1. YAZARLAR

  2. Gideon Levy

  3. İsrail vicdan muhasebesine muhtaç
Gideon Levy

Gideon Levy

Yazarın Tüm Yazıları >

İsrail vicdan muhasebesine muhtaç

A+A-

İsrail Gazze savaşının ardından ciddi bir bedel ödedi. Bütün dünya Gazze'den beyaz sülfür bulutları yükselirken İsraillilerin ses çıkarmadığını, İsrailli Davut'un Filistinli Calut'a acımasızca saldırdığını gördü. Savaşın yıl dönümünde İsrailliler buna değip değmediğini kendilerine sormalı

İbrani ayı Tevet’in 10. gününde tutulan oruçla Dökme Kurşun Operasyonu’nun aynı güne geldiği bugün bize ironik bir kesişme sunuyor. Kudüs üzerindeki Babil kuşatmasının anıldığı oruç gününde, pek az İsrailli antik Kudüs’ün kuşatma altında kaldığı süreden iki kat daha uzun zamandır İsrail ablukası altında bulunan Gazze’yi düşünüyor. Gazze saldırısının yıldönümünde, çok az insan gerçekten vicdan muhasabesi yapıyor.

27 Aralık’tan bu yana geçtiğimiz yıl İsrail için her halükârda bir utanç yılıydı; her zamankinden daha utanç vericiydi. Bugün bir İsrailli olmak, bir yıl öncekine göre çok daha utanç verici. Bu savaş, ki aslında savaş değil acımasız bir saldırıydı, İsrail’in Gazze’de yaşananlara yönelik aldırmazlığı ve kamuoyunun körlüğü bir yana, ülkenin uluslararası statüsüne ağır bir darbe vurdu.

İsrailli olmak utanç verici

Bu saldırının meşru ve gerekli olduğuna, böylesine zalim bir saldırı yapılmasa Kassam roketlerinin durdurulamayacağına hâlâ inananlar bile, İsrail’in şiddeti yüzünden ödediği siyasi ve ahlaki bedeli gözardı edemez. İsrail’in vatandaşlarının değil ama dünyanın gözündeki imajı bir yıl öncekinden çok daha çirkin.

Bugün bir İsrailli olmak daha utanç verici; zira İsraillilerin aksine dünya yaşananları gördü. Dünya, gelişip büyüyen Tel Aviv’den bir saat uzaklıktaki bu hapsedilmiş ve zayıflatılmış, çaresiz insanların İsrail’in cephaneliğinden kaçacak yer bulamadığı bölgede binlerce insanın öldüğünü, yaralıların bir klinikle ilkel bir hastane arasındaki bir şeye arabaların bagajında götürüldüğünü gördü. Dünya okulların, hastanelerin, un değirmenlerinin ve küçük fabrikaların acımasızca havaya uçurulduğunu gördü. Beyaz sülfür bomba-larının nüfus merkezleri üzerinden dalgalar halinde yükselen bulutlarını ve yanmış çocukları gördü.

Dünya İsrail propagandasının bahanelerini ve yalanlarını kabullenmeyi reddetti. Siderot’un çektiği acıyı Gazze’nin çektiğiyle karşılaştırmaya hazır değildi; sülfür bulutlarının meşru müdafa amaçlı olduğuna, düzinelerce polisin bir geçit töreninde öldürülmesinin meşru olduğuna veya insanları evlerini terk etmeleri için önceden telefonla uyarmanın İsrail’i bu evleri bombalamanın cezai sorumluluğundan kurtardığına inanmadı.

Dünya, İsrailli Davut’un Filistinli Calut’a acımasızca saldırdığını gördü. Ölüm oranlarını (bir İsrailli’ye karşı 100 Filistinli) ve İsrail ordusunun bizim tarafımızdaki kayıpları engelleyecekse herşeyin yapılabileceğine dair yeni ve dehşet verici doktrinini gördü. Dünya, kendi kaderini tayin hakkına sahip olmayan ve abluka altında yaşayan mültecilerle onların çocuklarından oluşan sakinlerinin temel insan haklarından yoksun olduğu bir bölgeye bir demokrasi tarafından saldırıldığını biliyordu. Dolayısıyla dünya bize haklı bir katılıkla yanıt verdi; affetmeyi ve sessiz kalmayı reddetti.

Dünya ayrıca İsrail’in yaşananlara dair hastalıklı bir duyarsızlığa gömüldüğünü de gördü. Kent meydanlarında neredeyse hiçbir protestocu olmadığını, Tel Aviv’deki kafelerin keyfi yerinde olan insanlarla dolup taştığını gördü. Hatta bombalı saldırıları çocuklarına göstermek için Gazze etrafındaki tepelere giden İsrailli aileleri bile gördü. Sonrasında, İsrail’in ne yaptığına dair soruşturma açmaya bile hazırlıklı olmadığını, bunun yerine kendisini küçük düşürenlere saldırdığını da gördü.

Sessizlik kırılmalı

Ve dünya aynı zamanda hızla unuttu. Bir yıl sonra, İsrail’in malzeme girişi için Gazze’nin kapılarını açmayı reddetmesi nedeniyle bölgeyi eski haline döndürmek için toplanan 4.5 milyar dolar bankaların bodrum katlarındaki dehlizlerde dururken, dünya Gazze’yi kendi kaderine ve yıkıntılarına terk ederek sessiz kalıyor. Fakat Gazze yaralarını unutmadı, unutamıyor. Evleri yıkılan 325 bin insan, yakınlarını kaybetmiş aileler, binlerce yaralı ve engelli, kaygı ve terör tarafından güçsüzleştirilmiş halde hâlâ Gazze’de. Acıları geçmedi.

Saldırının ilk yıldönümünde, böylesine olumsuz bir siyasi ve ahlaki terazide, İsrailliler kendilerine en azından buna değip değmediğini sormalı. Fakat bu yıl dönümünde İsrail kendi siyasi ve ahlaki geleceğinden çok Kadima partisinden istifa etmeyi planladığını açıklayan Eli Aflalo’nun siyasi geleceğiyle ilgileniyor. Utanın veya utanmayın, önemli olan bizim kendimizi bu kadar iyi hissetmemiz... (İsrail gazetesi, 27 Aralık 2009)

RADİKAL

YAZIYA YORUM KAT