1. YAZARLAR

  2. Birol Akgün

  3. İsrail (ABD)-İran savaşına hazır olalım
Birol Akgün

Birol Akgün

Yazarın Tüm Yazıları >

İsrail (ABD)-İran savaşına hazır olalım

A+A-

Ankara tüm enerjisini iç siyasi tartışmalara ayırdığı bugünlerde bölgede toplanan savaş bulutlarını dikkate almalı ve hazırlıklı olmalıdır. Nitekim son zamanlarda yapılan ziyaretler bölgeyi savaşa daha çok yaklaştırdı

20. yy.'da Ortadoğu kalıcı bir barışa hiçbir zaman kavuşamadı. Onun için bazı yazarlarca Osmanlı'nın bölgeden çekilişi “barışı bitiren barış” olarak niteleniyor. Savaş, çatışma ve komplo senaryoları bölge başkentlerinde neredeyse günlük siyasetin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Ortadoğu'da son günlerde savaş dedikoduları yeniden artmaya başladı. Hedef bu kez İran gibi görünüyor ama Lübnan'a da sıçrayabilir deniliyor.

Amerikan ve İsrail basını kendi kamuoylarını muhtemel bir savaşa yönelik olarak şimdiden psikolojik olarak hazırlarken, bazı ciddi istihbarat kuruluşları bültenlerinde artan bir şekilde İran'a yönelik bir saldırı olasılığının ciddiyet kazandığını bildiriyor. Yılbaşından bu yana ABD'nin en üst düzeydeki askeri ve siyasi liderleri bölgeye yönelik ziyaretlerini sıklaştırdılar. En son 6 yıl önce Irak savaşı arifesinde bölgeyi ziyaret eden Neo-Con şahinlerin lideri ve ABD Başkan yardımcısı Dick Cheney Umman, S. Arabistan, İsrail ve Türkiye'yi kapsayan on günlük bir ziyaret gerçekleştirdi. Başkan Bush da NATO'nun Bükreş zirvesi sonrasında Rusya lideri Putin'e iki günlük bir veda ziyaretinde bulundu. Bu görüşme her ne kadar Avrupa'ya kurulacak füze savunma sistemlerinden rahatsız olan Rusya'yı ikna etme amacı taşıyor görünse de, muhtemel bir İran operasyonunun da konuşulmaması mümkün değil. Zira Rusya ile yakın ilişkileri bulunan Suriye İsrail sınırına asker yığıyor.

CHENEY'İN ZİYARETİNİN ANLAMI

Tüm bu diplomatik çabalar ABD'li şahin grubun Bush dönemi sona ermeden İran sorunuyla ciddi biçimde yüzleşmek istediklerini veya en azından İsrail'in girişeceği bir oldubittiye karşı hazırlık yaptıklarını gösteriyor. Ünlü ABD'li gazeteci Seymour Hersh İran'a yönelik sınırlı bir hava saldırısına ait planların Pentagon tarafından çoktan bitirildiğini ve hatta bombalanacak nükleer tesislerin ve kullanılacak ağır silahların bile ayrıntılı bir şekilde belirlendiğini iki yıl önce yazmıştı. Ocak ayından bu yana ABD'nin yeniden savaşa hazırlandığına ilişkin belirtiler var. Cheney ve ABD'deki güçlü Musevi lobisi, Körfez bölgesinde İran konusu halledilmeden hiçbir sorunun çözülemeyeceğine inanıyor.

ABD geçen ay stratejik petrol rezervlerini artırma kararı aldı. İran körfezindeki uçak ve savaş gemileri takviye edildi ve olağanüstü durumlara karşı hazırlıklı olunması talimatı verildi. Tüm bunlar Irak'ta işlerin istenildiği gibi gitmemesi nedeniyle ertelenen İran'a saldırı planının yeniden raftan indirileceğinin işareti olarak okunuyor. ABD başkan yardımcısı Dick Cheney Mart sonundaki ziyaretinde İsrail basınına ve Başbakan Olmert'e savaş dâhil her şeyin masada olduğunu açıkça beyan etti. Buna rağmen ABD'nin yedi farklı istihbarat biriminin Aralık ayında ortaklaşa yayınladıkları İran raporunda, İran'ın nükleer silah üretme planlarını 2003'te askıya aldığını ve mevcut nükleer faaliyetlerinin ise sivil amaçlı olduğunun belirtilmesi Bush yönetiminin İran macerasına girmesini ciddi biçimde zorlaştırıyor. Zira bürokrasiden ve istihbarat kuruluşlarından yükselen açık itirazlar karşısında, artık hükümet içindeki eski ağırlıklarını da kaybeden neo-con grubun Amerikan kamuoyunu ve demokrat Kongreyi yeni bir savaş için ikna etmesi hiçte kolay olmayacak.

SÜRECİ İSRAİL BELİRLİYOR

Bununla birlikte İran'ın nükleer tesislerine karşı İsrail'in bir hava saldırısında bulunma ihtimali ve işaretleri ise giderek güçleniyor. İsrail geçen hafta tüm ülkede beş günlük bir topyekûn seferberlik ve sivil savunma tatbikatı gerçekleştirdi. İsrail'in saldırı düzenlemesi olasılığını güçlendiren siyasi ve askeri nedenlerin altını çizmek gerekir.

Birincisi, İsrail bölgede kendisini güvensiz ve yalnız hissediyor. Etrafını düşman ülkelerle sarılmış olarak görüyor. Geçmişte Arap ülkeleriyle yaptığı savaşları da teknolojik üstünlükle kazandığının farkında. Bu nedenle Ortadoğu bölgesinde tek nükleer devlet olma ayrıcalığını kaybetmek istemiyor. İkincisi, ABD'nin İran'ın nükleer silah üretmesinin mutlaka engelleneceğine ilişkin sözüne rağmen şimdiye kadar bu konuda diplomasi ve ekonomik ambargo dışında somut ve zorlayıcı adımlar atmaması İsrail'i karamsarlığa itiyor. Ulusal güvenliğin ABD dahi olsa başka ülkeye emanet edilemeyeceği söyleniyor. İsrail'in kendi ulusal güvenliğini kendisinin sağlaması gerektiği vurgulanıyor. Üçüncüsü, İsrail geçmişte de benzer bir saldırıyı başarıyla gerçekleştirmişti. Irak'ın Osirak'ta kurmakta olduğu nükleer santrali 1981'de hava saldırısıyla yerle bir etmişti. Aynı şekilde 2007 Eylül ayında amacı ve hedefi net olarak açıklanmasa da İsrail, Suriye'nin Türkiye'ye yakın bir bölgesindeki bazı tesisleri sürpriz bir şekilde bombaladı. Bunların gizli nükleer tesisler olduğu iddiası ise henüz doğrulanmadı.

Son olarak, İsrail 2006 yılında Lübnan'daki Hizbullah örgütüyle giriştiği savaştan zaferle değil yenilgiyle çıktı. Oysa daha önce Araplarla girdiği her savaştan galibiyetle ve güçlenerek çıkmıştı. Hizbullahın arkasında İran'ın bulunduğu ise herkesin malumu. İsrail, nükleer güce sahip bir İran'ın bölgedeki stratejik dengeleri en çok kendi aleyhine değiştireceğini yakından bilmektedir. Bunun için de henüz nükleer bomba üretme aşamasına gelmeden İran'ın stratejik tesislerinin önleyici bir saldırı ile tahrip edilmesinin gerekli ve zorunlu bir ulusal güvenlik meselesi olduğuna inanmaktadır. Aynı zamanda başarılı bir hava operasyonu İsrail için 2006'daki Hizbullah yenilgisinin rövanşı olarak da görülmektedir. İsrail'li bazı stratejistler bu nedenle savaşın ya şimdi göze alınmasını ya da nükleer bir devletle bir daha savaşın rasyonel bir opsiyon olamayacağını belirtmektedirler.

İsrail'i İran'a yönelik bir saldırı için cesaretlendiren asıl gerçek ise böyle bir saldırı durumunda Amerikanın tüm ağırlığıyla İsrail'den yana tavır alacağıdır. 2006 Lübnan olayı dâhil olmak üzere geçmişteki tüm çatışmalarda ABD açıkça İsrail'in yanında yer almıştır. İsrail'e yapılan bir saldırı ise ABD'ye yapılmış kabul edilmektedir ki buna Holokost Doktrini adı verilmektedir. Dolayısıyla İsrail'in başlatacağı bir saldırıya ABD'nin de askeri ve siyasi her düzeyde aktif katkı sağlayacağı kesindir. Hatta denilebilir ki, başka türlü iç kamuoyunu iknada zorlanacak olan Amerikan yönetimi muhtemel bir oldubitti karşısında hem kamuoyunu hem de Kongreyi çok daha kolayca ikna edebilecektir.

İran'ın ise muhtemel saldırı senaryolarından haberdar olmaması mümkün değildir. Son haftalarda Irak'ın güneyinde hükümet güçleri ile Tahran yanlısı Mukteda El Sadr'ın mehdi ordusu arasındaki çatışmalar ve Bağdat'taki yeşil hat bölgesine yönelik füze saldırıları İran'dan bağımsız olarak düşünülemez. Nitekim son gelişmeler üzerine, Irak'taki Amerikan birliklerinin komutanı General David Patraeus ABD Kongresi önündeki konuşmasında Irak'ta ana tehdit unsuru olarak el-kaide örgütü değil, İran ile yakın ilişkide olan Şii grupları göstermiştir. Bir anlamda İran muhtemel gelişmelere karşı Irak'tan Lübnan'a kadar tüm bölgedeki siyasi gücünü ve etkisini kullanarak ABD çıkarlarını tehdit edebileceğini göstermek istemektedir.

İRAN GERİ ADIM ATMIYOR

Öte yandan İran Lideri Ahmedinecad 8 Nisan İran Nükleer günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, artık İran'ın nükleer programının teknolojik ve siyasi anlamda geri dönülmez kritik noktayı çoktan geçtiğini deklare etmiştir. Holokost'u ve 11 Eylül'ü de inkâr eden Ahmedinecad, İran'ın nükleer başarılarının kinci dünya savaşı sonrasında kurulan uluslar arası sistemi değiştirecek kadar tarihsel önemde bir olay olduğu iddiasındadır. Bu çıkışlarıyla İran, ABD ve İsrail'e açıkça meydan okurken kendi halkına ve bölgedeki Şia temelli radikal gruplara da moral vermeyi amaçlamaktadır.

Gerçekten de İran'a yönelik bir hava saldırısına karşı İran'ın elindeki en büyük güç terör saldırıları yoluyla bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve Hürmüz boğazından dünyaya petrol akışını durdurmaktır. Her halükarda böyle bir saldırı ABD'ye kafa tutan bir güç olarak İran'ın bölge halkları üzerindeki prestijini pekiştireceği gibi, bu ülkeyi Çin ve Rusya ile daha yakın bir askeri-siyasi ittifak ilişkisine zorlayacaktır.

Muhtemel saldırı durumunda Türkiye ne yapacaktır? Şurası kesin ki, ABD (İsrail)-İran savaşında en zor durumda kalacak ülkelerden birisi biz olacağız. Bir yandan bölgedeki daimi komşumuz İran ve öte yandan stratejik müttefikimiz ABD arasında büyük bir siyasi ikilem yaşayacağız. Ve çok büyük ihtimalle saldırı başladığında fiilen ABD'nin yanında yer almaya zorlanacağız. Zira Türkiye, 1 Mart 2003'te tezkerenin reddine rağmen 20 Martta tüm hava sahasını ABD uçaklarına açmak durumunda kalmıştı. ABD'nin PKK konusunda verdiği kritik istihbarat desteğini ve Cheney'in son Ankara ziyaretinin arkasındaki beklentileri bu çerçevede okumak gerekir. Ankara'nın iktidarı ve muhalefetiyle tüm enerjisini iç siyasi sorunlara ve tartışmalara ayırdığı bugünlerde Türkiye bölgede toplanan savaş bulutlarını dikkate almalı ve şimdiden hazırlıklı olmalıdır. Aksi takdirde 2007 Eylül'ünde Suriye saldırısında olduğu gibi, komşu ülkeye yönelik bir saldırı için ülke hava sahası kullanılır ama Türk halkı saldırı haberini köylülerden alır. Özetle, yaz aylarında bölge aşırı derecede ısınacağa benziyor, herkes her türlü sürprize hazır olmalı.

Yeni Şafak gazetesi

YAZIYA YORUM KAT