İsmail Beşikçi nerede yanılıyor?

30.09.2009 04:09

Hüseyin Yayman

Amacımız, kardeşlik, eşitlik ve mutluluğu gerçekleştirmektir... (Doğu mitinglerinde açılan bir pankart, 1967)

İsmail Beşikçi, Kürt meselesine yıllarını vermiş ve bedel ödemiş bir bilim adamı. Yazdıkları kadar söyledikleriyle de önemli bir isim. İsmail Beşikçi'nin en önemli eserlerinden biri olan "Doğu Anadolu'nun Düzeni"ni otuz yaşında yazdığını ve kimsenin bu mesele üzerine kalem oynatmadığı bir dönemde ciddi eserler verdiğini belirtelim. İsmail Beşikçi, ömrünü Kürt meselesine ve Kürtlerin yaşam kalitesinin yükseltilmesine adamış İskilipli bir Türk.

Bu ay başında Prof. Dr. İsmail Beşikçi, Taraf Gazetesi'nde Neşe Düzel'e bir mülakat verdi. Söyleşinin temel tezi Türklerle Kürtlerin ayrılması ve Kürtlerin ayrı bir devlet kurmasıydı. Beşikçi'nin ömrünü bu işe adaması, 17 yıl cezaevinde yatması, konuyla ilgili analitik yazılar yazması ve hepsinden öte bir bilim adamı ve sosyolog olması, onun söylediklerini daha da önemli hale getiriyordu. Fakat hemen belirtmeliyim ki; Beşikçi'yi önemseyen ve mücadelesini yakından izleyen bir akademisyen olarak Hoca'nın söyledikleri beni fazlasıyla hayal kırıklığına uğrattı. Kırk yılın sonunda Beşikçi'nin söyleminin PKK'nın dahi gerisine düşmesini nasıl açıklamak gerekir, bilemiyorum doğrusu...

Cizre davası-Manisa davası!

Beşikçi'nin meseleyi 1920'li yıllardan okumaya çalışması, hadiseleri bir sosyolog olarak değil de bir aksiyoner olarak ele alması şaşırtıcı. Beşikçi'nin Öcalan tarafından dahi benimsenmeyen bu fikirlerinden dolayı 17 yıl cezaevinde yatmış olması ayrı tartışma konusu olsa da aslında tam da soruna temel teşkil eden yasakçı zihniyeti göstermesi bakımından oldukça önemli. Söyleşide Beşikçi 3 kez 1919, 11 kez 1920 ve 2 defa 1921 rakamlarını kullanırken 'demokratikleşme' kelimesini sadece 1 kez kullanıyor. Beşikçi'nin sözcük seçimi dahi hadiseye nasıl baktığının ipuçlarını veriyor. Beşikçi, hadiseyi 1920'lerin dünyasından okuyor. Bırakın "Doğu Anadolu'nun Düzeni"ni yazdığı 1969 yılını, problemi 19. yüzyılın kavramlarıyla analiz etmeye çalışıyor. Beşikçi Hoca, meseleyi hâlâ "imha ve inkâr" noktasından ele alırken kendisi de 'devlette yaşanan değişmeyi' görmezden geliyor. Çözüm üzerinde değil, nedenler üzerinde durarak problemin derinleşmesine neden oluyor.

İsmail Beşikçi, Kürt meselesini bir devlet kurma sorunu olarak ele alıyor ve meseleyi ülkenin demokratikleşmesi sorunundan ayrı mütalaa ediyor. Çorumlu bir Türk akademisyen olarak Nâzım Hikmet'e, Aziz Nesin'e, Necip Fazıl'a, Kemal Tahir'e, Musa Anter'e, Orhan Pamuk'a reva görülen, kendisine de reva görüldü. Beşikçi, etnik kökeninden dolayı değil, fikirlerinden dolayı yargılandı ve mahkûm edildi. Eğer mesele kendisinin söylediği gibi salt bir etnik ayrımcılık meselesi olsaydı Beşikçi'nin, fikirlerinden dolayı yıllarca cezaevinde yatmaması gerekirdi. Beşikçi, ilk defa gözaltına alındığında etnikçilik suçlamasıyla değil, Marksizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanmıştı. Beşikçi'nin "Türkiye, Kürt sorunundan kurtulursa rahat ve özgürce gelişebilir. Kürt sorunu bitmedikçe, burası hukuk devleti olamaz." cümlesiyle "Kürtlere yapılan baskı ve zulüm Türkleri de zayıflatıyor. Türkiye, düşün yasaklarını kimin için getiriyor? Kürtler ve Kürt sorunu olmasaydı, burada devletin bu kadar düşün yasaklarına ihtiyacı olmazdı." söylemi, sorunlu bir tespite işaret ediyor. Beşikçi'nin de çok iyi bileceği gibi devletin uzun süre insanların dinine, diline, soyuna bakmadan şiddet uygulaması, fikirlerinden dolayı işkence yapması Cizre'de "b.. yedirmesi", Manisa'da "c.. sokması" şiddet konusunda sınır tanımadığını ortaya koyuyor. Durum böyleyken hadiseyi salt bir etnik yasaklamaya indirgemek, en azından diğer mağdurlara haksızlık olmaz mı?

Hukuksuzluğun Cizre veya Manisa'da olması değil, mahiyeti önemli. Devlet kendi bekası için hem Şeyh Said'i hem de Beşikçi'nin hemşerisi olan İskilipli Atıf Hoca'yı idam etti. Aynı irade İsmail Beşikçi'nin Nusaybin'de araştırma yapmasını onaylamadığı gibi Mübeccel Kıray'ın da Ereğli'de saha araştırması yapmasına da hoş bakmadı. Bundan dolayı düşünce hürriyetinin önündeki engelleri Kürt sorununa bağlamak yerine, Kürt meselesinin önündeki engelleri, düşünce hürriyetine bağlamak daha doğru olacaktır. Yani Kürt meselesi, Türkiye'nin özgürleşememesinin sebebi değil, sonucudur... Türkiye tarihinin ortaya koyduğu biçimde yaşanan problem topyekûn bir demokrasi ve insan hakları meselesidir.

İsmail Beşikçi, 'Doğu Anadolu'nun Düzeni'ni Doğan Avcıoğlu'nun 'Türkiye'nin Düzeni' isimli eserinden bir yıl sonra yazarken, eserin ismi, kullanılan kavram seti, yapılan tespitler itibarıyla bu eserle önemli benzerlikler taşıyordu. Beşikçi de Avcıoğlu gibi Marksist çözümleme metodunu kullanırken büyük resme daha çok bakıyor, çözümü feodalitenin ve sınıf çelişkisinin ortadan kaldırılmasında görüyordu. Beşikçi meseleyi şöyle analiz ediyordu: "Bir kere çelişki hiçbir zaman emekçi halklar arasında değildir. Çelişki, emekçi Türk ve Kürt halkları ile bu halkların egemen sınıfları ve egemen sınıfların işbirliği halinde olduğu emperyalizm arasındadır." (Doğu Anadolu'nun Düzeni, 1969, s. 272)

Beşikçi, 'Doğu Anadolu'nun Düzeni'nde meselenin daha çok sosyo-ekonomik boyutu üzerinde duruyordu. 302 sayfalık kitabının sadece 257-265. sayfaları arasında "Doğu sorununun etnik yönleri" isimli bir başlık kullanıyor ve meseleyi daha çok iktisadî yönüyle ele alıyordu. Beşikçi, bugün 'Doğu Anadolu'nun Düzeni'nde ileri sürdüğü tezlerin tam zıddı görüşler öne sürüyor. Doğu Anadolu'nun Düzeni'nde hadiseyi Marksist diyalektik ve sınıf çelişkisi içinde ele alan Beşikçi, o gün şöyle diyordu: "Doğu Anadolu'nun sorunları Türkiye'nin genel sorunlarından hiçbir zaman ayrı düşünülemez. Mevcut çelişkilerin devrime dönüşümü sürecinde Türkiye'deki emekçi halkların dayanışması birliği ve kardeşçe eylemiyle mümkün olacaktır. Bugün böyle bir eylem birliğini engelleyen, çeşitli şekillerde tezahür eden ulusal baskılardır. Ulusal baskıların devam etmesi emperyalizme açık kapı bırakmakta, emperyalizmin işine yaramaktadır. Bu bakımdan gerek Türk ve Kürt emekçi halkları, gerekse emekçi halkların davasına gönül vermiş bütün devrimci aydınlar, çelişkilerin devrime dönüşümü sürecinde halkların sefaletten kurtuluşu için beraber hareket etmeleri gereğini hiçbir zaman unutmamalıdırlar." (Doğu Anadolu'nun Düzeni, 1969, s. 278)

Taraf'taki söyleşisinde Kürt sorununun bir toprak ve devlet kurma sorunu olduğunu öne süren Beşikçi, dün şöyle diyordu: "Doğu sorununun sosyo-ekonomik olduğu kadar etnik yönleri de vardır. Fakat egemen sınıflar, temel toplumsal yapı çelişkilerini gizlemek için, etnik konuları çatışma alanına sokup kamuoyunun dikkatini yeni alanlara çevirmekte ve egemenliklerini bu şekilde sürdürmek istemektedirler. Toplumcu aydınların, bu durumu görmelerinde yüzde yüz zorunluluk vardır." Doğu'da yaşanan kavgayı dün mülkiyet ve üretim ilişkilerinde gören sosyalist Beşikçi'nin bugün hadiseyi etnik bir probleme indirgemesi ve faşizme davetiye çıkarması tuhaf bir akıl tutulması olsa gerek.

Kürtler, Kürtlerle yaşasınlar!

İsmail Beşikçi, söyleşisinde Kürtlerle Türklerin ayrılmasını isterken bunun yöntemi konusunda ikna edici bir açıklama yapmıyor. Kürtlerin devlet kurma konusunda ısrarcı olmamalarını eleştiren Beşikçi, 'Kürtler neden ayrılmak istemiyor?' sorusunu irdelemiyor. Beşikçi, ayrılık teziyle Mümtaz Hoca ve Ümit Pamir'le aynı yerde duruyor. "Kürtler, Kürtlerle bir arada yaşasınlar. Aynı kökenden insanların bir arada yaşaması daha doğrudur. Türkler bir gün ayrılmak isterlerse, Kürtler bundan memnun olurlar. Kürt sorunu bir toprak sorunudur." Taha Akyol, bu ifadeleri 'teori körlüğü ve Pankürdizm' olarak niteliyor ve 'etnik ayrışmayı' hızlandıran yönüne dikkat çekiyor.

İsmail Beşikçi'nin "Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinde atılmış ilk kurşun" diyerek övdüğü Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) kurucusu Abdullah Öcalan dahi çözümü demokraside görürken Beşikçi Hoca'nın etnik temele dayalı bir ayrışmayı çıkış yolu olarak göstermesi ancak 'kraldan çok kralcılıkla' açıklanabilir. Abdullah Öcalan, "Kürt sorununun çözümü için Kürtlerin kendilerini demokratik-evrensel ifade tarzı ile ifade edebilmeleri ve demokratik anayasa gerekiyor. Bu sorunun çözümü için demokratik bir zihniyet, demokratik tartışma, demokratik işleyiş, demokratik siyaset, demokratik örgütlülük, demokratik anayasa gerekiyor." Başka bir görüşme tutanağında ise Öcalan şöyle diyor: "Türkiye'nin her alanda demokratikleşme sorunu var. Bu sorunların mutlaka çözümü gerekiyor. Kürt sorunu da demokratik şekilde Türkiye demokratikleştirilerek çözülmelidir." Referansımız Öcalan olmasa da Beşikçi Hoca'nın tezlerini okudukça bir bilim adamının içine girdiği ideolojik körlüğe üzülmemek elde değil.

İsmail Beşikçi Hoca'nın ayrılma tezlerini savunduğu demokratik standartlar, hadisenin çözüm yöntemini de ortaya koyuyor. Türkiye'nin toplumsal dinamikleri, sorunun etnik bir ayrışmayla değil, daha fazla demokrasiyle çözüleceğini gösteriyor. Beşikçi Hoca, bugün savunduğu görüşlerle tarihin gerisinde kalırken aynı zamanda dünkü tezleriyle de çelişiyor. Beşikçi Hoca, bağışlasın ama Taraf'a verdiği röportajla sosyologluğu bırakıp 'siyaset adamlığına' soyunuyor...

ZAMAN

  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim