İslami Uyanış Süreci ve Bugünkü Durumumuz

09.12.2012 19:00
İslami Uyanış Süreci ve Bugünkü Durumumuz
Bartın Özgürder Girişimi'nin düzenlediği İslami Uyanış Sürecimiz ve Bugünkü Durumumuz konulu program gerçekleştirildi.

Bartın Özgürder Girişimi'nin düzenlediği İslami Uyanış Sürecimiz ve Bugünkü Durumumuz konulu program gerçekleştirildi. Hamza Türkmen'in konuşmacı olduğu etkinlik yaklaşık 2 saat sürdü. Özgür-Der girişiminin yeni yerleştiği binada gerçekleşen programda aşağıdaki vurgular öne çıktı:

Allah Teala Al-i İmran Suresinde “Üzülmeyin, gevşemeyin, eğer inanıyorsanız mutlaka galip geleceksiniz” buyurmaktadır. Hepimizin bildiği üzere Uhud Savaşında sahabe Rasulullah’ın emrini tutmayarak büyük bir mağlubiyet yaşamıştır. Hz. Hamza ve birçok sahabe bu savaşta şehit olmuş, Müslümanları genel bir üzüntü hali kaplamıştır. Bunun üzerine bu ayet inzal olmuşturBiliriz ki Kur’an’daki ayetler zamanlar üstüdür, her dönemi kapsar. Sahabenin mağlubiyeti neyse bizim de tarihten intikal eden mevcut mağlubiyet psikolojisi durumumuzu Kitabımıza göre, Rabbimizin uyarılarıyla muhasebe etmemiz gerekiyor. Mağlubiyet bir yok oluş değildir. Ders çıkarma, yeniden toparlanma ve bir diriliş fırsatı olarak ele alınabilecek bir durumdur. Sıkıntı halinden kurtulabileceğimize inancımızla toparlanıp davranışlarımızı gevşeklik ve üzüntü halini bertaraf ederek yani toparlanarak ve Rabbimize olan kulluğumuzu idrak edip vahyi öğretileri kuşanmaya dönüştürebilmemiz olmalıdır.

Birinci Dünya Savaşı sonrası tüm İslam coğrafyası İtilaf Devletleri ve Rusya tarafından işgal edildi. Doğusundan batısına tüm İslam beldeleri işgale uğradılar. İslam toplulukları ağır yara aldılar. Ama bu bir kader değildir. Müslümanların durumlarını Kur’ani ilkeler ve Muhammedi sünnet kriterlerine göre tahlil etmeleri şarttır. Zira Rabbimiz Enfal Suresinde “Bir kavme verilen nimeti o kavim kaybederse biz onların halini bozarız” buyurarak o günkü Müslümanların durumlarıyla ilgili iç hastalıklarımızı tesbit eden ilahi fıtri uyarıyı bildirmiştir. Zaaf durumu olumsuzlukların önünü açacak, şeytana şeytanlığını yapabilme fırsatını verecektir. O günlere bir bakalım; Hazindir 1920’li yıllarda İngilizler ve Fransızlar 40 kişilik uzman nezdinde toplanarak İslam coğrafyasını cetvelle çizerek paramparça yapıyorlar. Ve bu parçalara kendileri isimler veriyorlar. Müslümanları ulus devletlere bölüyorlar. İçerdeki işbirlikçi garpzedelerle bu işi kotarıyorlar. Müslümanların belleğinde Allah’ın dinini dışlayan bir algı inşa etmeyi hedefliyorlar. Bu halk o dönem işbirlikçi iktidarların baskıcı ve zorba tutumlarına karşı direnmiştir. Gerekirse uzun dönem çocuklarını okullara göndermemiştir. Ama güçsüz ve çaresiz bırakılmış halklar bir yere kadar direnebildiler. Batıcı ,ilerlemeci tarihçi zihniyetlerin hükümranlığındaki rejimler yetiştirdikleri genç nesillere bu hesaplarını onları kuşatacak imkanlara dönüştürüp toplum mühendisliği uyguluyorlar. Hatta kendilerine aşık hale getiriyorlar. Yazıktır ki süreç bir kesimin iyi özgüvenli eğitimle yetiştirildiği, Müslüman ailelerin çocuklarının İslami çevrelerin bundan mahrum kaldıkları bir orantısızlık durumlarından bu günlere geliyoruz. Tüm sosyal, siyasi ve iletişim alanlarında iyi yetiştirilmiş bu cumhuriyet kuşaklarının çocukları 28 Şubatlı yıllarda Müslümanların içinde bulundukları durumu medyada lehte aleyhte ele alan üstatlar haline gelivermişlerdi. Acı ama durumumuz buydu. 1923’lerde o dönem bir araya gelmiş ittihatçı bir gurup İslami çevrelerin desteğini İslami ritüelleri uyguluyor gibi yaparak onları kandırdılar yani onların da desteğiyle yeni bir dönemi başlattılar. Müslüman çevreler açısından çok geçmeden her şey tersine dönüvermişti. Osmanlı mekteplerinde yetişmiş binlerce müderris az bir ittihatçı ekip tarafından devre dışı bırakılmıştı. Müslümanlar açısından durum hayal kırıklığı, basiretsizlik ve hikmetsizlik olarak tezahür ediyordu. Kur’an’la hayatın ilişkisini kurmaktan uzaklaşmış böylesine bir hali, Mehmet Akifi “gidin medreseleri dolaşın baştan aşağı iki tane alim bulamazsın dini nezih fıkhı sağlam” tespitiyle ortaya koyuyor, o günkü Müslümanların durumunu özetliyordu. O zamanlar İslam eğitiminde bol tekrarlarla ağır ilmi bahisler, hayattan kopuk telakkiler ilim diye öğretiliyordu. Yani tertil fıkhı yoktu.

Allah’ın kainat ayetlerini ve kitabımızın ayetlerini tedebbür etme, tefakkuh etme kabiliyetini kaybetmiştik. Rabbimiz Nisa suresinde “Allah’ın ayetlerini tedebbür etmez misiniz?” diye soruyor. Yani vahyi idrak etmemizi ve meselelere onunla çözümler üretmemizi emrediyor. Yaratılış amacımızı kavrayan bir müslüman, Kur’an’ı idrak ederek İslami hayata dönük çözümleri üretecek ve İslami bir yaşantıyı inşa edecektir. Önemli bir tespiti ele alalım; İslam düşüncesi, Kur’an’da üç kategori üzerinden inşa ediliyor. Seyyit Kutup, Beheşti ve Takiyyuddin Nebhani bu üç kategoriyi ayetler ışığında izah ediyorlar. 1) Varlık-Beka içgüdüsü. Yani çevremizdeki bir şeyi bebekliğimizden bu yana sahiplenme refleksimiz. 2) İnsanların insanlara duygusal ilgi duymaları. Anne baba sevgisi, eşlerin sevgisi, küçüklerin büyüklere olan hayranlığı bu örnekler arasındadır. 3) Sığınma, büyükseme, yüceltme içgüdüsü. İşte Rabbimiz tüm bu aşamaları nasıl teşekkül ettireceğimizi, biz insanların nasıl bir tasavvurun öngörüleriyle bir hayatı yaşayacağımızı vahiyle bize öğretmiştir. Nasıl mal edineceğimizi, yurt-toprak sahibi olacağımızı, insanlar arasındaki ilişkilerimizi nasıl kuracağımızı, bir şeye ne kadar büyük, ne kadar küçük diyeceğimizi ve neye inanacağımızı neyi reddedeceğimizi o bizlere ayetleriyle öğretmiştir.

Müslüman toplumların çocukları 1900’lü yılların başlarında işgalci güçler ve işbirlikçi iktidarlar eliyle vahiyden kopartılmışlar , seküler bir anlayışın, içinde vahyi öngörülerin bulunmadığı bilimsel profan anlayışların esiri haline getirildiler. Bu toplumun Osmanlı döneminden kalan tüm hukuki uygulamaları ve yaklaşımları Lozan anlaşması uyarınca iptal edildi ve işgalcilerle varılan mutabakat gereği 5 yıl denetleme süresi içinde tüm İslami izler yok edildi. Ve ardından sürgün, sindirme, yok sayma operasyonları gerçekleştirildi. Bu bir yenilgi haliydi. Yeniden köklü değişimle durumumuzu düzeltmemiz, ıslah olmamız gerekiyordu. Rabbimiz Kitabımızda Müslümanların yeniden toparlanmasını, durumlarını düzeltmesini, hastalıklardan kurtulup top yekun ıslah olmalarını emrediyor. ‘’Ey mü’minler! Allah’a, kitaba, peygamberlerine, önceden indirdiği kitaplara iman ediniz” diyerek ihya ve ıslahın genel geçer bir ilke olduğunu bizlere öğretiyor. Rabbimiz aramızda birbirimize danışmayı, itikadımızı yalnızca Kur’an’a göre oluşturmamızı, sünnet anlayışımızın dayanağının Kur’an olduğunu, tarih anlayışımızı Kur’an’dan oluşturmamızı türlü örnekleriyle bizlere anlatıyor. Rabbimiz “Allah’tan ancak alim olanlar korkar” tespitiyle Müslümanların idraki güçlü ve çevresinde olan bitenler hakkında değerlendirmeler yapabilen ve Allah’ın ayetleriyle meseleleri idrak eden alimler olduğumuzu ilan ediyor. Alimlik mü’minin bir sıfatıdır. Uzmanlık ise başka bir durumun adıdır. Alim olan sabite ile yorumun arasını ayırabilendir. Şu konuyu izah ederek bunu örneklendirmiş olalım. “Müminler zulme uğradıklarında birlik olup zalimlere karşı koyarlar” “Müminler namazlarıyla fahşadan uzaklaşırlar” İşte Kur’an’la olan irtibatı her daim diri olan bir mümin ne kadar baskı altında kalsa da Kur’ani Bilinç onu ümmet bilinciyle ayakta tutacaktır. Bugün Suriye’de kardeşlerimiz 50 senedir çok ağır baskılar altındaki nesillerin çocuklarıydılar. İşgalciler İslam coğrafyasından çekilirken yerlerine bıraktıkları zorba yönetimlerle İslam düşmanlığı mirasını bu coğrafyanın başına bela eylediler. 1982 yılında İslami Diriliş ve Uyanış eylemine teşebbüs eden Müslümanlar çoluk çocuk yok edildiler. O dönem Suriye’de 40 bin insan öldürüldü. 800 bin insan Suriye dışına göç ettirildi. On binlerce insan hapislere atıldı. Suriye’de İhvan-ı Müslimin üyesi olmanın cezası idamdı. Büyük bir kuşatma altındaydılar. Ama bugün şükürler olsun ki Müslümanların basireti, alimliği devreye girerek Müslümanlar başlarındaki zalimlerden kurtulabilme yolunda hızla ilerliyorlar. Allah gaybi yardımlarıyla onları zafere ulaştıracaktır. Rabbimiz bizlere her türlü kirlerden arınmamızı, cahili değer yargılarından sıyrılıp Kur’an’ın hikmetli naslarıyla hayatımızı tanzim etmemizi istiyor. İnşallah Müslümanlar bütün bu kirlerden arınarak ümmet olma bilinciyle vahyin aydınlığında bir toplumu ve gelecek günleri inşa etmeyi başarırlar. Müminler üzülmeyen, gevşemeyen ve sadece Allah’ın kendilerine ikram edeceği nimetle mesrur olan insanlardır.

Katılımcılar da sorularla konunun açılmasına katkı sağladılar.

bartin-20121209-02.jpg

bartin-20121209-03.jpg

  • Yorumlar 7
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim