1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. İsrail terörü
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

İsrail terörü

A+A-

İsrail'in Gazze'ye yönelik hava saldırılarında ortaya çıkan manzara bugün başka herhangi bir konuyla ilgilenilmesini imkânsız kılıyor. Ajanslar saldırıların öğrencilerin okuldan çıkış saatinde başladığını kayıtlara geçmiş. Böylece 300'e yakın ölünün önemli bir kısmını kadınlar ve çocuklar oluşturmuş.

İsrail hava saldırılarına Hamas'la altı ay süren ateşkes anlaşmasının hemen sonunda Hamas'ın başlattığı roket saldırılarını bahane gösteriyor. Hamas saldırıları İsrail'e isabet etse de çok nadiren etkili olabiliyor, çünkü roketleri atanların elinde yüksek teknolojiler yok, nereye isabet ederse niyetiyle fırlatılan roketler aslında İsrail'de ciddi bir hasara yol açmıyor, belki İsrail hükümetinin propaganda aygıtları sayesinde sivil halkı bir hayli tedirgin ediyor. O kadar. Oysa İsrail'in bu taciz ateşlerine karşı verdiği karşılık "orantısız" sözcüğüyle ifade edilmekten de çok ötede bir şey. Sapıkça öldürme şehvetiyle gözü dönmüş bir savaş makinesini çalıştırmak için bahane arayan bir terminatör gibi davranıyor. Birkaç gündür süren saldırılarda isabet alan hedeflerin hepsinde ölenlerin büyük çoğunluğu sivil halk.

Bir kavle göre halkı cezalandırarak, başlarına isabet eden bu ölümlerin, bu acıların Hamas yüzünden olduğunu düşündürmeye çalışıyor İsrail. Böylece Hamas ile Gazze halkının arasını açmaya çalışıyor. Oysa yaptığı bütün saldırılar sadece Gazze'yi değil, giderek Filistin'in tamamını da Hamas'ın etki alanına daha fazla çekiyor.

İsrail, Dünyaya Filistin halkıyla barış yapmak için elinden geleni yaptığı halde bir türlü istediği karşılığı alamayan ve sürekli çabaları "nankör Filistinliler" tarafından elinin tersiyle itilen, sürekli saldırıya uğrayan ve bu saldırılara karşı da kendini savunmaktan başka çaresi kalmamış bir ülke görüntüsü vermeye çalışıyor.

Oysa yakın mesafede ateşkesin geçerli olduğu süre içinde bile Filistinlilere karşı en tahrik edici davranışlarını sergilemekten hiç geri durmadı. Altı aylık ateşkes süreci içinde Gazze'ye uygulanan yoğun abluka ve ambargo buralarda yaşayan Filistin halkına dünyayı kelimenin tam anlamıyla zindan haline getirdi. İsrail, ateşkese riayet ediyor olmanın sağladığı görüntüyü bile sessiz sedasız yerleşim yerlerini kurmaya ve pekiştirmeye devam etmek için fırsat olarak kullanmaktan geri durmadı.

Bu yerleşim yeri açmanın kendisi yeterince büyük bir derttir. Dünyanın dört bir yanından toplanan ve bu bölgeyle alakasız insanların gelişi her şeyden önce Filistinlilerin alanlarını her geçen gün daha da daraltıyor. Ayrıca onların konforunu ve güvenliğini sağlamak, her geçen gün Filistinlilerin güvenliği, özgürlüğü ve zaten olmayan rahatından daha da fazlasının yitip gitmesi anlamına geliyor. Gelen her yerleşimci Filistinlilerin hayat alanlarını bir mengene gibi biraz daha sıkıştırmaya devam ediyor.

Yeni yerleşimcilerin güvenliğini temin etmenin yolu olarak İsrail Filistinlileri daha fazla kapatmaktan başka bir yol bulamıyor. Yeni yerleşen alanların güvenliği, etraflarına bir güvenlik duvarı örerek temin edilmesi akla gelebilecek en normal yoldur, ama bu normal yol yerine bu alanlara yakın yüzyıllardır buralarda yaşamakta olan Filistinlilerin etrafına bir duvar örülerek o Filistinlilerin kapatılması ve bütün hareketlerinin kontrol altına alınması yolu izleniyor. Filistinlilerin hayat alanları böylece kendiliğinden bir "toplama kampına" dönüşüyor. Bu toplama kamplarında aslında Filistinlilerin en küçük hareketleri ileri teknolojilerle, tam bir panoptikon marifetiyle gözleniyor. Aylardır ateşkesle eş zamanlı olarak sürdürülen vahşi ambargo şartları Filistinlileri zaten ya ateşkesi bitirme veya ateşkes sonrası bir hesaplaşma arzusuyla doldurup duruyor.

İsrail'in Filistinlilerle yakın veya uzak gelecekte barış içinde iki tarafın da güvenliğini ve en temel insan haklarının teminini hedefleyen bir düzen kurmayı düşündüğü yok. Yaptığı bütün planlar sadece Yahudi halkının geleceği üzerine kurulu. Bu devlet içinde Filistinlilere yazılmış olan tek rol onların bir şekilde bu bölgelerden çekip gitmelerinden başka bir şey değil.

Bilhassa Kudüs etrafında oluşturulan yerleşim yerleri Kudüs ile Arap-Müslüman dünyası arasındaki coğrafi irtibatı giderek tamamen koparmaya doğru hızla ilerliyor. Güvenlik gerekçeleri işin tamamen bahanesi, İsrail'in bunu Kudüs'ü tek başına temellük etmek ve giderek Gazze bölgesini de Filistinliler için iyice çekilmez ve terk edilesi bir alan haline getirmek için yaptığı çok açık.

Yeni yerleşim yerlerinin huzuru için başka bir çare düşünülemiyor. Bu gerekçeyi bütün dünyaya da bu dille anlatıyor. Kendi güvenliği için her türlü insanlık dışı saldırısını dünyaya kabul ettirebiliyor. Ama bu "kendini savunma" yalanının arkasında asıl büyük hedefini elindeki bütün savaş aygıtlarının yardımıyla kapma planını uygulamaya devam ediyor.

İsrail, ellerindeki taştan, birkaç roketten ve her şeye rağmen hâlâ çıkmamış canlarından başka hiçbir silahları kalmamış olan son direnişçileri de yıldırmaya çalışıyor.

Oysa onlar orada sadece kendilerini savunmak için değil, kendisini kapılmış olduğu büyük gafletten, seçilmişlik takıntısından, imtiyazlılık takıntısından uyandırmak ve kurtarmak üzere direniyorlar.

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT