İsrâil Bayrağı ve Ülkenin Bölünmez Bütünlüğü

21.11.2007 12:41

İbrahim Sediyani

      Bugünlerde ülkemiz, toplumsal bir cinnet geçirmekte. Akıl, izan, feraset, bâsiret, anlama, tüm insanî melekeler, sloganlar ve istismarlarla çevrili bir manipüliteye kurban edilmiş durumda. Böyle bir ortamda değil “adaleti” ve “hakkı”, toplumun bu sözcükten anladığı manada dahi olsa “sabrı” bile tavsiye etmek, çok büyük riskleri beraberinde getirmekte. Siyasetten ekonomiye, kışladan okula, sokaklardan meydanlara, TV ekranlarından gazete köşelerine, karşı karşıya kaldığımız her ortamda herkes “-arız, -eriz” fiil çekimleriyle konuşurken, kalkıp da “-meli, -malı” ekleriyle konuşmak, “su üstüne yazı yazmak” gibi birşey.

 

     Kamuoyunda şiddet ve güç havası oluşturanların ve etkisinde kalan kitlelerin en çok seslendirdikleri, dillerine adeta pelesenk ettikleri sözler, “bebek katili”, “bayrak” ve “ülkenin bölünmez bütünlüğü” kavramlarıdır. Siyasetten ekonomiye, kışladan okula, sokaklardan meydanlara, TV ekranlarından gazete köşelerine, karşı karşıya kaldığımız her ortamda bu üç kavramın dışında dördüncü bir söz neredeyse hiç duyamaz durumdayız.

 

     Peki, bu insanlar, “bebek katili”, “bayrak” ve “ülkenin bölünmez bütünlüğü” edebiyâtı yapanlar, bu söylemlerinde ne derece samimidirler? İnandıkları veya savundukları değerlerin doğruluğu / yanlışlığı bir yana, onlar, kendi inanç ve değerleriyle sorgulandıklarında dahi, ne derece tutarlı bir karakter örneği sergilemektedirler?

 

     Bu insanlara iki soru sormak istiyorum. “Bebek katili”, “bayrak” ve “ülkenin bölünmez bütünlüğü” kavramlarını dillerinden düşürmeyenlere sormak istediğim iki adet soru var sadece:

 

     1 – “30 bin kişinin katili” ve “bebek katili” Abdullah Öcalan, herhangi bir devlet tarafından resmi olarak davet edilse ve gidip o ülkenin, Suriye, İran, Pakistan, Almanya, İsveç, fark etmez, herhangi bir ülkenin parlamentosunda konuşma yapsa ve o ülkenin parlamenterleriyle el sıkışıp “barış” nutukları çekse, sizin tepkiniz ne olur?

 

     2 – “Ülkemiz topraklarında gözü olan” herhangi bir devlet, Suriye, Yunanistan, Ermenistan, fark etmez, herhangi bir ülke işte, bayrağını değiştirse ve kabul ettiği yeni bayrağında, ülkemizden gözü olduğu herhangi bir yerin / bölgenin “kendisine ait olması gerektiğini” ima eden bir simgeye yer verse, ne yaparsınız? Meselâ, Ermenistan kendi bayrağına Ağrı Dağı’nın resmini yapıştırsa? Ya da, bayrağının ortasındaki beyaz bölgede iki tane yeşil yıldız bulunan Suriye, bir değişiklik yapsa ve bayrağının sol üst köşesine – sol üst köşe, harita üzerine kuzeybatı demektir – beyaz bir küçük yıldız eklese ve bunu da Hatay ilini temsilen yapsa? Veyahut da, bayrağında yatay mavi çizgiler bulunan Yunanistan, bayrağının tam ortasına bir mavi çizgi de dikey olarak çizse ve bu yeni çizgi, Asya ile Avrupa’yı biribirine bağlayan İstanbul Boğazı’nı sembolize etse? Merak ettim, tepkiniz ne olur?

 

     Yanıtlarınızı duyar gibiyim: “Dünyayı başlarına yıkarız! Onları yaptıklarına pişman ederiz! Topraklarımızda gözü olanın gözlerini çıkarırız! Bunu bize karşı “savaş ilanı” kabul ederiz!”

 

     BEBEK KATİLİ PERES’İN TBMM’DA İŞİ NE?

 

     Öyleyse size sormak gerekmez mi? Madem ki “bebek katillerinden” bu derece nefret ediyorsunuz, o halde, şu anda yaşamakta olan en cani ve en zalim bebek katili olan Şimon Peres’in Türkiye Cumhuriyeti parlamentosunda ne işi vardı?

 

     Peres’in ülkemiz topraklarına ayak basmasını protesto eden Mazlum – Der’in, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamadaki ifadeyle “dünyanın en azılı ve en çok dış destek gören İsrail adlı terör örgütünün elebaşı olan eli kanlı Şimon Peres’i”  havaalanında en üst düzey devlet protokolüyle ve askerî törenle karşılarken, hiç mi utanmadınız?

 

     Binlerce, on binlerce bebeğin katili olan Şimon Peres, nasıl olur da en büyük düşmanları bebek katilleri olan bir ülkenin parlamentosunda konuşma yapar, ona akademik cüppe giydirilir ve “devlet başkanı” muamelesi görür? Öcalan “bebek katili” diyorsunuz, peki Peres ne? Peres’in sadece geçen yılın Ağustos ayında, 30 gün içinde Lübnan’da öldürdüğü çocuk sayısı kadar çocuğu, PKK hareketi değil 30 gün, 30 yıllık ömrü boyunca öldürmüş müdür?

 

     “Peres’in bu parlamentoda yapması gereken sadece bir şey vardır, o da, Kana’da katlettiği bebeğin mavi emziğini boynuna asıp tüm insanlıktan özür dilemektir” diyen BBP Genel Başkanı sevgili kardeşimMuhsin Yazıcıoğlu dışında vicdan sahibi bir tane parlamenter daha kalmadı mı bu ülkede? ( Buradaki “kardeşim” hitabına takılıp kalınmamalıdır. Benim için, İsrâil işgaline karşı çıkan, Filistin ve Lübnan halkının yanında yer alan herkes “benim kardeşimdir”. Bu kişi ister sıradan vatandaş olsun, isterse parti başkanı olsun. İster merkez sağda olsun, ister merkez solda olsun, isterse Merkez Lokantası’nda oturup yemek yesin. )

 

     Geçen yıl yaşanan ve 33 gün süren savaşta, o İsrâil değil miydi, Lübnanlı çocukların üzerine füzeler ve bombalar yağdıran? O İsrâil değil miydi, o füzelere, bizim itikadımıza göre henüz çocuk oldukları için günahsız olan yahudî çocukların isimlerini yazdırıp, evet, hatırlayınız, yahudî çocuklara, füzelerin üzerine “İsrâilli çocuklardan Lübnanlı çocuklara selâm” yazdırıp, o yazıyla birlikte füzeleri Lübnanlı çocukların tepesine yağdıran?

 

     Sizler, bebek katili Peres’in binlerce bebeğin kanına giren ellerini sıkarken, hiç mi utanmadınız? Oysa ki ben TV karşısında sizin gülümsemelerinizi izlerken bile utandım. Belki günahlarınıza kefâret olur diye hatırlatayım, sizin yerinize de utandım.

 

     Gelelim “bayrak” ve “bölünmez bütünlük” söylemlerinize…

 

     SİYONİSTLER DOST MU?

 

     “Musewî” anlam olarak “Musa’ya tabi olan” demek olduğundan dinî ve itikadî bir nitelemedir. “Yahudî” kelimesi de “Musewî” yerine kullanılır. Ancak “Yahudî” salt dinî – itikadî değil, aynı zamanda etnik ve kavmî bir aidiyeti de belirtmektedir.

 

     Şanlıurfa ( Riha ) doğumlu olan Hz. İbrahim ( as ), kendisine inananlarla birlikte Filistin topraklarına gelip yerleştiğinde o topraklarda elbette ki yabancıydılar, göçmen kökenliydiler. Büyük nehrin, yani Fırat’ın öte tarafından geldikleri için bunlara “İvrî” deniyordu. “İvrî”, İbranice’de “öte taraftan gelen” demektir.

 

     Hz. Yaqub ( as )’un soyundan gelenlere “İsrâiloğulları” veya “Yaquboğulları” dendi ki Qûr’ân-ı Kerîm’de de bu isimle anılırlar. Hz. Yaqub’un on oğlu ve iki torunu vardı. Torunlarının ismi Efraim ve Menase idi.

 

     Hz. Yaqub ( as ), sahip olduğu toprakları on oğlu arasında bölüştürdü. Böylece her bir oğul, sahip olduğu topraklara kendi adını verdi ve orada yaşayan insanlar da onun ismiyle anıldı. Hz. Yaqub’un on oğlundan biri olan Yehuda’nın payına düşen topraklarda yaşayan halka “Yehudî” ( Yahudî ) dendi ve bu isim günümüze dek geldi. Dikkat ederseniz, “İsrâiloğulları” dediğiniz zaman, Hz. Yaqub’un soyundan gelen herkesi kastetmiş olursunuz. Ancak “Yahudî” dediğiniz zaman, O’nun on oğlundan yalnızca birisinin, Yehuda’nın soyundan gelenleri tanımlamış olursunuz.

 

     Her ne kadar “İsrâiloğulları” ve “Yahudîler” sözcükleri yanlışlıkla aynı anlamda kullanılıyor olsalar da, doğrusu, birinin diğerini kapsadığıdır.

 

     Binaen aleyh Mısır’dan çıkış esnasında “Yahudî” adı, etnik köken belirtmek amacıyla henüz vurgu yapılan bir niteleme değildi. Bu kavim o zamanlar “Bet Yaakov” ( Yaqub’un Evi, Yaqub’un Âîlesi, Âl-i Yaqub ) veya “İsrâiloğulları” olarak Mısır esaretinden çıktılar.

 

     Hz. Musa ( as ), kavmini Mısır’dan çıkardıktan sonra Kızıldeniz’i geçip Sina Yarımadası’na, Sina Dağı’nın bulunduğu Sina Çölü’ne geldi. Musewîler 40 yıl burada yaşadıktan sonra Hz. Yuşa döneminde Qûds ( Kudüs ) ve Filistin’i ele geçirdiler.

 

     Sion ( Siyon ), Hz. Süleyman ( as )’ın Qûdüs’te mâbedini ( Mescîd-i Aqsa ) yaptırdığı dağın adıdır. Burası Yahudîler’in gözünde Tanrı Krallığı’nı simgeler.

 

     Yahudîler tarihte çeşitli defalar Filistin topraklarından sürgün edildiler. İlk sürgün M. Ö. 587’de Babil Kralı Nabukadnezar tarafından yapıldı. Süleyman Tapınağı yakıldı. Yahudîler Babil’e sürgün edildi. Yahudîler’in “millet” olarak tarih sahnesine çıkmasını sağlayan olay, Qûdüs’ün M. Ö. 586 yılında Babil Krallığı tarafından yıkılmasıyla, bu topraklarda yaşayan halkın Babil’e sürülmesi neticesinde M. Ö. 537 yılına dek süren Babil esaretidir. Bunu perçinleyen olay ise, M. S. 66 – 73 ve M. S. 132 – 135 yılları aralarındaki Yahudî isyanları neticesinde Filistin topraklarının Romalılar eliyle Yahudî nüfûsundan boşaltılması sürecine adını veren Roma esareti dönemidir. Başka bir deyişle, Hz. Süleyman Tapınağı ( Beyt’ul- Maqdis )’nın yıkılması ( M. S. 70 ) ile Bar Kohba İsyanı arasında geçen zamanda Filistin topraklarının Yahudî milletinden boşaltılması olayıdır.

 

     Siyonizm, yeryüzünün dört bir yanına dağılmış olan Yahudîler’i Arz-ı Mewud’da ( vaat edilmiş Topraklar, Nil ile Fırat nehirleri arası ) toplamak, sonra da Hz. Süleyman Mâbedi’ni Siyon Dağı’nda yeniden kurmak ve Yahudîler’i bütün insanlardan üstün kılmak amaç ve idealine denir. Muharref ( tahrif edilmiş, değiştirilmiş ) Tewrat metinlerinden çıkan Yahudî anlayışı şudur: Yahudîler, Allah’ın ( Yehowa’nın )seçtiği ve üstün kıldığı bir kavimdir. Yeryüzünün yönetim hakkı onlara aittir.

 

     Yahudî inancına göre yeryüzünde dört çeşit canlı yaşamaktadır:

 

     1 – Yahudîler,

 

     2 – Goyyimler ( insansılar, Yahudî olmayanlar, yarı insanlar ),

 

     3 – Hayvanlar,

 

     4 – Bitkiler.

 

     Goyyim, Yahudî olmayan, insan görünümündeki hayvan demektir. Mütercimlerimiz bu sözcüğü genelde “kâfir, gâvur” olarak tercüme ederler. Bunda herhangi bir kasıt aramamakla birlikte, bilmezlikten kaynaklanan bir hata olduğunu düşünüyoruz. İbranice’de Yahudî olmayanlar, bu etnik kökenden gelmeyen, bu kavmin mensubu olan anne ve babadan doğmayan kimseler için kullanılan “goyyim”, sözcük olarak “insanımsı, yarı insan yarı hayvan” anlamına gelmektedir. Yahudîler, Yahudî olmayan bütün milletlere bu gözle bakarlar. Yahudîler ise Allah’ın seçkin milletidir.

 

     Yahudîler’in kutsal kitabı Tewrat’tan bazı örnekler:

 

     “Siz Allah’ın oğullarısınız. Öünkü sen Allah’ın Rabb’e mukaddes bir kavimsin ve Rabb, bütün kavimlerden üstün olarak, kendine has bir kavim olmak üzere seni seçti.” ( Tewrat, Tesnîye, 14 / 2 )

 

     “Ve Allah’ın Rabb’in sana teslim edeceği bütün kavimleri bitireceksin. Onlara kesinlikle acımayacaksın.” ( Tewrat, Tesnîye, 7 / 16 )

 

     “İbraniler’in Allah’ı Rabb şöyle diyor…” ( Çıkış, Bâb 10 – 3 / 63 )

 

     “Bana, bütün kavimlerden has kavim olacaksınız ve siz bana kâhinler melekutu ve mukaddes milleti olacaksınız.” ( Çıkış, Bâb 4 – 2 / 785 )

 

     Yahudî yazılı ve sözlü kaynaklarının dışında gelişen Kabbala, Yahudî itikadını ve dünya görüşünü yansıtır. Kabbala’da geçen iki örnek şu şekildedir:

 

     “Yalnız Yahudî olanlara insan gözüyle bakılır. Yahudî olmayanlar sadece birer hayvandır.” ( Hoşem Hoşempat, 369 )

 

     “Siz Yahudî olmayan birini öldürür ve bu yüzden mahkemeye çıkartılırsanız, işlediğiniz cinayeti Allah adına yemin ederek inkâr edebilirsiniz. Çünkü öldürdüğünüz bir hayvandır. Yahudî, kendinden olmayanın malını çalmakla, işini elinden almakla iyi bir şey yapmış sayılır.” ( Sultan Aruh, s. 117 )

 

     İSRÂİL BAYRAĞININ ANLAMI

 

     Bugünkü İsrâil bayrağı, beyaz zemin üzerinde, üstte ve altta iki mavi çizgi ve bu çizgilerin ortasında altı köşeli mavi Siyon yıldızından oluşur. Bayraktaki her imin dînî – tarihî kökenlere dayanan anlamı vardır.

 

     Beyaz, dünyadır, yeryüzüdür. Bayrağın ortasındaki altı köşeli yıldız ise Siyon yıldızıdır. Filistin’in başkenti Qûdüs’te bulunan Siyon Dağı’nda yeniden kurulmak istenen Tanrı Krallığı’nı simgeler. Bu yıldızın bulunduğu alan, Yahudîler’in vatanı olan Arz-ı Mewud ( vaat edilmiş Topraklar )’dır. Arz-ı Mewud’un, yani Yahudî vatanının sınırlarını ise bayraktaki Siyon yıldızının altından ve üstünden geçen iki mavi çizgi belirlemektedir. Bu mavi çizgiler, Yahudî topraklarının sınırlarını işaret etmek içindir.

 

     Peki bu sınır çizgileri neresidir? Elbette ki Nil ve Fırat nehirleridir. Kongo ( eski Zaire), Uganda, Etiyopya ( Habeşistan ), Sudan ve Mısır topraklarında akan Nil Nehri ile Türkiye, Suriye ve Iraq topraklarında akan Fırat Nehri’dir. İsrâil bayrağındaki iki mavi çizgi, Nil ve Fırat nehirlerini sembolize ederler.

 

     Arz- Mewud’un hudutları, Tewrat’ta, Nil ile Fırat nehirleri arasındaki coğrafya olarak gösterilmiştir ( Tewrat, Tekvin, Bâb 15 ). Bir Yahudî’nin bunu kabul etmemesi, Yahudîlik’ini inkâr etmesi demektir. Arz-ı Mewud ( Vaadedilmiş Topraklar ) konusu Musewî inancında “imanın esasları” arasında olduğundan, bu ülkü, her Yahudî’nin ülküsüdür. Nil ile Fırat nehirleri arasında kalan coğrafyayı her Yahudî kendisi için vatan olarak kabul eder. Bunun anlamı, Yahudîler’in, Mısır’dan Kürdistan’a dek geniş bir coğrafya üzerinde hak iddia ettikleri gerçeğidir.

 

     “İsrâil bayrağı” denilen paçavranın üzerinde bu hususun iki mavi nehir çizgisi ile belirtilmiş olması, siyonist İsrâil’in, Türkiye dahil olmak üzere tam 13 ülkeden toprak talep ettiği anlamına gelir ( Türkiye, Suriye, Iraq, Kuweyt, Suudî Arabistan, Ürdün, Filistin, Lübnan, Mısır, Sudan, Eritre, Etiyopya ve Uganda). İşin en ironik yönü ise, başta ve en çok da Türkiye olmak üzere, adına “bayrak” denen bu bez parçasının, bu 13 ülkenin büyük çoğunluğunda dalgalanabilmesidir.

 

     Tewrat’ın Tekvin ( Genesis ) bölümü 15. Bâbı’nın İngilizce tercümesi aynen şu şekildedir: “Unto thy seed have I given this land, from the river of Egypt unto the great river, the river Euphrates.” ( Bu ülkeyi sana ve kavmine verdim; Mısır Nehri’nden büyük nehre, Fırat Nehri’ne kadar olan bölgeyi )

 

     Evet, siyonist İsrâil bayrağında Fırat Nehri sembolize edilmekte ve bu bayrak Türkiye’de dalgalanabilmektedir. Hem de TBMM’de. Benzer manada bir çizimi Yunanistan, rmenistan veya Suriye’nin yapması halinde “gözlerini oyacak olan” ve vatanperverlik taslayan , dillerinden “ülkenin bölünmez bütünlüğü” lafını düşürmeyenler, nedense bu durumdan hiç rahatsız olmamaktadırlar.

 

     Rahatsız olmak bir yana, Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanları, başbakanları, genelkurmay başkanları, bu bayrağın önünde poz vermekte, hatta onu selamlamaktadırlar.

 

     “Knesset” denen İsrâil Parlamentosu’nun girişinde Arz-ı Mewud haritası altın kaplama şeklinde çakılmıştır ve bu haritada açıkça Nil’den Fırat’a kadar olan geniş bir coğrafya işlenmiştir. Üzerinde Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir kısmını da içine alan Arz-ı Mewud haritasının bulunduğu Knesset’te TC Başbakanı dünya güzeli Tansu Çiller bir konuşma yapmış ve “Arz-ı Mewud’da bulunmaktan dolayı onur duyuyorum” demiştir.

 

     “Vatanın bölünmez bütünlüğü” lafını her seferinde dillendirenlerin ve böyle olduğu halde İsrâil’e göbek bağıyla bağlı olacak kadar dost olanların, İsrâil’in bu ideallerinden ve siyonizmin hedeflerinden habersiz olduğunu düşünmek, hakikaten çok saf olmak demektir. Bu güruh, kendi inanç ve düşünceleri çerçevesinde değerlendirildiğinde dahi “ihanet” içerisindedirler.

 

     “Lübnan Kasabı” Ariel Şaron 1982 yılında bir İtalyan gazetesinde Türkiye’nin işgalini tartışmış ve “Türkiye ilgi alanımız içerisindedir” demişti. 31 Aralık 1982 tarihli Günaydın gazetesi Şaron’un bu çıkışını okuyucularına “Haddini bil Şaron!” başlığıyla duyurmuştu.

 

     2 Şubat 2003 tarihinde, ABD Hükûmeti’nin sesi olan Washington Post gazetesinde, Amerikalı Yahudî bir bayan yazar olan Loolwa Khazzoom şunları yazar: “Hiçbir zaman Irak’ta bulunmadım; fakat Irak diyalektiği ile şarkı söylüyor, dua ediyorum. Yahudî bayramlarında Irak geleneklerini takip ediyorum. Yahudîler sözkonusu olduğunda hemen Polonya’yı, Almanya’yı düşünüyorlar. Ama ilk Yahudîler, bugün Irak toprakları olarak kabul ettiğimiz Mezopotamya’dan geldiler. Atalarım 1950’ye kadar 2 bin 500 yıl boyunca bölgede yaşadılar. Daha sonra modern Irak hükûmeti Yahudîler’i göçe zorladı.”

 

     Loolwa “bacımızın” derdini siz de anladınız, değil mi?

 

     Eğer anladıysanız, bugün Filistin, Lübnan ve Iraq’ı işgal edenelerin de “aynı dertten muzdarip” olduklarını anlamanızı dilerim.

 

     Selam, dua ve tekrar selam ile.

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim