1. YAZARLAR

  2. Ali Ünal

  3. İsrail ve Yahudilik
Ali Ünal

Ali Ünal

Yazarın Tüm Yazıları >

İsrail ve Yahudilik

A+A-

Yahudi kelimesi, İbranice Kitab-ı Mukaddes'e göre, Hz. Yakub'un 12 oğlundan, dolayısıyla 12 İsrail kabilesinden Yahuda'ya mensup olan demektir.

Şu kadar ki, bazı Kitab-ı Mukaddes araştırmacıları bunu doğru bulmazlar ve bunun daha sonra icat edildiği düşüncesindedirler.

Kenan (Filistin) diyarı Hz. Yuşa (as) tarafından fethedilince, Hz. Yuşa bu toprakları 12 İsrail kabilesi arasında paylaştırdı. İki asır kadar sonra kral Talut (Saul) ile birlikte ilk birleşik İsrail krallığı kuruldu. Peygamber Samuel tarafından hükümdar tayin edilen Talut, 12 İsrail kabilesinin en küçüğü olan Bünyamin (Benjamin) kabilesine mensuptu.

Talut'tan sonra bütün İsrail kabileleri Hz. Davud'un hilafeti altında birleştiler ve ardından Hz. Süleyman'ın hükümdarlığı zamanında çok güçlü bir devlet haline geldiler. Kitab-ı Mukaddes, Hz. Davud ve Süleyman'ı sadece hükümdar (kral) olarak anarken, Kur'an-ı Kerim, Hz. Davud'u halife peygamber, Hz. Süleyman'ı hükümdar-peygamber olarak anar.

Hz. Süleyman'ın vefatıyla birlikte İsrail devleti ikiye ayrılır. Kuzey kabileleri, İsrail krallığını teşkil ederken, güneyde kalan kabileler Yahuda krallığını meydana getirirler. 4 asır sonra gelen Babil sürgününün ardından ortak kimlik olarak Yahudi ismi etrafında birleşilir.

Temelde bütün 12 İsrail kabilesi mensuplarına verilen genel isim, İsrail'dir. İsrail, Kitab-ı Mukaddes'e göre, Hz. Yakub'un lâkabıdır ve yine Kitab-ı Mukaddes'e göre Hz. Süleyman'dan sonra Hz. Yusuf Evi, İsrail olarak anılıyordu.

Kitab-ı Mukaddes ve tarih araştırmacılarına dayanan bu bilgiler, esasen Kur'an-ı Kerim'de mevzu ile ilgili anlatımlarla çelişmemektedir. Kur'an-ı Kerim, bugün Yahudi olarak anılan insanlara İsrail Oğulları olarak hitap eder. Müslüman müfessirler de İsrail'in Hz. Yakub'un lâkabı olduğu görüşündedir ve kelimenin, "Allah'ın tertemiz kulu" manâsına geldiğini belirtirler. Dolayısıyla, insanlara en çok hoşlandıkları isimle ve en güzel şekilde hitap etmeyi emredip, kötü lâkap takmayı açıkça yasaklayan Kur'an, Yahudilere sahip oldukları gerçek değer noktasında yaklaşır ve "Siz, Allah'ın tertemiz bir kulu, 25 büyük rasûlden biri olan Yakub'un oğullarısınız; dolayısıyla size onun gibi olmak yakışır" der. Yahudi kelimesi, aslında İsrail topluluğu içinde bir bölünmeyi, bir ayrılışı simgeler ve dolayısıyla Kur'an-ı Kerim de bu kelimeyi aynı anlamda kullanır ve "Yahudileşenler" tabiriyle bunun sonradan ortaya çıktığını ve İsrail'den bir kopma olduğuna dikkat çeker. Bu temel dinî ve tarihî gerçekten habersiz bazı Müslüman ilahiyatçılar bile, Kur'an açıkça reddettiği halde, Hz. İbrahim'i Yahudi ve Yahudilerin atası gibi değerlendirebilmektedir.

İsrailî olmak, Allah'ın insanları üzerinde yarattığı temel fıtrata, temel insanî vicdana uyarak, yani tevhid esası üzerinde, bir diğer ifadeyle hanif olarak İbrahim Milleti'ne katılmak, yani bu Millet'i kâmil seviyede temsil ve teşkil eden bütün peygamberlere uymak demektir. İsrail Oğulları, içlerinden çıkan büyük peygamberlere, hidayeti temsil eden ve insanlara rehberlik yapan imamlara uyan mensuplarıyla uzun asırlar bu Millet içinde kalmışlardır. Bununla birlikte, içlerinde ortaya çıkan fitne ve fesat unsurlarıyla ise hem kendilerine zulmetmişler, zulümlere maruz kalmışlar, hem de insanlık tarihinde zaman zaman fitne-fesat yangınları çıkarmışlardır. Onları tarif adına en güzel ifade Bediüzzaman'a aittir: İnsanlığın nefs-i emmâresi. Siyonizm, nefs-i emmâre olmanın unvanıdır.

Nefis, insanın bilhassa dünyaya ait bütün kabiliyetleri kendinde toplayan en önemli mekanizmasıdır. Bu mekanizma, gerçekten İsrailî olabildiği takdirde, yeryüzünü cennete çevirir; fakat emmâre olarak kaldığı zaman da kan dökme ve bozgunculuk çıkarma, onun en önemli özelliği olur. Bugün Yahudiler, hem kendileri ve hem insanlık adına ve kendilerinin de insanlığın da geleceği adına İsrailî olma, hanif olarak İbrahim Milleti'ne tâbi olma ile emmâre nefis olarak kalma arasında bir tercihle karşı karşıya bulunuyorlar.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT