İsrail yükünden kurtulmak: Allah verdikçe veriyor!

05.09.2011 13:59

Yasin Aktay

BM'nin Mavi Marmara ile ilgili olarak Geoffrey Palmer ve arkadaşlarına hazırlattığı Mavi Marmara raporu İsrail'in şimdiye kadar işleri yürütme tarzını çırılçıplak sobeleyen bütün unsurları içeriyor. İsrail'in uluslararası hukukla ilgili bütün konuları şike ile yürütme tarzı var ve bu konuda da kimseyi yanıltmadı. Ama bu sefer mahkemelere, savaşlara, maçlara, ihalelere şantaj, rüşvet ve sair yollarla yapılan şikelerle fesat karıştırmaya karşı duyarlı bir Türkiye var.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün raporu "yok hükmünde" saymasıyla İsrail için işlerin artık eskisi gibi yürümeyeceğini söyleyebiliriz. Palmer Raporu, inanılmaz biçimde İsrail'i uluslararası sularda yaptığı müdahalede haklı görmek suretiyle bütün Akdeniz'i bir İsrail Gölü'ne çevirmesinin yolunu açmaya çalışıyor. Bu raporu yok sayan Gül'e ilaveten Dışişleri Bakanının açıkladığı beş maddelik yaptırım paketinin bir maddesi bu İsrail Gölü oldu-bittisine karşı Türkiye'nin de "Akdeniz'de seyru sefer serbestisinin garantörü olarak" izin vermeyeceğini ilan ediyor.

Çok değil, daha iki sene önce yine Gazze ablukası ve Gazze'ye İsrail saldırısını soruşturan BM için Richard Goldstone tarafından hazırlanan ve İsrail'i belki de ilk defa bu kadar cesaretle ve açıkça suçlu bulan bir rapor yayımlandı. Rapor şimdiye kadar İsrail'i her türlü yargıdan, eleştiriden, uluslararası hukuk ve kuraldan muaf saymaya alışmış uluslararası kamuoyu tarafından ilk defa bu kadar açıkça suçlaması dolayısıyla ilk anda bir şaşkınlık yaşatmıştı. Çok geçmeden Richard Goldstone'un bu raporun içeriğinden feragat ettiği duyuruldu. Yayımlanmış bir raporu hazırlayanın kendi raporunun içeriğinden kısa sürede vazgeçmesi görülmüş şey değil ,ama sözkonusu olan İsrail olunca bu da olabiliyor. Tahmin edileceği gibi rapora İsrail yetkilileri her türlü baskı ve hile yolunu deneyerek geri adım attırmayı başarmışlardı. Bu olay utanmadan İsrail'in başarılı PR çalışması olarak nitelenmişti. Oysa İsrail'in işleri nasıl yürüttüğüne dair bu olay da çok iyi bir vesile oluşturmuş oldu.

İsrail bir savaş ve kıyım makinası olduğu kadar bir "propaganda makinası" gibi de çalışıyor. Propaganda, haklı olmadığı hususlarda insanları haklılığına ikna etmeye dönük bir çabayı gerektirdiğinde gerçekleri çarpıtmaktan başka bir yol bulamaz. O zaman propaganda gerçekliğin başka türlü gösterildiği ve hissettirildiği bir ideoloji yaratmayı hedefler. Şimdiye kadar İsrail'in bunu çok başarılı bir biçimde yapmış olduğunu takdir etmek gerekiyor. İsrail'in süper gücü, istihbaratı, yenilmezliği, karşı konulmazlığı, itiraz edilmezliği hakkında ortalıkta gezinen bütün algılar da bu propagandanın bir eseridir.

Birinin ne kadar güçlü olduğu kadar ne kadar güçlü göründüğü de çok önemli hatta daha da önemlidir. Birinin ne kadar güçlü olduğu da başkalarının o güce karşı ne kadar boyun eğme istidadına sahip olduğuyla ilgilidir.

İsrail'le ilişkiler sözkonusu olduğunda yurt içinde ve dışında hemen devreye giren propaganda makinası Türkiye'yi İsrail ile çatışması halinde başına gelebilecekler hususunda hayal gücünü fazlasıyla zorlayan bir şekilde devreye girer. İdeol oji tam da budur: gerçekliğin çarpıtılmış imgesi.

İsrail kötülüğüne yönelik aşırı tahayyüller bile tersinden bu ideolojiyi daha da pekiştirmektedir. O yüzden anti-semitizm suçlamalarına bakmayın, aslında anti-semitizmin bazı türleri de İsrail gücünü aşırı abartmak suretiyle ona karşı kaderci ve itaatkar özneler inşa etmektedir. Her taşın altında siyonist arayan tecessüsler de benzer bir içselleştirilmiş kadercilik üretiyor.

İsrail'in güçlü olduğu alanlar olduğunu yok saymamak gerekiyor tabi, parası var, arkasında Amerikası var, güçlü bir istihbaratı ve hiç bir kural tanımayan terörü var vs. Bütün bu unsurların mert ve kararlı bir irade karşısında çuvalladığını hep beraber defalardır görüyoruz, görmeye de devam edeceğiz.

Türkiye'yi İsrail'le ilişkilerin bozulmasının maliyetleri hususunda tam bir ödlek konumuna itecek şekilde uyaranların bile net bir biçimde gördüğü bir gerçek var: Son zamanlarda Türkiye'nin İsrail'e karşı sergilediği tutumdan hiç bir kaybının olmadığı aksine bundan fazlasıyla kârlı çıktığı çok net bir biçimde görülüyor. Aksine İsrail'le sözümona iyi ilişkilerin Türkiye'ye aşırı pahalı maliyetleri vardı ve Türkiye İsrail'e karşı kendi gerçek konumuna döndükçe hem bu aşırı pahalı maliyetlerden kurtuluyor hem de alternatif ilişkilerin bereketiyle coşuyor.

Türkiye'nin İsrail'le görece en ikna edici kârlı ilişkisi savunma sanayi alanında oluyor. Oysa onda bile süren ilişkiye Türkiye'den ziyade İsrail muhtaç. Bu ilişkilerin kopmasından Türkiye'nin hiç bir kaybı yok aksine kazancı var, ama İsrail'in çok açık maddi ve stratejik kayıpları var. Türkiye'nin İsrail'le savunma alanındaki ilişkileri Türkiye'nin savunmaa sanayiinin gelişmesine çok net biçimde ket vuruyor. Terörle mücadele gibi kritik bir konuda İsrail'den alınan heronlar en kritik zamanlarda bozuk çıkıyor. Üstelik İsrail Türkiye'nin mecbur kaldığında kendisi çok kolay yapabileceği heronları binbir rica minnet veriyor.

Bu kadar pahalı bir alış-verişe Türkiye'yi bu kadar ikna eden şeyin ne olduğunu insan merak etmeden duramıyor. Bir kısmı İsrail'in bu propaganda kabiliyetinden kaynaklanıyordur, ama daha fazlası bu propagandaya bizim tarafı ikna eden faktörler olmalı. Muhtemelen alabildiğine "duygusal" olan bu faktörlerin bugün geçersiz hale gelmiş olmasının Türkiye'ye paha biçilmez fırsatlar, "hayırlı olay" vesileleri sunduğuna kimsenin kuşkusu olmasın.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim