1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İsrail, Kendi İnanç Temelindeyken
İsrail, Kendi İnanç Temelindeyken

İsrail, Kendi İnanç Temelindeyken

Mavi Marmara üzerine söylenecek çok şey daha var elbette, ama, bugün, Davos toplantısı ve Marmara gemisi etrafındaki gelişmelerin ortaya çıkardığı tablo, o hadiselerin cereyan ettiği ilk anlarda tahmin ve tahayyül edilemiyecek derecede derin ve büyük neti

A+A-

‘Yahudi Devleti’- İsrail, kendi inanç temelindeyken; Türkiye de öyle mi veya nerede?
Selahaddin E. Çakırgil

İsrail diye bir ülke yok.. Ama, bunun, ‘anti-semitik (yahudi karşıtı-düşmanı)’  bir hassasiyeti ifade etmediğini de hemen belirtmeliyim. (Bu vesileyle, İsrail rejimi başbakanı Netanyahu’nun, zâten yahudileri hatırlatan bir isim olan İsrail ismiyle yetinmeyip, bu rejimin, özellikle arab rejimleriyle yapacağı andlaşmalarda Yahudi Devleti, yani bir din devleti olarak tanınmasını şart koşmaya başlaması hatırlanmalı ve başka ve hele de müslüman toplumlarda İslamî ölçüleri esas alan bir devlet talebi dile getirildiğinde mangalda kül bırakmayan laik çevrelerin, İsrail rejimi sözkonusu olunca, konunun kenarından teğet geçtiklerinin mânası üzerinde ayrıca durulmalıdır..) 

Evet, bir müslüman olarak başka dinlerin mensublarının veya kavimlerin varlığını reddetmememiz gerekiyor.. Onları da yaratan, Allah’u Tealâ’dır.. Ve bizim inanç sistemimize ve mensub olduğumuz İslam Milleti’nin hayatına ve haklarına saldırıda bulunmadıkları müddetçe, onlarla da barış içinde yaşamayı da esas alırız..

Bu temel ölçüler içinde yine de İsrail diye bir ülke yok; belki, Fılistin topraklarında, o toprakların aslî sahiblerinin elinden siyonist yahudiler eliyle tarafından kan, hile, entrika ile çalınmış, işgal ve gasb yoluyla oluşturulmuş bir sosyal organizasyon bir rejim var.. Ama, ne yazık ki, arab halkları (ve, son 32 senedir de İran) dışındaki dünya müslümanları, bu hususta bir hassasiyet göstermiyorlar.. Halbuki, müslüman halklar birçok mahallî ihtilaflarda, kendileriyle veya başlarındaki rejimlerle daha yakın ilgisi bulunan topraklarla ilgili problem ve hassasiyetlere gereken hassasiyeti gösteriyorlar..

Meselâ, uluslararası-diplomatik zeminlerde Kıbrıs Cumhuriyeti isimli devleti Rum tarafının temsil ettiği iddiası bizim kamuoyumuzda kabul görmüyor ve hemen herkes, ‘Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ diyor, yanlış olmayan bir şekilde.. Ama, aynı kamuoyu, Fılistin topraklarının çalınması ve gasbıyla ortaya çıkan siyonist İsrail rejiminin tanımlanması konusunda göstermiyorlar..

Halbuki, Filistin’de de öyle olması gerekiyor..

30 yıl öncelerde, bir ingiliz tarihçisi, ‘üniversitede Ortadoğu tarihi okuturken, İsrail diye bir ülkeden sözeden olursa, ona sıfır’ı basarım, çünkü 1948 yılına kadar bu topraklarda öyle bir devlet ve ülke hiçbir zaman olmamıştır ve o mekânların adı Fılistin’dir..’ diyordu..

O tarih profesörünün hassasiyetini bugün çoğumuz gösteremiyor ve ‘reel-politik’ gibi gerekçelerle zorbalığa, entrikaya, hukuksuzluğa teslim oluyoruz..

Elbette ki, dünyadaki dengeleri gözetmemeyi, inancı adına güçlü olmayanların haklılığının bir acziyet ve dilenme noktasına düşebileceği gerçeğinden uzak düşmemeyi gerektiriyor.. Çünkü, bâtıl, sahib olduğu kuvvetle, kendisini hak  mertebesinde göstermek imkanına kavuşurken; hakk, güçsüzlük yüzünden acziyete ve bir ütopya durumuna düşebiliyor..

Yazının devamı… 

HABERE YORUM KAT