1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İsmi İddialı Bir Hizbin Lideri Nasrullah, Perdeyi Yırttı..
İsmi İddialı Bir Hizbin Lideri Nasrullah, Perdeyi Yırttı..

İsmi İddialı Bir Hizbin Lideri Nasrullah, Perdeyi Yırttı..

Suriye’deki ‘Şahlık düzeni’nin başında bulunan Baasçı Esed’i ayakta tutmak için Nasrullah ve hâmilerinin geliştirdiği sıfat, ‘teröristler ve tekfirciler..’ Ama, kendileri, kendileri gibi düşünmeyenleri imha edilmesi gereken, güçler olarak görmüyorlar mı?

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil

Hz. Peygamber(s)’in İstediği, Bu muydu, Sahi?

1- Kurtulmuş’un konferansı ve de protestocuları..

24 Mayıs akşamı, AK Parti Gen. Başk. Yard.  Nu’man Kurtulmuş’un Köln Üni’de, Türkiye’nin son 10 yılındaki Değişim Süreci’ni değerlendiren ve 2013-2023 arasındaki 10 yıla aid Gelecek Vizyonu’na dair tahmin ve temennilerini dile getirdiği bir konferansı vardı.

Prof. Kurtulmuş, bir akademisyen olmanın rahatlığı içinde, ele aldığı konuları, genel hatlarıyla kabul edilebilir bir mantıkî çerçeve içinde sundu, 1,5 saat kadar süren konuşmasında..

Bürokratik oligarşinin zayıflatılmasından, 2007 Referandumunda C. Başkanı’nın halk tarafından seçilmesinin kabul edilmesine; 2010 Referandumu’yla anayasa’da yapılan  26 maddelik değişiklik ve bunun sonuçları ile darbe sonuçlarıyla mücadeleden, 12 Eylûl 1980 ve 28 Şubat 1997 müdahalelerinin failleri hakkında açılan dâvalara; darbe teşebbüsçülerinin yargılanmalarına, askerî vesayet sisteminin zayıflatılmasına kadar değişik konular..

2013-2023 arasındaki 10 yıllık Gelecek Vizyonu konusunda da, ’yeni bir anayasa yapmak’tan terörün sona erdirilmesine; anti-demokratik kanunların değiştirilmesinden toplumun bütünlüğünün sağlanması ve hiç bir sosyal, etnik veya inanç kesiminin diğerine  üstün olmasının sözkonusu olamıyacağı’na kadar temenniler..

Sanırım, 300 kadar dinleyicinin, çok büyük bir ekseriyeti genelde iyi bulmuştu konuşmayı.. Konuşma sonrasında, Nu’man Bey salondan ayrıldı..

Tam o sırada.. Benim arkamdaki sıralardan 8-10 kişilik bir grup ayağa fırlayarak,’Sorularımız olacaktı, Numan Bey.. Niye gidiyorsun.. Demokrasi nerede? Güzel konuşmak yeterli mi?’ diye bağırıp çağırmaya başladılar.

Bu 8-10 kişilik grup,  toplantıyı provoke etmek için önceden hazırlıklı geldiklerini hissettiriyorlardı.

Önce, ’Müslümanlar, neredesiniz?’ diye seslendiler. Tebessümden başka bir karşılık alamadılar..

Onlara, ’Siz müslümanları tanımıyorsunuz galiba.. Buyrunuz, ben buradayım..’ deyince,  sustular.

Sonra..

Bayrak nerede? Reyhanlı şehidleri için saygı duruşu nerede?’ gibi lafları sıraladılar.

Yani, her halukârda, bir şeyler bulacaklardı, kendi protesto planlarını sergilemek için..  

Arkasından, bir genç kız, ‘Hükûmet istifa!’ diye bağırmaya  başladı.

Aramızda kısa bir konuşma geçti:

-İstifa edince kimi getireceksiniz, Kılıçdaroğlu’nu ve diğerlerini mi?

*Hayır, onları da istemiyoruz..

-Pekiy, kim gelecek?

*Biz geleceğiz..

-Siz kimsiniz?

*Gençler..

-Katılırsınız seçimlere, gelirseniz, gelirsiniz..

*.....

Sözkonusu grup, salonu terketmekte olanların kendilerine tebessümle bakmalarından bile rahatsız olmuşlardı ki, bu kez de,  ’Faşistler..’ diye bağırmaya başladılar..

Birkaç genç, ’Herkesi rahatsız ediyor, sonra da faşistler diye saldırıyorsunuz.. Asıl faşist sizsiniz..’  diye onlara doğru yürüyünce, bir kavgaya yol açılmadan, durum yatıştırıldı..

Ve grup dışarıya çıktı, yine 8-10 kişi..

Dışarıda, bas-bas bağırıyorlardı:

’-Biz - bizzz… M. Kemal’in askerleriyiz!..’

Biraz önce, ’Müslümanlar neredesiniz?’  diyenler bu kez de resmî ideoloji ikonuna sığınıyorlardı

*

Evet, küçücük bir grup.. Türkiye’de, kendilerini, İP’li Ergenekoncu, Ulusal-solcu , kemalist’  filan diye tanıtıyorlarmış.. Yani, T.C.’dekilerin uzantıları..

’Sinek küçüktür, ama, mide bulandırır’  taktiğiyle hareket ediyor gibiydiler..

*

2- ’Refsencanî’nin hıyaneti…’ suçlamaları dinmeyecek gibi..

Hâşimî Refsencanî’nin İran C.Başkanlığı’na adaylığının ilgili kanunî  kurum olan‚ ’Şûrâ-y’i Nigehban’ (Gözetleyiler Şûrâsı/ Konseyi) tarafından reddedilmesi az da olsa bu satırların sahibinin de ihtimal verdiği bir husustu, ama, yine de bu kadar şaşırtıcı bir kararı almaktan kaçınacaklarını da düşünüyordu.

Ama, bu zayıf ihtimal de gerçek oldu.. Ama, onun adaylığının kabul edilmesi halinde, seçileceğinin kesin olduğunu düşünerek yapılan bu reddi anlamak zor değil.. Çünkü, onun seçilmesi halinde, İran’ın iç ve dış siyasetinde etkili kararlar alabilecek bir güçlü irade daha devreye girmiş olacaktı. Bu konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, 1980-88 arasında 8 yıl süren İran-Irak Savaşı’nın, ’ateş-kes’le durdurulması yönündeki kararın alınmasına dair bir ince noktayı tekrar hatırlamakta fayda var.

Mart-1988 ortasında, İran güçlerinin eline geçen Halebçe şehri halkının İİC. güçlerini ’tekbîr’ sadâlarıyla karşılamasının intikamını almak için, Irak’ın o korkunç diktatörü Saddam Huseyn’nin bu kasabayı kimyasal bombardımana tâbi tutup 5 binden fazla sivil insanı katletmesine dair haber filmleri karşısında dünyanın sessiz ve sağır kalması, ilginçti.

Savaş ise , bir ileri- bir geri,  sürekli kazanç ve kayıpların yaşandığı kanlı sahneleriyle sürüp gidiyordu. Saddam’ın yenilmemesi için bütün silahlar verilmişti, ona.. BM. Güvenlik Konseyi, 598 sayılı kararıyla, ’ateş-kes’ çağrısı yapmış ve amma, İran bunu kabul etmemişti, ‚saldırganın cezalandırılması konusunda bir netlik olmadığı gerekçesiyle...

Halebçe’den, üç ay kadar sonra, bir İran yolcu uçağının, İran Körfezi üzerinde 307 yolcusuyla seyrederken Amerikan filosu tarafından ve ’Savaş uçağı zannettik..’ gerekçesiyle vurulup sulara gömülmesinden sonran.. İİC’nin nasıl bir tepki vereceği hususu, ülkenin en üst yetkililerince uzun uzuuun müzakare edilmiş ve amma, bir netice varılamamıştı.

(Daha sonraki yıllarda Refsencanî’nin bir Tehran- Cuma Namazı hutbesinde, açıkladığı üzere), üç gün süren o uzuuun müzakerelerden netice alınamayınca, Refsencanî, söz alarak, İmam Khomeynî’ye hitaben özetle şöyle der: ’Ya, İran’ı tarihe kocaman ve yeni bir Kerbelâ olarak bırakacağız; ya da, Hz. Peygamber’in Hudeybiye Musalahesi’nde yaptığı gibi, sulh yapacağız. Ama, siz ki, Saddam’ın saldırganlığı karşısında,  ’Zafere kadar savaş!. Yirmi yıl da sürse, savaş..’ demiş birisiniz. Sizden savaşı bu durumda durdurmayı bekleyemem. Ama, ben Savaş Komutanı olarak (ki, Savaşın son yılında, Savaş Komutanlığı, Reisicumhur Khameneî’den alınarak, Refsencanî’ye verilmişti), ’ateş-kes’i kabul ettiğimize dair bir metni  imzalarım ve bu karar İran’ı uluslararası hukuk açısından bağlar.. Siz de beni, iç-hukukda, yetkisiz iş yaptığım için, iç hukuka göre cezalandırırsınız. Ama, savaş durmuş olur..’

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT

3 Yorum