1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. ''İslami Kavramlara Yaklaşım Biçimi''
İslami Kavramlara Yaklaşım Biçimi

''İslami Kavramlara Yaklaşım Biçimi''

Kdz.Ereğli FEDA-DER'in her cumartesi düzenlemiş olduğu haftalık seminerlerin bu haftaki konuğu MURAT AYDOĞDU idi.

A+A-

Murat Aydoğdu’nun sunduğu ''İslami Kavramlara Yaklaşım Biçimi'' başlıklı seminerin özeti:

İslami Kavramlara Yaklaşım Biçimi

Bütün dünyadaki denizler mürekkep, bütün ağaçlar kalem olsa Allah’ın kelimeleri tükenmez ve bütün güzel isimlerin sahibi Allah’tır. Bir Müslüman’ın tasavvurunda bu kelimeleri anlamak, takip etmek ve yaşamak, Allah’ın isimleri, sıfatları gözetilerek oluşturduğu kavramlar onun yaşamını bütünüyle kuşatır.

Kelime anlamı ile çevresinin farkına varmak anlamına gelen İnsan; farkına vardığı nesne, olay ve bağlantıları isimlendirir. Sonra bunları sınıflandırır, ölçülendirip değerlendirir. Nihayetinde bunların toplamında, karar verme ve çevresine hükmetme aracı olarak bir kavram oluşturur. O kavram kişinin yaşantısında, tecrübelerinde ve davranış biçimlerinde yer edinir. İnsanda kavramlar çerçevesinde bir değer ve kültür oluşur ve hayatının bütün alanları da bu kavramlar üzerine şekillenir. 

Bir çocuğa okulda öğretmeni sorar; “Etinden, sütünden ve yününden yararlandığımız bir hayvan söyle?”

Çocuk biraz açıklama isteyince, öğretmeni “Bak öyle bir şey söyle ki, bize et versin, süt versin giyecek yün versin”

Çocuk cevaplar “Tamam buldum; Babam!”

Çocuğun tasavvurunda “Baba” kelimesinin ihtiva ettiği şey bunlardır.

Bir Hristiyan’a sorsalar; “İsa(as) nedir?”

“Üç’ün biri ve insanoğlunun günahlarını yüklenen Allah’ın oğludur” diyebilir.

Aynı soru bir Yahudi’ye sorulsa muhtemelen; “Yalancı peygamber ya da tarihte yaşamamış, uydurulmuş bir efsanedir” diyecektir.

Biz Müslümanlar ise: “Allah’ın Elçisi ve onun Kelimesidir” diyeceğiz.

Müslümanlar içerisinde, çeşitli kesimlerde Muhammed(as) için sorulduğunda, bir sufi; “Kâinatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı bir Nur.”

Gelenekçi bir Müslüman “Ağaçların ayağına geldiği, bir el hareketi ile Ay’ı ikiye ayıran bir tas yemekle bir orduyu doyuran bir Şefaatçi.”

Kur’an’a matuf bir Müslüman; “Allah’ın kelimelerine bize ulaştıran ve yaşayarak örnek olan Elçi’dir” diyecektir.

Bu tasavvurların etrafında oluşan isimlerin oluşturduğu kavramsal çerçeve her kişi için bir hayat tarzının göstergesidir. Kavramsal yaklaşımında Kitabi bir Müslüman için; Allah’ın kelimeleri ve Kitabın oluşturduğu bütünlük esastır.

Allah İnsanoğlunu yaratıp Yeryüzüne Halife kıldığında ve bütün melekleri ona itaate çağırdığında İnsana isimlerin ilmini verir. İnsan, nisyan’a düşüp unuttuğunda ve Allah’ın belirlediği haddini aştığında da yine Allah’tan kelimeler alarak ona yönelir.

İnsanoğlunun tarihi boyunca da, bu kelimeleri getiren Elçilerin izinden gidenlerle bu kelimeleri unutturan, tahrif eden, anlamlarını kaydıranlar arasında bir mücadele sürer gider.

Davut’un(as) İlahi aşkla söylediği Mezmurlar/Zebur. İsrailoğlullarına gelen Elçilerin tarihi ile şekillenen Tevrat. İsa(as)’ın hayatı ile şekil bulan İncil. Ve nihayet 23 yıl boyunca ayetler halinde Muhammed’e(as) indirilen Kur’an. Bütün bilinen İlahi Kitaplar, Tevhidi bir çerçeveyi oluşturan ve farklı tezahürleri ile aynı mana’yı, öz’ü içeren ve İnsanoğlunun bozulan tasavvurlarını yaratılış gayesine uygun kavramlar çerçevesinde hakiki mecrasına yönelten kelimeler bütünüdür.

Günümüzde de süren, korunmuş bir Kitab’ın tahrif edilemeyen ama doğru yolun üzerine oturmuş, saptırıcıların içini boşalttığı, anlamlarını kaydırdığı cahili tasavvurlara karşı, muslihun sahiplerinin ise kendilerini Kur’an’i kavramlar çerçevesinde eğitip, topluluklarına örnek, uyarıcı ve tatbik edici oldukları bir mücadele sürüp gitmektedir.

Mevcut İncil’de İsa’ya atfedilen bir sözde “İnsanları tanımak istiyorsanız ellerine bakın” der. İslami çerçevede okuyup boğazlarından aşağıya inmeyen, bildikleri ile amel etmeyen, halka vaaz edip kendilerini unutan kimselerin değil, Kitabı yaşayanların, onunla amel edenlerin örnekliği bizim için esastır. Yaşanmayan, hayatta karşılığı olmayan sadece sözde ve soyut kalmış bir kavramın hiçbir anlamı yoktur.

Aliya İzzetbegoviç,  Doğu Batı arasında İslam kitabında, tarihi boyunca insanoğlunun ifrat ve tefrit arasında gidip gelen seyrinden söz eder. İlk İsrail Oğullarının başlangıç dönemlerinde İnananların tasavvurlarındaki ruhbanileşmiş, sofistike bir zihne karşı Tevrat’ın şeriata ve kurallara yönelik dili olduğunu ama zamanla İsrailoğullarının ifrat ile orta yoldan fazlası ile nesnelliğe kaydığını belirtir. İzzetbegoviç, İncil’in dilinin ise içi boşaltılmış zahiri kurallara ve İnananların fazlasıyla nesnelliğe kaymış eksenlerine,  karşı daha mana’ya yönelik olduğunu ama yine zamanla Hristiyanlığın tefrit ile münzeviliğe kaydığını belirtir. Nihayetinde İnsanlık tarihinin tam tekâmül sürecinde Kur’an’ın tam dengeli bir üslup ile bütün İlahi Vahiylerin ortak özelliklerini, hulasasını temsil eden dilinden söz eder.

Bu yönüyle İslam, insanlık tarihi boyunca; Vahyin, kelimeler ve kavramlar etrafında tevhidi tasavvurun oluşumu, inşası ve sapkınlıklara karşı tekrar tekrar ıslah’ının adıdır.

Kavramlar tasavvuru çerçevesinde Mustafa İslamoğlu’da Vahiy’in, muhatabını dört aşamalı bir modelle inşa ettiğini söyler ve devamında bazı açıklamalarda bulunur. Bunlar:

1. İçini boşaltıp yeniden anlam yüklediği kelime ve kavramlarıyla muhataplarının tasavvurunu inşa etmeyi amaçlar. iyi-kötü (maruf-münker), hayat-ölüm (hayat-mevt), kazanç-kayıp (fevz/necat-husran), kâr-zarar (ribh-hasâra), değerli-değersiz (a’lâ-ednâ), bilgi-cehalet (ilm-cehl) gibi. İnsan hayatı bu gibi kavramlarla algılar. Bu gibi kavramlara yüklediği anlama göre hayatına istikamet verir.

2. Önerme ve hükümleriyle muhataplarının aklını inşa etmeyi amaçlar. Mesela “Düşmanlık, yalnızca zalimleredir” (2/193), “Allah, kendisi için merhameti prensip edinmiştir” (6/12), “İnsan başıboş yaratılmamıştır” (75/36) gibi…

3. Örnek olarak anlattığı şahsiyetlerle muhataplarının şahsiyetini inşa etmeyi amaçlar.

4. Vahiy, ancak bütünsel bir okuma ve tefekkür sayesinde ulaşacağımız maksat ve ruhuyla, hayatı inşa etmeyi amaçlar. Bir şeyi yerinden etmek zulümdür. İnsanın görevi, eşyayı yaratılış amacına uygun kullanmaktır. Tersi hem eşyaya hem kendisine zulmetmek olur.

Bu dörtlü inşa modelinin ilk halkası, tasavvurun inşasıdır. Vahiy bunu kavramlarıyla yapar. Vahiy, kullandığı kavramları Arap dilinin söz dağarcığından almıştır. Zira vahiy, kökü arşta olan ilahi manaları, arzdaki insana arz ehlinin dili olan Arapçanın söz dağarcığını kullanarak sunmuştur. Vahiy bunu yaparken, Arapçadan aldığı söz dağarcığına üç tür tasarrufta bulunmuştur:

1. Terim özelliği bulunmayan sıradan kelimelere dokunmamış, onları olduğu gibi almıştır.

2. Sırf dünyevi ve maddi anlam yüklü bazı kavramlara, uhrevi ve manevi bir anlam boyutu katarak onları zenginleştirmiştir.

3. Bazı kelime ve kavramların içini boşaltıp yeniden doldurarak onları kendi boyasıyla boyamış ve Kur’ani kavramlar haline getirmiştir.

Ona göre “Tasavvur” düşüncenin ana rahmidir

 

Ali Şeriat’inin yaklaşımına binaen; kültür ve değerler manzumesi “zemin”, İdare ve siyasal yapılanma “çatı”dır. İlkeler ve kavramlar bunlar arasındaki bağlantıları sağlayan “sütun”lardır. Kitabi vahyin hedefi ise doğrudan bu sütunlara müdahale edip İnsanoğlunda Tevhidi bir tasavvur oluşturmaktır.

Muslihler’in görevi ise bu tasavvur çerçevesinde yaşanılan bir şahitliktir.

Günümüzün en önemli meselelerinden birisi de, birçok İslami kavramın Kur’an’ın kullandığı anlamda değil, cahili bir tasavvur etrafında oluşturulması olmasıdır. Örneğin “Millet” kelimesini “İbrahim’in Milleti” tasavvurundan uzaklaştırılıp kavmi ya da coğrafi bir bölgeye atfedilmesi, kavramda tam bir anlam kaymasıdır. Ümm/anne kökünden türeyen, merhamet, korunma ve İnsanlığın aynı kardeşlerden oluştuğu çerçevesinde değerlendiren ”Ümmet” kelimesini, koyun gibi güdülen, Saltanatçı bir Hilafet’in iradesiz sürüleri olarak lanse edilmesi, kavramın içinin boşaltılmasıdır.

Yüzlerce yıl gelenekselde olsa İslam’a yönelmiş, İslami kavramlar etrafında şekillenmiş ama zaaflarla malul toplumumuz son iki yüzyıldır Batılılaşma ve Sekülerleşme/dünyevileşme ile İslami bütün kelimelerden, kavramlardan tamamı ile uzaklaştırılmaya çalışıldı. İnsanlarımızın bir kısmında tamamen İslam dışı bir tasavvur dünyası oluşurken, İslami referanslı kesimlerde de büyük oranda anlam kaymaları, kavram boşaltılmaları yaşandı.

Toplumumuzun iki kutuplu bu Laikleşme ve Muhafazakârlaşma sürecine karşı Islah önderleri de Kur’ani kavramlar üzerinden Tevhidi bir tasavvur oluşturmaya çalışırken, gelenekten kopmaya çalışan ama posmodernist dünya tasavvuru etkisindeki bazı Müslüman kesimlerde İslami olan referansları yine Batılı paradigma/tasavvur üzerinden değerlendiren bazı uçlar da oluştu. Geleneğimize sinmiş eklektik, İslam dışı tasavvur içerisinde neyin Hanif, maruf neyin ise atalar din ‘ine dönüşmüş ifsad/katık olduğuna bakmadan, ıslah yerine topyekûn reddeden ve toplumsal olanın yerine içi dolu değerler ikame edemeyen, mana ve içerikten yoksun türediler de oluştu. İçi boşaltılan ve yalnızlaştırılan, reelden kopuk, insan fıtratının davranış biçimi, seramoni, ritüellerini ve tamamen soyut kavramlara dönüştüren ve git gide nesnel ibadet formlarından uzaklaşırken kendine yeni nesnel hayat tarzları ve davranış formları oluşturan, tertil’den, tedricilikten uzak Kur’an ahlakı üzerine oluşmayan üzerine boca edilen kavramları sindiremeden, eski olan ne varsa reddeden, uyanış adına şok altında toplumsal bünyelerini koma’ya sokan sapkınlıklarda ortaya çıktı.

Bazen, kavramlar bazen öyle tersyüz edilir ki; ideolojik formatta zalim yapılanmalar sırf geleneğe karşı çıktığından ötürü o geleneksel olan Ehli Kitaba karşı tercih edilir olur. Ya da türedi bir ideolojik formatın etkisi ile anti-emperyalistlik adına zalim bir iktidara karşı çıkan halk kitleleri emperyalist kışkırtmasına kapılmış teröristler, İslami kavramlar yerine Ulus model ve seküler form’da oluşmuş yüzyılımızın en kanlı, katliamcı çete rejimleri Müslümanların hamisi konumuna oturtulur.

Açıklayıcı ve Tamamlayıcı Bilgiler:

İsim: İsim üç türdür; bilgi verilen şey, bilginin, haberin kendisi ve aradaki bağ, edat.

Nahivciler, ismi, fiil ya da edat/bağlaç cüz’ü. Kelamcılar, tam anlam ifade eden cümle olarak tanımlarlar.

Kelime: Kur’ân’ın anlamlandırılması, kelimeler (Ragıb el-Isfahani) “Kur’ân ilimlerinden öncelikli olarak meşgul olunması ve incelenmesi gereken ilimler, lafzî ilimlerdir. Lafızlarla alakalı ilimler den de ilgili lafızların kök mana ve etimolojilerini tahkik etmektir. Kur’ân kelimelerinin kök manalarını bilmek bir bina inşa etmek isteyen kimse için en basta gelen araçlar olan tuğla ve kerpiç mesabesindedir. Bu lafızlarla ilgili ilim ve kök manaları bilmenin yararı sadece Kur’ân ilimlerine has değil, bütün İslami ilimlere şamildir”.

Görme ve işitme duygusu ile idrak edilen söze dizilmiş manzum lafızlara ve o lafızların altlarındaki anlamlar.

Kavram: Bir fikri, bir düşünceyi, nesneyi veya bir sistemi anlatmak için kullanılan, o fikrin, o düşüncenin ve o sistemin ifade edilmesinde önemli ve başrolü oynayan sözcüklerdir.

Kavram, nesnelerin ya da olayların genel tasarımdır. Kavramsal yaklaşım; benzer olan fikirleri, insanları, olayları vs gruplandırmak

Kavram yanılgıları: Anlamlı öğrenmeyi engelleyici bilgiler.

Mantık ve Tasavvur: Farabi ve İbn Sina’ya göre mantık felsefenin anasıdır. Tasavvur ise mantığın anasıdır

İbn Rüşd, Aristo mantığını özetlediği eserinde tasavvuru şöyle tanımlar: “O, bir şeyin adının, o şeye ne münasebetle delalet ettiğinin bilgisidir.”

Tasavvur ve Terim: Ebu Hamid Muhammed el-Gazzali, tasavvuru “terim” olarak tanımlar.

Gazzali, bir soru sorar: “Nasıl olur da insan, ihtiyaç duyduğu ayırıma ulaşıncaya kadar, tasavvuri bilgiden mahrum sayılır?”

Sorusunu yine kendisi cevaplar: “Şu sebeple ki, insan onu ismen duymuştur fakat anlamını bilmiyordur. Mesela “Boşluk nedir, doluluk nedir, melek nedir, şeytan nedir, ukar nedir?” diye soran kimse gibi. Sen dersin ki “Ukar, şaraptır.” Eğer o kimse, o şeyi maruf olan adıyla bilmiyorsa, ona sınırları çizilerek izah edilir ve denir ki: “Bak, şarap sıkılan üzüm suyunun işlemden geçirilmesiyle elde edilmiş sarhoşluk veren bir içecektir.” O kişide, şarabın öz niteliğine ilişkin tasavvuri bir bilgi oluşmuş olur.”

Tasavvur ve İlim: Mi’yaru’l-İlm fi’l-Mantık’ta İlim ikiye ayrılır; birincisi şeylerin öz varlıkları hakkındaki bilgi. Mesela senin insan, ağaç, gök vs. hakkındaki bilgi gibidir. İşte buna tasavvur adı verilir. İkincisi ise, zihinde tasavvur edilen özlerin birbirlerine nisbetiyle elde edilen ve kimi zaman kabul ya da imanı kimi zaman red ya da inkârı gerektiren bilgidir.

