1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. İslami Hareketin Bugün ve Yarın Perspektifi Konuşuldu
İslami Hareketin Bugün ve Yarın Perspektifi Konuşuldu

İslami Hareketin Bugün ve Yarın Perspektifi Konuşuldu

TOKAD haftalık seminerlerine Ahmet Örs’ün sunduğu “Türkiye İslami Hareketinin Bugün ve Yarın Perspektifi” konulu semineri ile devam edildi.

A+A-

Ahmet Örs, "Türkiye İslami Hareketinin Bugün ve Yarın Perspektifi" konulu seminerinde Türkiye İslami hareketinin ortaya koyduğu perspektifi şu çerçevede değerlendirdi:

-Türkiye'deki İslami hareketin bugün ve yarın üzerine önemli tartışmaları var. İslami idealler büyük oranda revize edilmiştir, günümüzde bu bizim için üzüntü verici bir olaydır.

-İslamcılar devrimci ideallerini bir ütopya olarak algılamaktadırlar. İslamcılar çoğu kere kendi yaptıkları şeylere güvensizlik duymaktadırlar. Özeleştiriyi inkâr politikasına kadar ulaştırdılar. Devrimciliği gerçeklikle bağdaşmayan bir alay konusu olarak algılayabiliyorlar.

-Devrimci idealler ve bu çerçevedeki bazı açılım çabaları romantiklikle suçlanıyor. Devrimcilik zaten romantizmdir. Romantizm esasen hayatın kendisidir. İnsan olarak yaşadığımız her türlü duygu romantizmdir. 13 yaşındaki Uğur Kaymaz'a polis tarafından atılan kurşunlar karşısında duyulan acı romantizmdir. Büyük ütopyalarımızın olması gerekiyor. Önce İslam devrimini hayal etmemiz gerekir. Hayali olmayan, ütopyası olmayan kişilerin bir geleceği olamaz. Hendek Savaşı hazırlıkları esnasında hendek kazılırken kazmaların kayalara vurulunca çıkardığı kıvılcımlarda Kisra'nın ve Kayser'in saraylarını gören ve onları vaat eden peygamber en büyük hayalci ve romantiktir.

-Şunu açık olarak söylemeliyiz ki AKP süreci bağımsız devrimci sürecimizi baltalamıştır. AKP'yi kuran kadrolar kendilerini tanımlarken dini bir görüntülerinin olmadığını söylemişler, kendilerini birer muhafazakar demokrat olarak tanımlayıp tanıtmışlardır. Buna rağmen İslamcılar AKP'nin kendinde görmediklerini AKP'ye yakıştırmışlar ve bir ham hayale kapılıp beklemeye koyulmuşlardır.

-İslamcılar 28 Şubat sürecinde sistem tarafından önemli oranda terbiye edilmişlerdir. AKP süreci de 28 Şubat terbiyesi üzerine ortaya çıkmıştır. Bu terbiye edilmişlerin bir araya geldiği yeni bir durumdur. Biz kendi bağımsız düşünce ve tasarılarımızı savunup kitleleşecek miyiz yoksa zamanla AKP sürecine mi katılacağız? AKP'nin uygulamaları sistem içinde gedikler açacaksa biz bu gedikleri hareket fıkhı çerçevesinde Hz. Peygamberin sistem içi gedikleri kullandığı gibi kullanırız. Sadece biz değil böyle düşünen herkes kullanır. Mevcut iktidar, AKP iktidarı İslami tabandan beslendiği, milli görüş geleneğinden yola çıktığı için bizim tabanımızdan onların tabanına geçişkenlik yaşanmaktadır. Farklığı vurgulamak zorundayız. Kimlik ve siyasetimizi netleştirmek zorundayız. Sistem içinde açılacak bazı gedikler hatırına AKP'nin bütüncül politikalarını benimseyemeyiz.

-Turgut Özal ve AKP sürecine baktığımızda Turgut Özal'ın AKP'nin yapamadığını yaptığı halde o dönemde Turgut Özal Müslümanlara zulüm ediyor diye suçlanıyordu. Başörtüsü sorununun büyük oranda olmadığı, İslami vakıf ve derneklerin her tarafta çoğaldığı, yeni bir muhafazakâr zengin dalgasının yaşandığı, genelkurmay başkanlarının istifa ettirildiği, birçok İslami yayının yaygınlaştığı böyle bir dönemi İslamcılar onaylamazken 28 Şubat sürecinin de etkisiyle ANAP devamı AKP'yi özellikle de başörtüsü yasağını çözecek umuduyla neredeyse bir kurtarıcı olarak gördüler. Milli Görüş taraftarlarının attığı "Refah gelecek zulüm bitecek!" sloganları bile fazlasıyla önemliydi. Zulmü diktatörler yapar. Bugünkü İslamcılar Refah Partisinin sloganlarını dahi atamıyor. Sisteme karşı onu tanımlamakta son derece eksik bir durumda olunduğunun bir göstergesidir bu durum.

-Taleplerimizi zamana yayabiliriz. Aşamaları bekleyebiliriz. Mücadele zamana yayma ile olur fakat söylemi geciktirmeden, bir an önce gerçekleştirmemiz gerekir.

-İktidar talebimiz olacak mı olmayacak mı, yoksa AKP'ye mahkûm muyuz? Devrimci Müslümanlar kimseye mahkûm değildir. Kur'an kölelere özgürlüğe çağırırken AKP hükümetinin zenginleştirmeci, yağmacı küresel politikasından kurtulmazsak intihar etmiş sayılırız. Müslüman olarak adil, eşitlikçi bir dünya hedeflemeliyiz. Müslümanlar öncelikle Allah'ın nimetlerinin yeryüzünde adil dağıtılması gerektiği konusunda hemfikir değildirler. NATO'nun füze kalkanına karşı çıkarken ya da başka bir konuda, hükümetin doğru kararlar vermesi için mi çalışacağız yoksa kendi özgün siyasetimizi pekiştirici adımlar mı atacağız? Mesele bu.

-Liberalizm, kapitalizm gibi tartışmalarda nerde durduğumuzu bilmeliyiz. Kürt sorununda da, Alevi halkının talep ve tartışmalarında da bu soruyu kendimize sormalıyız. Hükümetlerin sonuçta sistem içi çözüm önerilerine mi râm olacağız yoksa kendi çözümlerimizde mi ısrar edeceğiz. Devrimci İslamcılar olarak önceliklerimiz nelerdir, bunları iyi tespit etmeliyiz. Kendi ayakları üzerinde duran bir ideolojik örgütlenme gerçekleştirmemiz lazım. Teorimizi pratiğimizle test etmeliyiz. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyen Porto Alegro'daki haykırışa bunun ancak vahiyle mümkün olabileceğini tutarlı siyasal eylemliliklerimizle verebilmeliyiz. Küresel kapitalizme karşı İslamcı bir duvar örmeliyiz.

-Başörtüsü meselesini AKP üzerinden kişisel bir sorun ya da haklar temelinde mi çözmeye çalışacağız yoksa ezen-ezilen çelişkisinin bir sembolü olarak mı değerlendireceğiz? Başörtüsü ile sistem arasında uzlaşılmaz bir çatışma vardır. Bugün başörtüsü ile ilgili mücadelemizi iki yönden değerlendirmeliyiz. Başörtüsü ırkçı, ulusalcı sisteme meydan okur. Başörtüsü füze kalkanına, talancı HES'e karşı çıkar, kapitalizmi geriletir, sorgular.

-Sıkı, örgütlü, devrimci kanallara ihtiyacımız var. Türkiye'deki İslami yapıları örgütleyen bir sisteme ihtiyacımız var. Öncelikli talebimiz İslami şahsiyet mi iktidar talebi mi? Mücadelemizin sıcaklığı içerisinde İslami şahsiyetimizi test edeceğiz, onu olgunlaştıracağız. Yoksa sürekli olarak meseleyi geriden ele alma gibi bir tabloyla karşı karşıya kalırız. Hz. Peygamber İslam'ı seçen az sayıdaki şahsiyetle Mekke egemenlerine karşı yeni bir direniş ve siyasi mücadele hattı oluşturmuştur. Abdülkadir Hamit'in "Mekke Dönemi İslami Siyaset Metodolojisi" kitabı bunun tahlilini yapar. Vakit yitirmeden siyasi bir çıkış yakalama zorunluluğumuz var ve bunu ertelememeliyiz.

Elif Aydın / Haksöz-Haber

HABERE YORUM KAT