 sandalye. Bu analiz bizleri Filistinlileri yok etme siyasetinin İsrail'deki halk eğilimine icabet ettiği ve sorunun iktidarı elinde bulunduran siyasilerde değil, o siyasileri getiren toplumda olduğu gerçeğine dikkat çektirtiyor. Zira orada faşist bir rejim veya faşist bir parti olmasını anlayabiliyoruz; ancak faşizmin bir toplumun ezici çoğunluğunun özelliği haline gelmesi, modern tarihte benzeri görülmemiş eşsiz bir durum. Bu kuralın orada istisnaları olduğu doğru ancak oldukça sınırlı kalmakta ve oradaki siyasi karar alma organına etkide bulunmamakta.

İsrail parlamentosunda sandalyelerin çoğunu kazanan üç parti liderinin tutumlarını önümüze koyduğumuzda 29 sandalye kazanan ve Gazze katliamını yapan Kadima Partisi lideri Tzipi Livni'nin aralarındaki en ılımlı (!) isim olarak nitelendiğini göreceğiz. 28 sandalye kazanan Likud Partisi'nin lideri Netanyahu ise katliamın durdurulmaması gerektiğini ve seleflerinin Filistinlilerle imzaladığı anlaşmaları tanımadığını açıkça ilan ediyor. Üçüncüsü ise 15 sandalye kazanan 'İsrail Evimiz' Partisi'nin lideri Lieberman, Filistinlilerin topraklarından kovulması, Mısır'ın El Ali barajının bombalanması, Şam'daki cumhuriyet sarayının içindekilerin başına yıkılması için hedef alınması çağrısı yapıyor. Ortada Lieberman'ın Rusya mafyası ve organizeli suç örgütleriyle ilişkilerine dair çok söylenti var.

Son seçim sonuçları ışığında İsrail toplumunun tutumunu özetleyecek olursak Gazze katliamının sorumluluğunu taşıyan 'ortanın solu' adı verilen akımı 55 sandalyenin temsil ettiğini görürüz. Katliamın ikna etmediği ve daha ileriye gidilmesini isteyen sağ akımı ise 65 sandalye temsil ediyor. Açıkça görüldüğü üzere sağ akım parlamentoda çoğunluğu temsil ediyor ve Netanyahu'nun başbakan olacağı hükümette ellerinin güçlü olması gerekir. Bir açıdan bu 'bileşim' öngörülen barış müzakerelerini Filistinlilerle beraber yürütecek. Önceki hükümetin Arap dünyasındaki 'ılımlılar' karesi içinde yer aldığı iddiasını tekrarlayarak bize kaşlarını çatmalarını ise şaşırtıcı bulmayız. Bu durum İsrail 'ılımlılığının' kendisine olumlu karşılık vermesine bel bağlayan Filistin tarafının ve Beyrut zirvesinde 'Arap barış girişimini' başlatan Arap tarafının düşünmesi gereken geleceğe dair büyük sorular oluşturmaktadır.

Diğer açıdan İran nükleer projesinin Amerikalılarla müzakereler yoluyla durdurulması girişimlerinin başarısız olması durumunda bu İsrail 'bileşimi' İran'la askerî çatışmaya hazırlık yapmaya büyük ölçüde uygundur. Bütün bu gelişmeler bizi şaşırtmaz kesinlikle. Bizi asıl şaşırtan, Mısır'da barış kültürüyle yeni nesilleri korumak iddiasıyla bu kültürü muştulamak için faaliyetler organize edilmesinden dem vuran birilerini görmemiz. Oysa ortada barışa dair bir denklem kalmadı.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim