İsmail'in bedeli...

16.11.2010 00:07

Nuh Gönültaş

Kurban temel anlamı ile fedakârlıktır.Elbette, Allah'ın bizim kurbanlarımıza ihtiyacı yok.

Elbette, Allah'ın bizim hiçbir ibadetimize de ihtiyacı yok.

İhtiyacı olan her şeyden müstağni olan Allah değil, her şeye ihtiyacı olan bizleriz.

Kurban ibadetini eleştirenler, keserek ibadet olur mu vs. diyenler...

Allah'ın ihtiyacı olduğu için mi kurban kestiğimizi sanıyorsunuz?

Kestiğimiz kurbanların ne kanı ne eti Allah'a ulaşmaz!

İbadetler Allah'ın o ibadetlere ihtiyacı olduğu için değil, biz insanların ihtiyacı olduğu için yapılır.

Kurban ibadetini eleştirenlerin Hz. İbrahim'e İsmail'i kurban ettirebilecek duygu ve düşünce dünyasını, fedakârlık duygusunun ulaştığı yüksek manayı anlamalarını elbette beklemiyorum.

Kurban ibadetini eleştirenlerin yaşadığımız şu dünyada aslında bütün canlıların birbirlerini yiyerek bir şekilde varlıklarını sürdürdüğü gerçeğini gözardı edip Müslümanlar'ın yılda bir kere kurban kesmelerine takmalarını anlamıyorum.

Lüks yemek olarak gördükleri bazı hayvanları yemek için onları canlı canlı nasıl kızgın yağ dolu kazanlara attıklarını bilmesem...

Seks hayatlarını güçlendirmek için maymunların beynini uçurarak canlı canlı yediklerini bilmesem...

Neyse... Örnekler artırılabilir...

Bunların, Müslümanlar tarafından ibadet maksadıyla yılda bir defa bazı hayvanları kesilmelerine gerçekten vicdan duygusu ile karşı çıktıklarını düşünebiliriz.

Ama öyle değil.

Maksatları et yerine üzüm yemek değil, Müslüman'ı ve onun inancını dövmektir.

İnananların duygu dünyasına fitne fesat tohumları atmak, Müslümanlar'ın birbirleri arasındaki yardımlaşma, fedakârlık ve bu duygularının gelişmesini engellemektir.

"Bu İbrahim'in dinidir; kana susamış Tanrıların, mazoşistlerin ve işkencecilerin değil.

İnsanın mükemmelliğe ulaşmasının, bencillikten ve hayvani arzularından kurtulmasının hikâyesidir yaşanan.

İnsanın daha ulvi bir makama ve aşka, bilinçli bir insan olarak sorumluluklarını yerine getirmesine engel olacak her şeyden azade olduğu bir iradeye yükselişidir...

Hikâye, bir koçun kurban edilişiyle sona eriyor. Bu, Yüce Allah'ın tarihin en büyük insan trajedisinin sonuna ilişkin dileğidir, birkaç aç insanı doyurmak için bir koç kurban etmek.

Sen de İbrahim gibi kendi İsmail'ini getirmelisin Mina'ya.

Senin İsmail'in kim?

Ancak sen bilebilirsin, başkası değil.

Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. Ne olduğunu bilmiyorum ama İbrahim'in İsmail'i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı.

Senin özgürlüğünden çalan,

görevlerini yerine getirmeni engelleyen, seni eğlendiren,

Hakikati duymaktan ve bilmekten alıkoyan,

sorumluluk kabul etmektense meşrulaştırıcı sebepler ürettiren ve seni sadece gelecekte senden gelecek yardım için destekleyen ne varsa;

işte bunlar onun işaretlerindendir.

Onu arayıp bulmalısın.

Eğer Allah'a yaklaşmak istiyorsan, İsmail'i Mina'da kurban etmen gerek.

İsmail'in yerine geçecek koçu (fidye) sen tespit etme, bırak Allah sana yardım etsin ve bir hediye olarak göndersin. O, koçu ancak bu şekilde kurban olarak kabul eder.

Koç ancak İsmail'in bedeli olduğunda kurbandır; yalnızca kurban olsun diye koç boğazlamak ise kasaplıktır.

BUGÜN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim