1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İslam’ın Yüzünü Karartan, Kendimiziz! Suçlu Aramayalım!
İslam’ın Yüzünü Karartan, Kendimiziz! Suçlu Aramayalım!

İslam’ın Yüzünü Karartan, Kendimiziz! Suçlu Aramayalım!

Bahreyn’de haksız yere öldürülen her insanın acısını da yüreğimizde hissetmeliyiz, ama, onların acısı, diğer tarafta 70 bine yakın insanın öldürülmesi faciasını gözardı etmek için kullanılıyorsa, bunun neresi insanî?

A+A-

Selahaddin E. ÇAKIRGİL

İslam’ın Yüzünü Karartan, Kendimiziz! Suçlu Aramayalım!

Osmanlı’nın son döneminin ateistleşmiş tiplerinin ünlülerinden Tevfik Fikret, ‘Târih-î Kadîm’ şiirinde, ‘Din şehid ister, gökyüzü kurban.. / Her zaman, her tarafta, kan kan, kan..’  diyordu.

Din, gerçekte, bir kişi veya toplumun kabul etmiş olduğu temel hayat kuralları ve çerçevesi demek olduğuna göre, sadece  kendi kutsalını ve kutsal bildiği ölçülere göre koruması gerekenleri savunmak adına, yüzbinlerin-milyonların nasıl eritildiğini Fikret de görmüştü, Birinci Dünya Savaşı’nda.. Ama, o, din deyince, vahy-i ilâhiye dayalı dinleri ve özellikle de İslam’ı anlıyor ve saldırısını sadece bu anlayışa göre şekillendiriyordu. Halbuki, uğrunda ölüm göze alınarak mücadele verilen, savaşılan her anlayış, gerçekte şu veya bu mânâda bir din tarifinin içinde yer alıyordu.

Bu mânâda, vahy kökenli dinler dışında, kapitalizm, komünizm, nasyonalizm, patriotizm / vatancılık, ateizm, budizm, konfuçyizm, taoizm, şintoizm, laisizm vs. sistemler de birer beşerî din hükmündedirler.

Ve insan toplumları bu dinlerini korumak için, asırlardan beri birbirini boğazlıyor.

Fikret ise, özellikle bir ‘din’i suçluyor ve onun insanları ölüme sürüklediğine dair bazı örnekleri esas alarak genellemeler yapıyordu.

O bir de bugünleri ve hele de müslümanların diğer mlüslümanları bir takım itiqadî zannlarla tekfir edip öldürmesini görseydi, kim bilir neler derdi..

Çünkü, hele de son 10 yıl boyunca, müslüman coğrafyalarında yeni bir dalga halinde, bombalı saldırılar, üstelik de kendisini müslüman olarak niteleyenlerin, kendilerini yine müslüman olarak niteleyen diğerlerini asıl düşman olarak bilip, onları öldürmesi korkunç bir bir gelenek haline dönüşüyor, neredeyse.. 

Pakistan’da, Afganistan ve Irak’da müslüman halktan insanların, kalabalıklar halinde bulundukları pazar yerlerinde, mescidlerde, ekmek fırınlarının önlerinde, bombalı saldırılarla, kitleler halinde öldürülmesi vahşiliğini, canavarlığını kim, nasıl izah edecek?

Bu hangi İslamî anlayıştır, Allah aşkına..

Hiç mi Allah ındinde bir sorumluluk duygusu taşımıyoruz?

Hele, bu gibi kanlı eylemleri gerçekleştirenlerden bazılarının, üzerlerine bombaları sarıp, kendileriyle birlikte onlarca insanı havaya uçurmasının, parça parça etmesinin çılgınlıktan başka bir izahı var mıdır?

Tamam, birileriyle farklı görüşleriniz olabilir, ama, senin gibi düşünmeyenlerin, hele de, silahlı mücadelenin içinde direkt olarak yer almayan sıradan insanların, kalabalıkların yok edilmesinin mânâsı ne? Kişileri katledince, zihniyetler de ölüyor mu? Öyle olsaydı, nice iyiler ve kötüler binlerce yıldır öldüler, ama herbirisinin zihniyetleri yaşıyor.. 

Böyleyken böylesine çılgınlıkların İslam adına yapıldığını söyleyebilmek ancak çılgınlık olur. Kaldı ki, elinde silah olmadıkça, hiç bir başka insanî anlayış, düşünce veya ideoloji üzerine bile böyle bir saldırı yapılamaz, yapılamamalıdır.

Sadece şu son günlerdeki saldırılara bakalım.

17 Şubat günü Pakistan’ın Belûcistan eyaletinin Quetta şehrinde meydana gelen patlamada bir pazar yerindeki halkın arasında patlatılan bir bomba ile, 70 kişi daha öldürülmüş ve yüzlerce de ağır yaralı.. Daha önce de, hemen hergün ve yıllardır başka yerlerde de patlamalar olmuş, onlarca insan parça parça olmuştu.

Bu gibi saldırılar artık günlük vak’a-y’ı âdiyyeden, olağan işlerden sayılmaya başlanmış olmalı ki, kimsenin kılı bile kıpırdamıyor. Hemen her gün aynı saldırılar..

Bu katledilen kitlelerin şu veya bu mezhebe aid olduğunun belirtilmesi ise, müslümanlarda daha bir vurdumduymazlık geliştiriyor. Herkes, kendi bağlısı olduğu mezhebden olanların acısını hissediyor; diğer tarafların üzerinde ise, durmuyor bile..

Afganistan’da da, aynı durum.. Kendi mezhebinden veya kendi mücadele grubundan olmayanların kitleler halinde öldürülmesiyle neticelenen saldırıları bile, ‘Allah’u Ekber  nidâlarıyla ve zafer sevinciyle karşılayan bir tuhaf ilkellik.. Denilebilir ki, canı sıkılan, hayattan bezen herkes, bir bombayı vücuduna sarıp dalıyor kalabalıkların içine..

Bakınız 17 Şubat günü, Irak’da da, bomba yüklü araçlarla yapılan saldırılarda 40’a yakın insan can vermiş bulunuyor. Yüzlerce de yaralı.. Kimileri mescidlerde, kimileri pazar yerlerinde, kimileri ekmek fırınları önlerindeki kuyruklarda.. Bunlara bir de falan veya filan mezhebin mahallelerinde olmuş.. iddiası eklenince, haberin nasıl daha bir zehirli olacağını ayrıca belirtmeye gerek yok..  Ve bu durum, hemen hergün böyle sürüyor..

Ve haberlerin dünyaya veriliş uslûbu ise, daha bir problemli ve utanç verici.. Şiîlerden, şu kadar, sünnîlerden bu kadar.. Ya da, falan etnik kesimden.. Bırakalım, İslam içinde olan insanların mezheb farklılığını, gayrimuslüm insanların da bu şekilde kitleler halinde katledilmesinin vurdumduymazca karşılanmasında biz müslümanların ağır bir vebali yok mu?

Bizler ki, dünyanın başka yerlerinde, Batı dünyasının büyük merkezlerinde  birkaç kişinin öldüğü bir saldırıya bile sessiz ve seyirce kalamazken, kendi dünyamıza nasıl böylesine ilgisiz ve duygusuz kalıyoruz?

İslam’dan böyle bir netice çıkarılamayacağına göre, o zaman bizlerin İslam anlayışında bir sıkıntı, bir bozukluk olup olmadığını düşünmeli değil miyiz?

Yazının Devamı…

HABERE YORUM KAT