1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İslamî Bir Yönetim Olsa, Propaganda Nasıl Yapılacak?
İslamî Bir Yönetim Olsa, Propaganda Nasıl Yapılacak?

İslamî Bir Yönetim Olsa, Propaganda Nasıl Yapılacak?

Selahaddin E. Çakırgil gündemi yorumluyor:

A+A-

Selahaddin E. Çakırgil’in yorumu:

1972-73’lerdeydi..

Merhûm Muhammed Hamidullah, Fransa’dan gelip İst. Uni. Edebiyat Fakültesi’nde ’misafir prof.’ olarak birkaç aylığına dersler verirdi. İst. Hukuk’dan ve diğer fakültelerden bazı arkadaşlarla birlikte gidip, bu dersleri biz de takib ederdik.. Bu dersleri, (sonraları her ikisi de prof. olan) Doç. Salih Tuğ ya da (Merve Kavakçı hanımın babası) Yûsuf Ziya Kavakçı simultane denilen cinsten, ânında tercüme ederlerdi.

Merhûm Hamidullah, çok sür’atli olmasa bile, tercümede ufak mânâ kaymaları olursa, en ince farklılıkları derhal farkedecek kadar türkçe biliyordu. Buna rağmen konuları zorlanmadan, akıcı bir şekilde anlatabilmek için, her derste kullanacağı materyellerin hangi dilden oluşuna bakarak arabça, fransızca veya ingilizce dillerini tercih ederdi.

O günlerde, konuları, bugün olduğu gibi, İslamî tefekkür açısından aklî ve hele de akademik planda veya kamuoyunda derinlemesine ve genişlemesine düşünen, tartışan müslüman okumuşlar zümresi henüz pek fazla yoktu.

T.C. rejiminin (yarım asırlık kemalist-laik, jakoben-tepeden inmeci Cumhuriyet’in) 50. yılını kutlama hazırlıkları kendisini hissettiriyordu.

Ülke, 12 Mart 1971 Askerî Darbesi’nin ağır- bunaltıcı atmosferinde olduğu halde, resmî ideoloji, kendi kalemşorlarını ve nutukçularını meydana sürmüştü.. Onlar da, Cumhuriyetin faziletlerini anlata-anlata bitiremiyorlardı.

(Merhûm) Necmeddin Erbakan ve arkadaşlarının açtığı bayrak ise, başka şeyler söylüyor ve Anadolu’nun en uzak köylerinde bile, Cumhuriyet’in 50 yıllık uygulamasının halkımıza getirdiklerinin neler olduğu; nelerin olması gerektiği ve olabileceğine dair görüşlerle birlikte mukayeseli olarak halk arasında tartışılıyordu.

Dünyayı inançlarımıza, kesin doğrularımıza göre kurmanın hayal ve heyecanları içindeydik. Ama, bunu amelî- pratik olarak nasıl şekillendirecektik?

Çünkü, önümüzde bugüne aid bir model yoktu..

O zamanlar, önümüzde, resmî adı, İslam Cumhûriyeti olan tek bir devlet vardı: Pakistan..

O da henüz çeyrek yüzyıllık bir deneme idi ve aralarındaki ikibin km.lik uzaklığa rağmen, Doğu ve Batı Pakistan olarak iki ayrı coğrafyadan oluşan bu Pakistan ülkesi de, yüzbinleri eriten korkunç bir iç-savaşla yeni bölünmüş, Pakistan ve Bangladeş olarak iki ayrı devlete dönüşmüştü. Beyinlerimiz ve yüreklerimiz parça parça idi, yani..

Ama, batı’da kalan parçanın adı, yine Pakistan İslam Cumhuriyeti olarak kalmıştı.. Bu isim bile bir heyecan veriyordu bize.. Çünkü, bu isimde bir başka yönetim , bir başka rejim yoktu.  

Ne var ki, temel problemlerimizden birisi, kurmayı hayal ettiğimiz İslamî bir dünyayı bugün gelinen noktada, nasıl kuracaktık?

İslam, göklerdeki bir şafak yıldızı gibi bize uzaktan hep göz kırpmaya mı devam edecekti; yoksa onu yeryüzüne indirip, günlük hayatımızı ona göre mi şekillendirecektik? 

Birçok konuyu aşağı-yukarı hayal ve ve beynimizde ve kalbimizde hal ediyorduk da, kuracağımız dünyada, siyaseti nasıl bir zemin üzerine oturtacaktık, bunu ve hele de siyasî mekanizmayı nasıl oluşturacaktık? Hele de, günümüzde iktidara gelmek isteyen siyasî grupların, hareketlerin, partilerin, kendilerini halka anlatmak için geliştirdikleri ve kendisinin gerekliliği kaçınılmaz olarak kabul ettiren propaganda’yı nasıl ‘İslamî’leştirecektik? Onu bir türlü kestiremiyorduk. Üstelik, çok dramatik, trajik sahnelerle meydana gelen bir bölünmenin sonrasında Pakistan’da sahneye yeni siyasî oluşumlar çıkıyor ve onların acılı o atmosferde  yaptıkları siyasî propagandaların kırıcılığı karşısında daha bir hayrette kalıyorduk..

Bu konuyu, (1947’de, Hindistan-Pakistan bölünmesinin meydana geldiği günlerde, iki tarafta da yer almayıp, Fransa’ya gidip orada yerleşse de, o diyarın kültürünü ve siyas3i yapısını iiyi bildiğinden merhûm Hamîdullah Hoca’ya sorduğumuzda, onun da mutmain olduğu doğru bir yöntemi bize anlatmakta zorlandığını görüyorduk. Hele de siyasî propaganda konusunda..

Yazının Devamı…