Nazari araştırma sonucunda ilim talibi olan ya tasavvura yönelmiştir, ya da tasdike.

Kelam ve Beyan: Kadı Abdurrahman b. Ahmet el-İcî (680-765) el-Mevakıf fî İlmi’l-Kelam’da; İslam’ın en özgün bilgi sistemi Beyan bilgi sistemidir. Bu sistemi oluşturan disiplinler arasında yer alan Fıkıh Usulü, Lügat ve Kelam ilimlerinin üçünde de “delalet bahsi” omurgayı teşkil eder.

Allah amaçsız (abes) iş yapmaz. Bir amacı olanın, bir hakikati de vardır. Eşyanın hakikati varsa, bu hakikat aranmalıdır. Hikmet, işte bu hakikati aramanın adıdır. Bu arayışta bize yol gösteren şey ilimdir. İlmin başlangıcı ise tasavvurdur.

Kelime ve Şiir: “Şiir fikirlerle değil sözcüklerle yazılır.” “Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı” der Stéphane Mallarmé (1842-1898) Fransız şair sembolist. Ona göre kapalılık ve anlaşılmazlık şiirin özüdür.

Söz Üzerine:

“Başlangıçta bilgelik yaratıldı, Anlama yeteneği olan us sonsuza dek vardır.

Bilgeliğin kaynağı en yükseklerdeki Tanrı'nın sözleridir, Yolları sonsuz buyruklardır.

Bilgeliğin kökü kimin için açıklandı? Bilgeliğin becerikli özel biçimini kim bilebilir?

Bilgelik kime açıklandı? Onun anlayışını kim anlayabildi?

Bilgelik yalnız O’nundur, O gerçekten olağanüstüdür, Tahtına oturmuştur.” (Sirak 1/4-8)
“Başlangıçta Tanrısal Söz vardı. Tanrısal Söz Tanrı'yla birlikteydi ve Tanrısal Söz Tanrı'ydı.

Başlan­gıçta Tanrı'yla birlikteydi.

Her şey O'nun aracılığıyla oldu ve olanlardan hiçbiri O'nsuz olmadı”. (Yuhanna 1/1-3)

 “Eğer bir kişi farklı öğretiler yayar ve doğru sözleri, Allah yoluna dayanan öğretiyi onaylamazsa, kendini beğenmiş, bilgisiz bir kişidir.

Böyle biri, tartışmalar ve kelime kavgaları çıkarmayı hastalık derecesinde sever.

Bu şeyler kıskançlıklara, çekişmelere, iftiralara, kötü kuşkulara, düşünceleri yozlaşmış ve Allah yolunu kazanç yolu sanıp gerçeği yitirmiş adamların durmadan sürtüşmelerine yol açar.” (1.Timoteus 6/3-5)

İlgili Kur’an ayetleri:

İsim ve Kelime:

 2.31 - Allah, Adem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere göstererek:-Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin, dedi.

2.32 - -Sen yücesin! Yalnız sen eksiklikten uzaksın senin bize öğrettiğinden başka bizim hiç bir bilgimiz yoktur. Bilen ve hüküm veren sensin, dediler.

2.33 - Allah: -Ey Adem! Onlara, bunların isimlerini haber ver, dedi. Adem de meleklere onların isimlerini haber verince Allah: -Size göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ben bilirim demedim mi? Sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de ben bilirim, dedi

2.37 - Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı bunun üzerine onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyendir.

2.124 - Bir zaman Rabbi İbrâhim'i birtakım kelimelerle sınamış, o da onları tamamlayınca: "Ben seni insanlara önder yapacağım" demişti. "Soyumdan da dedi. "zâlimlere ahdim ermez buyurdu.

Kelam:

2.253 - Allah, Elçilerden bir kısmıyla konuşmuş ve bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya da açık belgeler verdik ve O'nu Ruhu'l- Kudüs ile destekledik.

42.51 - Bir insanın, vahiy dışında veya perde arkasından ya da bir elçi gönderilmeksizin Allah ile konuşması mümkün değildir. İşte bu şekilde O, dilediğine kendi izni ile vahyeder.

5.110 - Allah der ki: -Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene verdiğim nimetimi hatırla! Hani seni Rûhu'l Kudüs (Cebrail) ile desteklemiştim. Beşikteyken de yetişkinken de insanlarla konuşuyordun.

7.144 - Buyurdu ki: ya Musâ! Haberin olsun ben risaletlerimle ve kelâmımla seni o insanların üzerine intihab eyledim, şimdi şu sana verdiğimi al ve şükrünü bilenlerden ol

Bozucular:

2.75 - Size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlardan bir grup vardı ki Allah'ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten sonra, bile bile onu bozarlardı.

48.15 - Geride kalanlar, siz ganimetleri almaya giderken diyecekler ki: -Bizi bırakın da size uyalım. Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki: -Asla bize uymayacaksınız. Daha önce Allah da böyle buyurmuştu. -Hayır, siz bizi çekemiyorsunuz/kıskanıyorsunuz, diyecekler. Hayır, onların çok azı dışında anlayamaz oldular.

4.46 - Yahudilerden, kelimelerin anlamlarını saptıranlar ve dillerini eğip bükerek ve dine de bir nefret duyarak: "işittik isyan ettik.", "İşit duymaz olası" ve "bizi güt" diyenler eğer, "işittik ve itaat ettik, sen de işit ve bize de bak" deselerdi elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat, Allah, onları küfürleri dolayısıyla lanetlemiştir. Onların çok azından başkası iman etmezler.

5.13 - Sözlerini bozdukları için onları lanetledik, kalplerini katılaştırdık. Kelimelerin anlamlarını kaydırıyorlar, kendilerine hatırlatılandan ders almayı unuttular. İçlerinden çok azı dışında onların daima hainliklerini görürsün. Yine de onları bırak ve önemseme, Allah, iyilik yapanları sever.

5.41 - Kelimeleri asıl anlamlarından saptıranlar da: - Bu fetva size verilirse alın, verilmezse kaçının, derler. Allah'ın fitneye düşmesini dilediği kimse için Allah'a karşı senin elinden bir şey gelmez. İşte onlar, Allah'ın kalplerini arındırmak istemediği kimselerdir.

Boş İsimlere tabi olanlar:

12.40 - Siz, o'nu bırakıp ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım (boş) isimlere tapıyorsunuz. Allâh onlar(ın gerçekliği) hakkında hiçbir delil indirmemiş(onlara hiçbir güç vermemiş)tir. Hüküm, yalnız Allâh'ındır. O, yalnız kendisine tapmanızı buyurmuştur. İşte doğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler."

53.23 - Onlar, sizin ve babalarınızın, isimlendirdiğiniz (boş, kavramsız) isimlerden başka bir şey değildir. Allâh, onlara hiçbir güç indirmemiştir. Onlar zanna ve nefislerin hevesine uyuyorlar. Oysa kendilerine, Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.

Allah’ın sözleri ve Korunması:

6.34 - Senden önceki Resuller de yalanlanmışlardı da yardımımız gelene dek yalanlandıkları ve eziyet olundukları şeylere sabretmişlerdi. Allah'ın sözlerini değiştirebilecek yoktur. Daha önce gönderilenlerin haberleri sana geldi.

10.64 - Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah'ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur.

35.10 - Kim, güç istiyorsa, bilsin ki bütün güç Allah'ındır. Güzel söz O'na çıkar, doğru ve iyi işler de O'na yükselir. Kötülükleri planlayanlar için şiddetli bir azap vardır. Onların planları boşa çıkacaktır.

Hakkın İnşasında Vahyin Tamamlayıcı Özelliği:

8.7 - Allah, sözleriyle hakkın gerçekleşmesini sağlamak ve küfre sapanların arkasını kesmek istiyordu.

10.82 - Günahkârlar hoşlanmasa da Allah sözleriyle hakkı ortaya koyacaktır.

42.24 - Yoksa onlar: "Allah hakkında yalan uyduruyor." mu diyorlar? Eğer Allah dilerse, kalbini mühürler ve Allah, batılı imha edip, sözleriyle hakkı gerçekleştirir. Çünkü O, kalplerin özünü bilendir.

En güzel İsimlerle çağırmak:

7.180 - En güzel isimler Allah'ındır. O'na o isimleri ile dua edin.

17.110 - İster Allah diyerek dua edin, ister Rahman diyerek. Hangisiyle dua ederseniz edin, çünkü en güzel isimler O'nundur.

murat_aydogdu-20130303-02.jpg

 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum