1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. İslami Cephe Siyasi Lideri Hamavi İle Röportaj
İslami Cephe Siyasi Lideri Hamavi İle Röportaj

İslami Cephe Siyasi Lideri Hamavi İle Röportaj

İslami Cephe Siyasi Kanat Sorumlusu Ebu Abdullah Hamavi, Suriye'yi gazeteci-yazar Nevzat Çiçek'e anlattı...

A+A-

Nevzat Çiçek'in röportajı:

Suriye’de direniş tüm hatlarıyla devam ediyor. Bir taraftan Esed halkın üzerine varil bombaları yağdırıyor, diğer taraftan Suriyeli çocuklar açlık ve soğuktan can veriyor. Bir taraftan İran ve Hizbullah Esed’in yanında, Suriye halkının ve muhaliflerin karşısında yer alırken, diğer taraftan özellikle Türkiye sınırına yakın konumlanan Irak Şam İslam Devleti de muhaliflere karşı bir savaş yürütüyor. Özellikle son günlerde, Irak Şam İslam Devleti’nin çekildiği bölgelerden toplu mezarlar çıkıyor. Bu mezarlarda öldürülen çok sayıda basın mensubunun cesedinin bulunduğunu görüyoruz.

Cenevre görüşmesi öncesi Suriye’de gerçekte nelerin yaşandığı, İspanya’da nasıl bir toplantı yapıldığı, bu toplantıya kimlerin katılıp kimlerin katılmadığı gibi gündemi meşgul eden pek çok sorunun cevabını bulmak için Suriye’ye gittik. Burada görüştüğümüz İslam Cephesi Siyasi Kanat Sorumlusu Ebu Abdullah Hamavi Suriye’deki büyük resme dair ipuçlarını bizlerle paylaştı.


Öncelikle bu daveti kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz. İslam Cephesi’ni biraz tanıyabilir miyiz?

Bismillahirrahmanirrahim. Esselatü vesselamu ala Muhammedin ve alihi ve sahbihi ve sellem.
İslam Cephesi 20 Kasım 2013'de kuruldu. Cephe yedi farklı gruptan oluşuyor. Grupların ortak hedefi, fikir, gaye ve vesile sonucu oluştu. Bu ortaklık tüm güçleri koordine edip tek hedefe hizmet etmek için çabalayacak ve bu rejimi (Zalim Suriye Rejimini) sonlandıracak.
Aynı zamanda siyasi ve içtimai tüm yönleri içeren, kendine ait bir projeye de sahip olan bu yapı Suriye'ye İslam merkezli bir sistem getirecek.

Gruba neden İslam Cephesi ismi verildi? Ayrıca “Ümmetin Projesi” sloganını kullanıyorsunuz ve grubunuz askeri kanat, siyasi kanat, şer’i mahkemeler gibi yapılardan oluşuyor. Yapı hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz?

İlk olarak; birçok farklı gruptan oluşturulduğu için İslam Cephesi ismini verdik.
İkinci olarak federal başlayıp indimaci olarak biten tek bir hedefe sahiptir. İslami adını vermemizin sebebi; İslam bağlandığımız dinimiz, kimliğimiz ve bu bağlılıkla şüphesiz gurur duyuyoruz. Biz de bu kıyamın ilk önderleri olmayı umuyoruz, ümmete önderlik ve komutanlık rolünü geri vermemiz gerektiğini söylüyoruz, İslam Cephesi sadece askeri bir oluşum değildir. Siyasi ofisi, askeri heyeti, İnsani Yardım Birimi, Eğitim-Öğretim Ofisleri olan, bazı bölgelerin okullarına, hastanelerine gözetmenlik yapan, yapılan yardımları ulaştırmaya çalışan ve halkımızın acısını biraz olsun dindirmek için projeleri olan, projeler uygulayan bir oluşumdur. Allah'ın izni ile bunları önümüzdeki dönemde medyaya da yansıtacağız.

İslam Cephesi kimlerden oluşuyor?

Bu yapı 7 farklı gurubun (AhraruşŞam, Liva Tevhid, Suguur Şam, Ensar Şam, Liva Hak Hums, Ceyşul İslam, Cephe İslamiyye Kurdiyye) bir araya gelmesi ile oluşan bşr yapı. Hepsi aktif gruplar, çok sayıda Suriyeli ve bazı muhacirler de var. Rejimin katliamını görüp cihada gelen kardeşlerimiz de mevcut bu yapıda, Kürt kardeşlerimizde. Kürt kardeşlerimiz onlar daha çok Liva Tevhid ve Ahraruşşam yapılarında yer almaktalar. Ayrıca Kürt İslami Cephesi ismini verdiğimiz oluşumları da var. İslam Cephesi elli binin üzerinde kişiden oluşuyor. Bunların bir kısmı insani yardım bir kısmı siyasi yapı ve sosyal yapılarda yer almaktalar. Bu sayı sadece silah taşıyanları kapsamıyor.

İslam Cephesi Suriye’nin öz evlatlarından mı oluşuyor, yoksa farklı gruplardan mı?

Evet, İslam Cephesini oluşturan kardeşlerimiz direnişin başladığı ilk günden itibaren devrimin içinde yer alan silahlı direnişin başlaması ile birlikte islam Cephesini oluşturan gurupları kuran sonrasında İslam Cephesi adı altında mücadelelerine devam eden Suriyenin özevlatlarının yanı sıra Suriye'deki zulmü görüp kardeşlerine yardım için farklı ülkelerden gelen muhacir kardeşlerimiz de yer almaktadır. Hepsi aynı hedefe hizmet etmektedir. Herkes bu rejimin ve onun yürüttüğü zulmü ve katliamı bitirmek için çalışıyor. Biz hedefi bir görüyoruz. Bu yüzden birliği önde tutuyoruz ki iç çatışmalar olmasın ve ok yaydan çıkmasın.

Irak Şam İslam Devleti sizi suçlarken şöyle bir propaganda yoluna başvuruyor, diyor ki: İslam Cephesi esas olarak kendi içersinde kurulan bir yapı değil, dışarının telkiniyle kurulan bir yapıdır. Bu iddia hakkında ne söyleyeceksiniz? Karar mekanizmalarınıza dışarıdan müdahale ediliyor mu?

İslam Cephesi Suriye'de doğdu ve dışarıdan hiçbir gücün onun üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Dışarıdaki hiçbir güç, kurum ve devletle bağlantısı yoktur. Bunlar iftiradır ve doğru değildir. Biz kararlarımızı kendimiz alırız. Kararlarımızı etkileyecek ya da ekleme yapacak her türlü müdahaleyi kesinlikle red ediyoruz. Bizim bir hedefimşz var İslami bir projemiz var, durum ya da slogan tüccarı değiliz. Bize vacip olan ne ise yapar, Allah'a ibadetimizi eder, kimliğimiz (İslam) ile şeref duyarız. Allah'ın izni ile müstakil, bağımsız karar sahiplerinin oluşturduğu İslam Cephesi olarak bizler kararlarımızı, direnişimizi korumak, gücümüzü birleştirmek ve en güzelini yapmak için, bu zalim düzeni yıkmak için kendi içimizde alırız ve aldığımız kararları uygulamak için çaba sarfederiz.

Irak Şam İslam Devleti’nin size ikinci bir suçlaması var. Bunları soruyorum kusura bakmayın, çünkü kamuoyunun aydınlatılması gerekiyor. Deniyor ki: İslam Cephesi, Ahraruşşam, yabancı savaşçılara kötü davranıyor, onları öldürüyor, kadınlarına tecavüz ediyor. Böyle bir şey var mı? Sizin yabancı savaşçılara bakışınız nasıl?

Ahraruşşam ve İslam Cephesi tarafından böyle bir şey olmamıştır. Biz diyoruz ki muhacirler bizim kardeşlerimizdir. Biz onlara karargahlarımızı açtık ve dedik ki; Kim karargahlara karşı savaşı bırakıp bize sığınırsa onları koruruz. Ve onlara karargahlarımızdan önce kalplerimizi açararız. Muhacir kardeşlerimizin hanımlarına gelince, onların birçoğu zaten Suriyelidir. Bizim bu kardeşlerimiz Suriyeli de olsalar, yabancı da olsalar fark etmez. Onlar bizim namusumuzdur ve her kimin onlara bir zarar verdiğini bilirsek, ne olursa olsun bir söz dahi olsa, Allah'ın izni ile onlara fırsat vermeyeceğiz be onları mahkemede yargılayacağız. Biz diyoruz ki ortada dolaşan bu sözler sadece muhacir kardeşlerimizi bu savaşa (direnişçi guruplara karşı) sokmak için bir provokasyondur. Onların namusları bizim namusumuzdur. Onları savunuruz ve koruruz. Hiç kimsenin onlara zarar vermesine izin vermeyiz.

İslam Cephesi içerisinde birçok yapı ile birlikte Kürtlerin de olduğunu biliyoruz. İslam Cephesi’nin Kürtlere karşı bakışı nedir? PYD’ye karşı bakışı nedir? Geçenlerde islam Cephesi Kürtlerin haklarıyla ilgili bir bildiri yayınladı. Bunu biraz açabilir misiniz?

Kürtler halkımızın asil parçalarından biridir. Onlar da elli seneden fazla zulüm gördü ve zulüm altında yaşadı. Özellikle Suriye'nin kuzey doğu bölgelerinde onlara Araplaştırma zulmü de uygulandı. Tabi zulüm gören Kürtlerin gidip PKK ya da Suriye yapısı olan PYD ile işbirliği yapması kabul edilemez, çünkü bu yapılar Kürtleri kendi çıkarları için kullanmaktadır. Onları Özerk bölge vaatleri ile Kürdistan hayali ile kandırmaktadırlar.
İslam Cephesi olarak Kürt Kardeşlerimiz ile ilgili bir bildiri yayınladık. Orada Kürt kardeşlerimizin lehine olacak kararlar sunduk. Ayrıca PYD ile ilgili tüm gerçekleri yayınladık ve onları Kürt halkını nasıl kendi amaç ve hedeflerine alet ettiklerini yazdık.

O zaman anladığımız şu: Bir taraftan İslam Cephesi içerisinde PYD’ye karşı, Esed’e karşı savaşan Kürtler var; bir taraftan da PYD var. Ayrıca sizin de birlikte PYD’ye karşı savaştığınız bir yapı var, doğru mu anladığım?

Heseke'de direnenler Ahraruşşam Kürtleriydi. Bu bölgede yapılan savaş asla Kürtlerle Araplar arasındaymış gibi gösterilmemelidir. Bilakis bu savaş rejime hizmet edenler ile devrimin hedeflerini gerçekleştirmeye çalışanlar arasında bir olan bir savaştır. İster Arap ister Kürt olsun farketmez.

Türkiye’den sürekli yardım geliyor, ama bu yardımlar terörle ilişkilendirilmeye çalışılıyor. Bu noktada Avrupa’da da çok yoğun bir çalışma var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Suriye'de insani kriz vahim bir hale gelimiş durumda. Dünyada insanları açlıktan ölen başka bir ülke yok. Bu durum Humus, Dariya, Doğu Guta ve Şam'da yaşanıyor. Rejim insanların direnişini açlıkla tehdit ediyor. Tıpkı son günlerde Yermük kampında yaşananlar gibi. Yardımların terörist grupların eline geçtiği iddiaların hiç bir aslı yok.
Tam tersine bu yardımlar direnişin yardım kollarına gitmektedir ve son zamanlarda yayılan haberler asılsızdır. Tam tersine bu tür yalan haberler gerçekği saptırmak için uydurulan haberlerdir. İşin aslı rejimin insanları aç bırakmasıdır.

Peki, Türkiye’den gönderilen yardımları, buna iştirak eden İHH gibi kurumları birileri ısrarla El Kaide’ye yamamaya çalışıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bunların hepsi yalan ve asılsız haberlerdir. Suriye içerisinde evlere ve mülteci kamplarına girerseniz içeride bu yardımları göreceksiniz. Eğer bu yardımlar teröre gidiyor olsaydı bu evlerde nasıl bulunuyor olurlardı? Biz Türkiye'den çok iyi misafirperverlik gördük.
Türkiye'deki kardeşlerimiz her zaman yardım ve yardımcıların önde gelenleri olmayı başarmışlardır.

Suriye’de hakikaten El Kaide var mı? Varsa kimlerden oluşuyor? Bu noktada görüşlerinizi merak ediyorum.

Evet, var. Bunu da kendileri ilan etmişlerdi.
Suriye'de El Kaide’yi temsil eden iki yapı var; bunlar El Nusra ve IŞİD. Tabi halk biraz El Nusra’ya alışmış gibi oldu. Onların iyimser yapısını ve rejime karşı mücadele ettiğimi görünce… Ama aynı şey IŞİD için söylenemez. Bunların yapı ve fikir farklılığı, farklı durumlar koydu ortaya. Batı Suriye'de her sakallıyı El Kaideci olmakla yaftalıyor. Suriye'deki her sakallı El Kaideci değildir. Ama Suriye direnişi İslam’ın ve İslamcıların direnişidir. En fazla, zulmü görmüş tabakaların direnişi... Ve bunun şekil ile alakası yoktur.

Peki, IŞİD, yani Irak Şam İslam Devleti -siz Devle diyorsunuz- Suriye’ye ne zaman geldi, ne yapıyor, şu an durumu nedir?

IŞİD 09.04.2013 tarihinde El Nusra IŞİD'e dahil oldu diye ilan etti. Lakin El Nusra bu ilanı yalanladı ve kimsenin kendisine ve halkına danışmadan sebebsiz bir empoze yapmasını kabul etmedi. Suriye halkı da bunu tammen reddetti. Irak'a geri dönmesi konusunda Zavahiri Bagdai’ye emir verdi. IŞİD ise kurtarılmış bölgede karargahlarını kurmaya başladı. Suriye'nin kuzeyinde ve bazı doğu bölgelerinde… IŞİD, rejimi taktikli darbeler ile hedef alıyordu. Rejime ait bazı stratejik silah depoları ve bazı stratejik sınır kapılarına giden yolları hedef alıyordu. IŞİD’in üslubu El Nusra'nın üslubundan çok farklı. El Nusra çözüm üretiyordu. Suriye devriminin bileşeniydi. IŞİD, cemaati ise kendilerini dışarıya kapattılar. Kendilerini devlet olarak görüp gizli hapisaneler inşa ettiler.

IŞİD’in Türkiye sınırında bulunmasının yararları ve zararları nelerdir, bu noktada görüşlerinizi merak ediyorum.

Herkes biliyor ki Devle grubu kendisinden başka gruplarla ne insani ne de yardım konusunda çalışmak istemiyor. Dolayısı ile bölgede olması Suriye direnişini zora sokacak ve yardımların halkımıza ulaşmasına engel olacaktır.

Şu an özellikle Irak Şam islam Devleti ile diğer muhalif gruplar arasındaki çatışma olduğu görülüyor. Bu noktada İslam Cephesi’nin duruşu nedir? İslam Cephesi bu çatışmalara nasıl bakıyor?

Birkaç gün önce Devle grubu Eteerip şehrine saldırdı. Aynı şeklilde direnişçiler tarafından özgürleştirilen 46. Tugay’a da saldırdı ve kontrol altına aldı. Şehre saldrılar başlayınca şehirde bulunan diğer direnişçiler Devle grubuna karşılık verdi ve böylece aralarında çatışmalar başlamış oldu. Devle gurubu destek getirip saldırıları artırmaya başlayınca şehirdeki direnişçiler belli yerlere teftiş noktası koymaya başladı. Devle grubu dönmek istemeyince diğer direniş grupları ile iç savaş başlatmış oldu. İslam Cephesi'nde Devle grubuna karşı savaşma kararı alınmadı. Ama Devle grubu güçlerini artırmaya başlayınca bazı teftiş noktalarında engellenmeye başlandı. Devle gurubu buna karşılık İslam Cephesi’nin karargahlarına bomba yüklü araç ve ağır silahlarla saldırmaya başladı.
İslam Cephesi de haklı olarak nefsi müdafaa için buna karşılık verdi.

Irak Şam İslam Devleti bazı bölgelerden çekilirken ortaya toplu mezarlar çıktı. Bu toplu mezarlarda özellikle Suriye direnişini dünyaya duyurmak amacıyla bölgeye gelen basın mensuplarının olduğunu gördük. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

İdlib'te, Harim'de, Salkin'de, Hama'da, Kefer Zayten'de, Halep'te Devle gurubunun bu bölgelerdeki karargahlarında ve daha önce devle gurubunun karargahı olan Halep'teki Çocuk Hastanesinde, gizli hücreler ve hapishaneler direnişçiler tarafından özgürleştirildi. Bu yerlerde birçok tutuklu bulundu ve bu tutukluların çoğunun Suriye'deki direnişi başından beri dünyaya nakleden basın mensupları olması herkesi çok şaşırttı. Bu kişilerin Devle grubu tarafından tutklandıkları, Devlenin karargahlarında esir olarak tutuldukları ve tutuklanan bu kişilerin büyük bir kısmının devle gurubunun karargahlarının direnişçiler tarafından ele geçirilimesinden kısa bir süre önce Devle tarafından öldürülmüş olduğu tespit edilmiştir.
Toplu mezarlar ise savaşın (Devle ile diğer guruplar arasındaki savaş) başlamasından önceydi, bunların bir kısmı bulundu. Bazılarının ölüm şekilleri Halep'teki çocuk hastanesinde ve Kefer Zeyte'de olduğu gibi h idam ve işkence ile öldürme şeklindeydi. Bize göre basın mensuplarının tutuklanması Suriye direnişini karartmak için yapılmıştır. Bunu kesinlikle tasvip etmiyoruz. Birçok kayıp kişinin Devle gurubunun zindanlarında cesedinin bulunması ya da kayıp onların devlenin zindanlarından kurtarılmaları bizi şaşırttı ki bu kişiler Suriye direnişini başından beri basına aktaran kişiler. Onlara casus veya ajan muamelesi yapılmasını kesinlikle kabul etmiyoruz. Bu olay sadece bir gurubun işine gelir, bizim direnişimizin hayrına değildir. Bu yüzden biz bu olayı kınıyoruz, ülkemizde hiçbir masumun tutuklanmasına razı değiliz.

Irak Şam İslam Devleti sizin de komutanınızı kaçırdı, size bağlı 7 gruptan biri olan Ahraruşşam’ın komutanını kaçırdı, dişlerini çekti, işkence yaptı. Bunun sebebi nedir? Yani Irak Şam İslam Devleti’nin İslam Cephesi’ne bu kadar sert müdahalede bulunması, canlı bombalarla eylem yapmasının temelinde ne yatıyor? Devle neden size karşı savaşıyor?

Başlıca sebebi Devle grubunun kafa yapılarının arazideki diğer direnişçi guruplarla aynı olmamasıdır. Devle gurbu kendini devlet görüp diğer grupların kendi hâkimiyeti altına girmelerini istiyor. Biz ise onları diğer gruplar gibi savaşan bir grup olarak görüyoruz. Haberleri takip eden herkes bilyor ki Devle grubu Ahraruşşam’ın İnsani Yardım Sorumlusu Ebu Ubeyde'yi öldürmüş, Halep'te mücahidimiz Muhammed Fares Maruşu’yu yaralı gittiği bir hastanede başını kesmiş, ardından Meskene'ye saldırıp Ahraruşşam'dan bir gurup mücahidi tutuklamıştır. Aralarında Doktor Ebu Rayyan da vardı, bize cesedini verdiler. Vücudunda hunharca yapılmış işkence izleri vardı. Takip eden herkes Ebu Reyya'nın gördüğü işkencenin boyutunu görmüştür. Suriye'de daha önce görülmemiş bir şeydi.

Buna rağmen biz Suriye direnişinin maslahatını gözeterek buna karşılık vermedik. Devle gurubu ile herhangi bir askeri savaşa girmek istemedik. Devle gurubu ile diğer direniş grupları arasındaki anlaşmazlığın çözümü için müstakil bir mahkeme oluşturulmasını istedik. Ama bunların hepsini red ettiler. Kendilerini hem düşman hem de hakim olarak kabullendirmek istediler. Bu hiçbir zaman çözüm değildir. Bize göre Devle gurbunun özgürleştirilmiş bölgelere girmesi diğer gurplarla kriz çıkarması şu anda aramızda olan savaşın asıl sebebidir. Tek çıkış yolu Suriye direnişinin çıkarlarının diğer grupların çıkarlarından üstün tutulması ve bulunan şer-i mahkeme ve heyetlerini hakem olarak kabul edip aradaki anlaşmazlıları güç kullanarak değil de bu mahkemeler aracılığı ile çözülmesini kabul etmektir. Güç kullanmak karşı koyma güdüsünü tetikleyecektir. Herkeste silah vardır. Özgürleştirilmiş bölgelere saldırmak insanların ahını alıp nefretlerini kazanmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Şimdi son günlerde şöyle bir tablo karşımız çıkıyor: Irak Şam İslam Devleti Telabyad sınır kapısını Ahraruşşam’dan aldı. Ahraruşşam yaptığı açıklamada kan dökülmemesi için biz geri çekildik dedi. Birçok yerde de kan dökülmemesi için geri çekiliyor ama IŞİD geçenlerde Rakka’da Ahraruşşam’dan 100 kişiyi idam etti. Dolayısıyla herkes neden sizin de onların yöntemiyle karşılık vermediğinizi merak ediyor. Yani siz kan dökülmemesi için hassaiyet gösteriyorsunuz ama bir tarafta da böyle toplu şekilde idamlar var. Siz neden Irak Şam İslam Devleti’nin yaptığı gibi yapmıyorsunuz?

Telabyad sınır kapısı askeri bir nokta değildir. Orda bulunan silahlar sadece kapının güvenliği içindir. Savaşa ya da çatışmaya girecek silah yoktur. Ahraruşşam'daki kardeşler
direnişci kardeşlerine silah çekmezler, bu Irak Şam İslam Devleti de olsa. Irak'ta yaşanan olayları herkes biliyor. Yüz kişi nefsi müdafaa için bile silah çekmeyi kabul etmedi. Duyduk ki yüz kişinin hepsi idam edilmiş. Bu haber maalesef bizim için çok büyük üzüntü kaynağı oldu. Onların neden bizim karagahlarımıza, kontrol noklarına bomba yüklü araçlar ve intihar bombacıları gönderdiklerini bilmiyorum. Ama biz imkalarımız olduğu halde onlara tepki vermiyoruz. Biz diyoruz ki sürtüşme ve çekişme durumu doğrudan Suriye devrimine zarar vermek demek. Biz olayların büyümesini istemiyoruz. Biz onlarla bir araya gelip müstakil bir şeriat mahkemesi ile tüm sorunlarımızı çözelim ve herkesin hakkı eşit bir şekilde ayrımcılık olmadan sahibine ulaşsın istiyoruz. Suriye içerisinde rejim ile savaşan herkes guruplara ayrılmış, devlet diye birşey kalmamıştır. Kendilerinin dar partizan, hizipçi çıkarları için değil, direniş ve Suriye halkının çıkarları için IŞİD’i şeriat mahkemesine davet ediyoruz.

Suriye’nin ikinci bir Afganistan ya da Irak olduğuyla ilgili çok fazla söylem dolaşmaya başladı. Geldiğimiz nokta da biraz bunu destekler nitelikte. Bu söyleme nasıl yaklaşıyorsunuz?

İnşallah böyle birşey olmayacaktır. Şu an olanlar yakında Allah’ın izni ile bitecektir. Elimizden geldiği kadar çözümler üretip bu sıkıntıları aşmaya çalışacağız, burada ne Afganistan ne de Irak senaryosu yaşanmayacaktır. Burada sadece insanları tek bir söz ve maslahat üzerine birleştirecek, tüm grupların kabul ettiği Suriye senaryosu olacaktır. Şimdiye kadar halkın maslahatını gözetmeyen tek grup Devle grubudur. Direnişin maslahatı için çağrılarımızı duymalarını umuyoruz. Suriye’nin Afganistan olmaması için onlara karşı savaş emri vermedik. Bunu arzu eden bir direniş grubu yoktur.

Suriye’deki savaşla ilgili bir kesim bu bir mezhep savaşıdır dedi, bir kesim ise bunu küfre karşı bir savaş olarak tanımladı. Bazıları ikisi de olmadığı yorumunu yaptı. Siz Suriye’deki savaşın mahiyetini nasıl yorumluyorsunuz? Suriye’de neyin savaşı var?

Bu direniş çoğunluğun ve her sınıftan zulüm görmüş insanların tağut ve zalim düzene karşı direnişidir. Bu düzen belli bir taifeyi ezen, mescidleri bombalayan, inanç özgürlüğünü alan bir düzendir. Bununla beraber İran, Lübnan'daki Hizbullah ve Irak'taki Rafidi düzenle beraber taifi bir saf oluşturuldu. Bunarın hepsi birlikte Suriye'deki İslami direnişin karşısında durdu. Bu direniş İslami kimliğe sahiptir ve hiçbir düzene bağlı değildir. Kesinlikle halkın direnişine terörist direnişi denemez! Bunlar gerçek dışı sözlerdir. İslam, kimliğimiz ve gayemizdir.

İran ve Hizbullah Suriye’de niye var? Ne yapmaya çlışıyorlar? Esed’e neden bu kadar destek veriyorlar?

İran bölgede hâkimiyetini sağlamaya çalışan bir devlet. Suriye'ye girmesi, komutanları, uzman kişiler ve Lübnan'daki Hizbullah vesilesi ile olmuştur. Bunların hepsi bölgedeki İran projesini korumak, basını karartmak içindir. Herkes biliyor ki Esed düzeni ve Lübnan sınırındaki Hizbullah grubu İsrail'in güvenliği konumundadır. Onların dünya müstekbirlerine ve İsrail'e karşı direniş siyasetini kullanmaları, duyguları okşayan sloganlar atmaları, Kudüs ve Filistin davasını slogan edinmeleri, sadece duyguları sömürmekte ve Müslümanların duyguları ile oynamaktadır. Gerçekte onlar halkımızın öldürülmesinde Esed'le ortaklardır.

Esed ve Lübnan Hizbullahı’nın “Biz olmasak direniş hattı kırılır, direniş hattı kırılırsa da Filistin ve Mescid-I Aksa düşer” diye bir söylemleri var. Bunu inandırıcı buluyor musunuz?

Filistin, Kudüs ve Mescidi Aksa'yı kullanmak İran'ın gerçekleri karartması içindir. İşin gerçeği Esed düzeni ve Hizbullah, İsrail'in güvenliğini korumak içindir. İsrail daha önce Esed yönetiminin kalmasını istediğini başka bir hükümet istemediğini açıklamıştı. Bunların hepsi slogandır. Gerçekle alakası yoktur.

Buradan başka bir yere geçmek istiyorum. İspanya’da bir toplantı yapıldı. Siz İslam Cephesi olarak o toplantıya katıldınız mı?

Biz Kurtuba’da yapılan o toplantıya kesinlikle katılmadık ve davet de edilmedik.

Siz Cenevre’ye katılmayacağınızı da beyan ettiniz. Neden katılmıyorsunuz? Cenevre toplantısına nasıl bakıyorsunuz, sizce bir sonuç çıkar mı?

Bize göre 2. Cenevre toplantısı Şam'daki düzeni kurtarmak için yapılan bir toplantırdır. Esed düzeninin yıkılmasına engel olmak ve Suriye direnişini kuşatmak için yapılan bir toplantıdır. Bize göre halk seçimini başından beri yapmıştır ve meşhur sloganı haykırmıştır: Halk düzeni yıkmak istiyor! Halk; yüzbinlerce şehid ve tutukludan, milyonlarca insanın göç etmesinden, şehirlerin komple yıkılmasından sonra, Esed düzeni ile barış istemiyor. Ne üzerine barış sağlanabilir? Bu düzen yok edilmesi gereken azgın, diktatör bir düzendir. Yerine bu düzenden eser bırakmayacak bir düzen kurulması gerekmektedir.

Cenevre’de imzalanacak bir anlaşmaya bakışınız nasıl olacak? İslam Cephesi olarak alınan kararları tanıyacak mısınız?

Kararı, otellerde kalıp, para ve mevki ile gözleri boyanıp, halkımız adına pazarlık yapanların değil, arazide bulunan ve bu sıkıntıları çekenlerin, açlığa ve kuşatmaya aylarca tahammül edenlerin, her türlü züıme uğrayan kanıyla bedel ödeyenlerin alması gerekir. Bize göre ülkenin maslahatını şiar edinen herkes, 2. Cenevre’den uzak durup tavrını koymuştur. Muhalif şerefli her Suriyeli Esed düzeni ile barış olmayacağını söylemelidir. Bu düzen yıkılmadıkça durmak yoktur. Herkesin tek bir söz üzerine birleşmesi gerkmektedir. O da ümmetin, ülkenin, Arapların, Müslümanların maslahatı için ve temsilcisi Beşar Esed olan bu zalim diktatör düzenin yıkılmasıdır. Esed rejiminin yıkılması Esed'in yıkılması anlamına gelmez. Baas rejiminin ordu, emniyet ve ülkedeki tüm yetkili kurumlarda yıkılması gerekmektedir.

İslam Cephesi’nin Esed sonrası Suriye ile ilgili beklentisi nedir? Nasıl bir Suriye hayal ediyor? Nasıl bir Suriye için çarpışıyor?

Biz Allah'ın koymuş olduğu kural ve kanunlarla yönetilen adaletin hakim olduğu, insanların haklarını aldığı bir ülke istiyoruz. Hızlı kalkınmak için ülkemizde bulunan güçlü beyinlerin ve yeraltı kaynaklarının en güzel şekilde ülke menfaati için kullanılmasını hedefliyoruz.
Ve bu direnişte bulunan herkesin haklarını alması, İslam adaleti ile yaşamasını
ümit ediyoruz.

Malum kış aylarındayız. Suriyeli sığınmacıların kaldığı kamplarda insani durum nasıl?

Durum çok kötü, bu yılın kışı da çok soğuk. Ama insanlar bütün bunlara tahammül edip, direnişin hedefine ulaşması uğruna sabrediyor. Burada Türkiyeli kardeşlerime, bizlere evlerini açıp misafir muamelesi yaptıkları için halkımız adına teşekkür ediyorum.
Bize her türlü yardımı ulaştırdıkları ve yardımcı oldukları için kamplara yerleştirdikleri için ayrıca teşekkür ediyorum. Biz diyoruz ki bu bir halk direnişidir. Ve halkın direnişi her zaman galip gelmiştir.

Suriye ile ilgili İslam dünyasında büyük bir özeleştiri var. Suriye’yi ümmetin imtihanı olarak görüyorlar ve İslam dünyasının bu noktada üzerine düşeni yapmadığını ifade ediyorlar. Siz bu anlamda islam toplumuna, halklara nasıl seslenmek istersiniz? Gerçekten üzerlerine düşeni yaptılar mı?

İslam aleminde devamlı yanımızda duran bize yardımlar ulaştıran tüm Müslüman kardeşlerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Onlara şu mesajı iletmek istiyoruz; “Siz dert ortağımızsınız ve hep yanımızdasınız. Kardeşlerim sizin yanımızda olmanıza ihtiyacımız var. Bizi dualarınızda unutmayın. Bulunduğunuz ortamlarda Suriye davasını unutmayın.
Suriye davasının uluslararası ittifaklarla kuşatılmasına izin vermeyin. Siz bizim kararlarımızda ortaksınız. Eğer hükümetiniz Suriye direnişine engel olursa, hükümetinizi sıkıştırın. Sokaklara dökülün, emellerin ve acıların bir olduğunu haykırın. Adaletli görüş ve söz sahibi olduğunuzu ve Suriye halkının acılarını paylaştığınızı, onları yalnız bırakmayacağınızı, Esed düzeni tarafından zulme uğramalarına izin vermeyeceğinizi haykırın.”

Şu an benim oturduğum yerde devet başkanları olsaydı ve sizin de onlara seslenme şansınız olsaydı ne söylemek isterdiniz?

Halkların kendi geleceklerine kendilerinin karar vermesi, hakları değil mi? Neden ülkemizin Şanlı direnişinden yüz çevriliyor? Neden yapılan bu toplantılar halkın iradesi dışında yapılıyor? Suriye'deki direnişçiler ve halk bu toplantılara önem vermeyecektir.
Dışarıda yapılan bu ittifaklarla kendinizi meşgul etmeyin ve sakın bu kararları red edenleri sopanızla işaret edip terörist listesine koymaya kalkmayın. Biz ümmetimiz ve halkımızın maslahatı doğrultusunda yol alırız. Bizim adımıza aldığınız hiçbir kararı kabul etmeyeceğiz.

TİMETURK

 

HABERE YORUM KAT

6 Yorum