İslâmî çözüm

28.04.2013 13:32

Hayrettin Karaman

Bir meselenin, bir anlaşmazlığın, bir çatışmanın İslam'a göre çözülmesi, çatışmanın barışa döndürülmesi nerede ve ne zaman olur?

Düzen (rejim, sistem) olarak İslam'ın benimsendiği ülkede ve benimsenen din sağa sola çekilmeden uygulandığı zamanda olur.

Bugün birçok İslam ülkesi ya Türkiye gibi açıkça (anayasasında yazılı olarak) veya anayasasında 'dini İslam' yazdığı halde uygulamada laik sistem yürürlüktedir. Laikliğin temel özelliği 'dinin bağlayıcı, siyasi, hukuki bir kaynak, bir otorite olarak tanınmaması'dır.

Resmen veya uygulamada laik olan bir ülkeye siz 'İslam'a göre çöz' derseniz bu sözün ayağı yere basmaz, havada kalır, üstelik İslam'ı da yıpratırsınız.

Eğer İslâmî çözüm istiyorsanız önce rejimi değiştireceksiniz.

Eğer rejimi değiştirmek istiyorsanız, hayatlarının bütününde İslam'ın uygulanmasına razı olan bir ümmet oluşturacaksınız.

Eğer böyle bir ümmet oluşturmak istiyorsanız bilmem kaç yıl, âlim, âkıl, hakîm, salih kişiler eliyle halkı eğiteceksiniz.

Bunlar olmadan 'şu kadar yıl önce şu kadar alim bir araya gelmiş de padişaha mektup göndermiş de, itaatlarını ve hilafetten ayrılmayacaklarını bildirmişler de biz de böyle yapalım…' demenin yeri ve uygulama kabiliyeti yoktur.

Ayrıca bugün ve dün İslam Yurdu'nun ehalisi (halkı) tamamen müslüman olmamıştır, olmaları da şart değildir. Hemen her asırda ve mekanda, İslam Yurdu (dâru'l-İslam) içinde müslüman olmayanlar ve müslüman olup da farklı etnik kökenlerden gelenler bulunmuştur. Bu yazıda müslüman olmayanların statüsünü, gelecek yazıda da farklı etnik grupların durumunu ele alacağım.

Büyük İslam hukuk alimi Serahsî'nin el-Mebsût isimli eserinin Siyer (devletler umumi hukuku) bölümünde diyor ki:

Hz. Peygamber devrinde ve İslam'ın geldiği coğrafyada yaşayan Arab müşrikleri ile İslam'dan dönenler dışında kalan 'Yahudi, Hristiyan, Mecusi ve putperestler Müslüman olmayı kabul etmezlerse kendilerine cizye (bir çeşit baş vergisi) vererek İslam ülkesinde, oranın vatandaşı olarak yaşamaları teklif edilir. Müslüman olmayı reddeden muharib gayr-i Müslimlere -savaşmadan önce- bu ikinci seçeneği teklif etmek farzdır; çünkü savaşın bitmesi ve barış içinde yaşamanın mümkün olması -ki, istenen budur- bu usul ile elde edilebilmektedir.

Gayr-i Müslim topluluklar bu ikinci teklifi kabul ederlerse 'bizim ülkemizin halkından olurlar (yasîrûne min ehl-i dârinâ), muâmelât alanında (toplumun tamamına ait hukukta) onlar da Müslümanlar gibi olurlar, bu hukuka uyarlar, aile, miras, şahsın hukuku, iman ve ibadetler gibi konularda ise kendilerine ait hukuka ve kurallara tâbi olurlar.

Serahsi 'ehl-i İslam, İslam ehalisi' olurlar demiyor, 'İslam ülkesi ehalisi' olurlar diyor. Bu iki ifadenin farkı açıktır. İslam ülkesinde müslümanlar da, müslüman olmayanlar da haklardan ve özgürlüklerden yararlanarak yaşarlar ve bunlara 'İslam ülkesi halkı' denir.

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim