İslam’ı Bodrum Katlarında Öğrendik

01.03.2013 07:15
İslam’ı Bodrum Katlarında Öğrendik
Arnavutluk’taki ALSAR Vakfı Başkanı Mehdi Gurra komünizm döneminde Müslümanların neler yaşadıklarını anlattı…

Bir Balkan ülkesi olan Arnavutluk, Balkan devletleri arasında Osmanlı’dan en son kopan ülke olarak biliniyor. 500 yıldan fazla Osmanlı idaresinde yaşayan Arnavutlar Osmanlı yönetiminde hep önemli görevler üstlendiler.  Fakat 1944 ile 1991 yılları arasında süren Komünist dönemle birlikte Arnavutlar asıl ruh kökleri olan İslam’dan tamamen uzaklaştırılmak istendi.

Komünizmin yıkılmasının ardından ise Arnavut Müslümanları da dinlerini daha özgür bir şekilde yaşamaya başladılar. Şu an ülkede depoya çevrilen camiler yeniden açılıyor, yıkılan camilerin yerlerine yeni camiler inşa ediliyor.   Özellikle sivil toplum örgütleri, vakıflar etrafında örgütlenen Arnavut Müslümanlar İslami yaşam ve kültürü tekrar canlandırmak için büyük bir çaba sarf ediyorlar. Ülkede yaptığı çalışmalarla göz dolduran vakıflardan biri de ALSAR Vakfı. ALSAR’ın Türkçe karşılığı   “Geleceğin Alternatifi Vakfı” anlamına geliyor. Vakfın Başkanı Mehdi Gurra bey üniversite eğitimini Türkiye’de tamamlamış bir Arnavut. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ülkesine dönen Mehdi Gurra,  Arnavutların İslami kimliklerini yeniden kazanmaları için arkadaşlarıyla birlikte yoğun şekilde mesai harcıyor. Arnavutluğun başkenti Tiran’da sohbet ettiğimiz Mehdi Gurra Enver Hoca dönemiyle ilgili ilginç anılar anlattı.

Röportaj: Adem Özköse

- Arnavut Müslümanların sosyal ve siyasi durumları hakkında genel bir bilgi verir misiniz?

Arnavutluk 4 milyon 25O bin nüfusa sahip bir ülkedir… Arnavutluğun yüzde 75’i Müslümanlardan, yüzde 25’i ise Ortadosk, Katolik ve ateistlerden oluşuyor. Balkanlar’daki en büyük Müslüman nüfusa sahip olan millet Arnavutlar olmasına rağmen insanlarımız dinlerini bilmiyor. Çünkü komünist dönem uyguladığı baskı, katliam ve zulümlerle insanları İslam’dan tamamen koparmaya çalıştı. Enver Hoca döneminde İslam’la hiçbir alakası olmayan yeni bir nesil yetiştirilmek istendi. Fakat 1991 yılında komünizm yıkıldıktan sonra ülkemizde özgür bir ortam oluştu.  İslami yaşam ve kültürü canlandırmak için yeniden çalışmalar yapılmaya başlandı.

-Bu çalışmalar ne tür sonuçlar doğurdu?

Çok güzel sonuçlar doğurdu. Fakat biz şu an emeklemek devresindeyiz. Çünkü Arnavut Müslümanlar olarak en büyük eksikliğimiz İslam’ı iyi bilen ve yaşayan,  geniş ufuklu Müslüman önderlerden, davetçilerden, din adamlarından mahrum olmamızdır.  Enver Hoca ve arkadaşları İslami yaşayış ve kültürü yok etmek için işe önce âlimlerimizden, önderlerimizden başladılar. Arnavut âlimlerin bazıları öldürülüp bazıları da zindanlara doldurulunca millet başsız, rehbersiz kaldı. Enver Hoca dönemi Arnavut Müslümanlar için tam bir kayıp dönemdir. Büyük bir faciadır.

-Enver Hoca dönemini biraz daha açalım. Enver Hoca döneminde Arnavutluk’ta tam olarak ne yaşandı?

Komünizmin dünyada belki de en şiddetli uygulandığı ülke Arnavutluk’tur. İslam’a ait olan her şey yasaklandı, insanlar tamamen, her şeyleriyle İslam’dan soyutlanmak istendi.  Camiler ya kapatıldı ya da depoya çevrildi. Arnavutların çocuklarına Müslüman ismi vermeleri yasaklandı.  İnsanlara milli kültür adı altında gayri Müslimlerin kültürü dayatıldı.   Sanki Enver Hoca’nın en önemli görevi Arnavut halkının asıl kimliği olan İslam’ı yok etmekti.

-Sizin komünist döneme dair özel anılarınız var mı?   

Enver Hoca döneminde ben daha çocuktum. Evdeki özel hayatımıza kadar her alana komünizm müdahale ediyordu. Komünist yöneticiler kandil gecelerinde evlerde bir takım özel yemeklerin çıkmasını bile yasaklamışlardı. Çünkü kandil geceleri tatlı ve benzeri yemeklerin yenilmesi demek o evde kandilin kutlandığı anlamına geliyordu. Bizim evde de kandil geceleri özel bazı yemekler çıkardı. Dedem bana bir gece önce en az 10-15 kere sabah okula gittiğimde evde kandil gecesinin kutlandığını söylemememi tembihlerdi. Sabah okula gittiğimizde öğretmenlerimiz bizi tek tek ayağa kaldırıp akşam yemeğinde ne yediğimizi sorarlardı. Ben de dedemin bana ezberlettiği gibi kuru fasulye ve pilav yediğimizi söylerdim. Çünkü kandil gecesi kutlamanın bile cezası ya sürgün ya da zindandı. Çocuk olmamıza rağmen en ufak bir açık vermemeye dikkat ediyorduk.  

-Çok ilginç…

Komünist yönetim cenazelerin yıkanmasını, cenaze namazı kılınmasını yasaklamıştı. Rahmetli babam öldüğünde ben 10 yaşındaydım. Babamın cenazesini dedem gizlice evde yıkadı ve akrabalarımızdan 7 kişi saf tutup cenaze namazını da evimizin bir odasında gizlice kılmışlardı. Bazı aileler de cenazelerini İslami usullere göre defnetmek için geceleri defnederlerdi. Ayrıca Enver Hoca döneminde sünnet olmak da yasaktı. Sünnet olan çocuğun ailesine sürgün cezası, sünnet eden berbere de 10 yıl hapis cezası veriliyordu.

-Sünnetleri berberler mi yapıyordu?  

Evet, bizi berberler sünnet etti. Evlerin bodrumlarında 20-25 çocuk toplanır, bir berber tarafından toplu olarak sünnet edilirdi. Sünnet olduğumuzu saklıyor,  sünnet olduktan sonra günlerce evden dışarı çıkmıyorduk. Çünkü Komünist Parti’nin sivil ajanlarından korkuyorduk.

-Arnavutluk’taki İslami kültür komünist dönemin her türlü baskı ve yasaklarına rağmen bir şekilde var oldu, tamamen yok edilemedi. İslami kültür ve yaşayışın var olmasında Arnavut uleması ne gibi bir rol oynadı?

Komünizm geldiği zaman hayatta olan âlimlerimiz Osmanlı medreselerinde yetişmiş, Osmanlı terbiyesi almış âlimlerdi. Arnavut uleması her ne şartta olursa olsun İslami yaşantıyı korumanın gerektiği yönündeki fikir ve terbiyeyi de Osmanlı medreselerindeki hocalarından almış ve bunun için mücadele etmişlerdir. Arnavutluk’taki İslami yaşayış ve kültürün devamlılığı ulemalar üzerinden sürdüğü için Enver Hoca ve arkadaşları önce ulemaya savaş açtı. Âlimleri, insanlara Kur’an öğretenleri hapislere doldurup işkence yapıyor, bazılarını da katlediyorlardı.  Kuran da gizli gizli bodrum katlarında öğreniliyordu…

-Siz de Kuran’ı Kerim okumasını  bodrumda mı öğrendiniz?

Benim dedem de hem hafız hem de dindar biriydi. Hafızlığını unutmamak için de günde Kuran’dan 3 cüz okumadan kesinlikle yatmazdı.  Ben de Kuran’ı, İslam’ı dedemden tamamen evimizin bodrum katında öğrendim. Günlerimiz, aylarımız bodrum katlarında geçti.  İşte bu değerli insanlar çocuklarına, torunlarına bodrum katlarında Kuran’ı, İslam’ı öğreterek Arnavutluk’ta İslam’ın tamamen yok olmasını engellediler. Allah onlardan defalarca kez razı olsun.  

-Medyada dönem dönem Arnavutluk’ta Hıristiyan misyonerlerin son derece etkin olduklarına dair haberler okuyoruz. Bu haberler tam olarak gerçeği yansıtıyor mu?   

1991 yılında komünizm yıkılıp özgürlük gelince Arnavutluğun kapıları da herkese açıldı. Bunun üzerine herkes çalışmaya başladı. En hızlı, en organizeli davrananlar ise Batılı sivil toplum kuruluşları, Ortodoks ve Katolik teşkilatlar oldu. Yunanistan Ortodoks Kilisesi’ni, Vatikan ise Katolik Kilisesi’ni organize etti. Özellikle Yunanistan, Arnavut gençleri Hıristiyanlaştırmak için büyük çaba gösteriyor. Kendine yakın organizasyonlara büyük destek veriyor.   

-Ya İslami teşkilatlar, onlar neler yaptılar?

Arnavutluk’taki İslami teşkilatlar ise tecrübesizlik ve dışarıdan destek gelmediği için diğer gruplar gibi organize olamadı. Arnavutluk’taki misyonerlik faaliyetleri hızlı bir şekilde başladı ve hızlı bir şekilde ilerlemeye devam ediyor. Burası Müslüman bir ülke olmasına rağmen Başkent Tiran’da 7 camiye karşı 114 kilise bulunuyor. Özellikle Yahova Şahitleri ve Protestanlar her mahalleye bir İngilizce Kursu açarak bu kurslar aracılığıyla misyonerlik yapıyorlar, Arnavut gençleri Hıristiyanlaştırıyorlar. Arnavutluk’ta bir zamanlar Protestanlık bilinmezken şu an ülke çapında 684 Protestan Kilisesi açılmış durumda. Bu verdiğim rakamların hepsi resmi rakamlar.  

-Arnavutluk’ta son yıllarda üst üste dernek ve vakıflar da açılıyor. Hatta Arnavut Müslümanlar daha çok bu dernek ve vakıfların etrafında örgütleniyorlar. Bu dernek ve vakıflar ülkedeki İslami uyanışa nasıl bir katkı sağlıyor?

Arnavutluk’taki dernek ve vakıfların sayısı 1992 ile 2001 arası çok daha fazlaydı. O dönemler bu dernek ve vakıflar son derece önemli bir görev ifa ediyor, İslami yaşayışın artması için yoğun şekilde çaba gösteriyorlardı.  Fakat 11 Eylül saldırılarıyla birlikte bu dernek ve vakıfların birçoğu Arap ülkelerinden destek aldıkları gerekçesiyle kapatıldı. Bu durum Arnavut Müslümanları olumsuz etkiledi. Bir çok medresede, eğitim kurumunda yürütülen çalışmalar yönetim tarafından durduruldu.  Şu an ise ülkede 23 tane dernek ve vakıf var. Arnavutluk’taki İslami uyanışta, gençlerin eğitilmesinde bu dernek ve vakıfların gerçekten büyük bir etkisi var. İnşallah dernek ve vakıflarda atılan tohumların ürünleri gelecekte toplanacak. Umudumuz bu yönde…

-Osmanlı’nın Balkanlar’dan çekilmek zorunda kalması Arnavut Müslümanları açısından ne gibi sonuçlar doğurdu?

Osmanlı’nın Balkanlar’dan çekilmesiyle ortaya çıkan olumsuz sonuçları günlerce hatta haftalarca konuşsak bitiremeyiz. Aile babasını kaybettiği zaman, evin reisi öldüğü zaman bir aile ne hale gelirse Osmanlı Balkanlar’dan çekildikten sonra Arnavut Müslümanlar da işte o hale geldi. Başsız, rehbersiz, halifesiz, otoritesiz kaldık. Bu da hem Arnavut Müslümanları hem de tüm dünya Müslümanları için çok kötü sonuçlar doğurdu. Osmanlı bu topraklardan çekildiğinden beri Müslümanlarda bir üzüntü, bir yetim kalmışlık hissi var. İnşallah bu üzüntü, yetim kalmışlık hissi bir gün sona erer.

-Sancaktar-

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim