İslamcılık Tartışmasını Harcamayalım

25.08.2012 00:04
İslamcılık Tartışmasını Harcamayalım
Hz. Muhammed'in İslamcı olmadığını söylemek de nominalizmin bir ileri aşaması olsa gerek. Bu nominalizme bir katkı olsun diye biz de hatırlatalım ki, Hz. Muhammed Şafii de değildi, Hanefi de. Şii de değildi Sünni de. Selefi de değildi Sufi de.

YASİN AKTAY

İslamcılık tartışmasını nominalizmle harcamayalım

Tartışması açıldığı andan itibaren ortaya konulan tavır ve tepkiler İslamcılık hakkındaki temel bir gerçekliği iyice belirginleştirdi. O da bu tartışmanın aslında belli entelektüel çevreler arasında cereyan eden bir tartışma olduğu. Tartışmanın hem dili hem de kapsamı kitlesel bir boyut kazanmış veya kazanabilecek gibi değil. İslamcılığın karşısına Müslümanlığı konumlandırmakta ısrar eden, aslında özü itibariyle tamamen İslamcı bir kaygıdan hareket edenler, müsterih olsun. İslamcılık zaten hiç bir zaman Müslüman kavramının yerine geçecek bir kavram değil, aslında hiç bir zaman böyle bir iddiası da olmadı. Doğrusu belli bir entelektüel seviyedekilerin tartışmaya böylesine nominalist bir tepki vermelerini anlamlandırmakta zorlanıyorum.

1999'da başlayıp 2004 yılında tamamladığım Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce-İslamcılık (İletişim Yayınları) isimli kapsamlı çalışmanın giriş bölümünde Türkiye'de İslamcılığı çalışmanın bir zorluğuna işaret etmiş ve şöyle demiştim: İslamcılık olarak teşhis ettiğimiz bir siyasallık var ama bu siyasallığın en büyük sorunu aktörlerinin İslamcılık kimliğini nominal olarak üstlenmiyor olmasıdır.

İslamcılık kavramının en azından ikili bir meşruiyet sorununa dikkat çekmiştim o zaman: Bir taraftan egemen siyasi söylem tarafından tamamen meşruiyet dışında görülürken bir yandan da belli bir kavramsal soyutlama ile İslamcı olarak intelenebilecek çevreler tarafından hor görülüyor. Yani ancak bir kavramsal soyutlama olarak "İslamcı" diye nitelenebilen çevreler İslamcı kavramı yerine Müslüman kavramını bir kimlik ifadesi olarak yeterli görüyorlar. Bir kısmı Müslümanlığın zaten İslamcılıktan kastedilen her neyse onu içeriyor olduğu için gereksiz görerek, bir kısmı ise aslında siyasal düzeyi tamamen reddederek bunu yapıyordu.

Gelin görün ki, siyasal düzeyi reddedenler de sonuna kadar siyasal bir varoluş sergilemeye, siyasete etki etmeye, dünyayı değiştirmeye devam ediyordu. Belki Moliere'in Kibarlık Budalası gibi bir siyasallık içindeler ki, siyasalı bilmez durumdalar yani.

Oysa Mümtazer Türköne'nin de kabul ettiği gibi bir soyutlama yoluyla da olsa İslamcı diye teşhis edilebilecek bir hareket var ve bu hareket Türkiye'yi otoriter bir rejim olmaktan daha açık, daha demokratik daha "iyi" bir noktaya doğru değiştirdi, geliştirdi. Bu hareket, bu etkiyi yaparken kendine en azından biraz daha özel bir vurguyla "Müslüman" diyenlerin hareketiydi. Bu "özel vurgu" geçiştirilebilecek gibi değil. Bu tam da İslamcı bir iradeyi, enerjiyi, talebi, hareketi görebileceğiniz yerdi ve bunu okuyabilmek için galiba biraz elifbasını bilmek gerekiyormuş işin.

Dolayısıyla, Müslüman kavramının yerine ikame etmek gibi bir iddia taşımaz İslamcılık. Aksine böylesi bir soyutlama düzeyinde Müslüman olmanın gerçek anlamı herkes tarafından bilinip anlaşıldığında kendi işlevini tamamlanmış sayarak kendi kendini yok edebilecek bir kavram. Müslüman oldum demekle insanların terkedilmiş olmadıklarını, Müslümanlığın bedeli ödenmesi gereken bir sorumluluk olduğunu hatırlatmak üzere devreye giren bir uyarı görevi görür. Müslüman olmanın birincil anlamının Allah'tan başkasına kulluğu reddetmek olduğu unutulduğunda, Müslümanlık salt kültürel veya milli bir mensubiyete dönüştüğünde, Müslümanım diyenlerin Allah'tan başkalarına da kulluğu rutin bir şey gibi görmeye başladıklarında, Kur'an'ın bir bilgi ve rehberlik olarak devre dışı bırakıldığı bir ortamda devreye giren bir uyarıdır İslamcılık bahsi. Bu uyarının da nihai hedefi Müslüman kavramının restorasyonundan başkası değil.

Şimdiye kadar söylediklerimde bir tasrih yapmam gerekiyorsa, İslamcılığı "bazı bağlamlarda" Müslüman kavramındaki "işlevsel daralmanın" bir sonucu olarak gördüğümü söylerken, İslamcılık kavramını Müslümanlığın yerine geçecek bir alternatif olarak önermiş olmuyorum. Ayrıca kavramın işlevsel daralması kavramın kendi yetersizliğinden değil, onu kullananların yanlış kullanmalarından kaynaklanır. Böylece aslında insanlık tarihindeki ezeli bir sorunla başetmenin yine ezeli bir yolunu işaret etmiş oluyorum. Ne yapalım ki, insanlar arasında hiç bir zaman tahrif edilmemiş ideal iletişim şartları işlemiyor.

İdeal bir iletişim, sürekli olarak dilin veya daha özel bir deyimle kelime ve kavramların insanlar arasındaki dolaşımda nasıl bir dönüşüme uğradıklarını sürekli takip etmeyi gerektiriyor. İnsanlar Müslümanım dedikleri halde Kur'an'ı hayatlarındaki tek rehber olarak benimsememişlerse, Müslümanlıktan anlaşılan yerini bulmamış demektir. Müslümanım dedikleri halde ırkçılık, sınıfçılık, bölgecilik, zümrecilik, kabilecilik, aşiretçilik yapanlar, yapmaya devam edenler Müslüman olmaktan birşey anlamamışlar demektir.

İslamcılığı modern şartlarda Batı emperyalizmine karşı bir tepkiye indirgeyip marjinalleştirmeye çalışanların İslamcılık tanımı çok dar ve fazla yüzeysel. İslamcı tepki asıl Müslümanların yozlaşmasına, İslam'ın değerlerinden uzaklaşmalarına, Müslümanım diyenlerin İslam'ın en temel değerleriyle çelişen tutumlar içine girmesine karşı verilen bir tepkidir. Münhasıran Batı'ya veya Müslüman olmayanlara karşı olmaktan ziyade veya bundan önce İslam'dan başka yollara tevessül eden sözümona Müslümanlara karşı bir harekettir İslamcılık. Bu haliyle de İslam'ın ilk zamanlarından itibaren sürekli ortaya çıkmıştır, adına İslamcılık denmemiş olsa da.

İslamcılık isminin Eş'ari tarafından kullanılmış olduğunu söylemek, İslamcılığı ilk temsil etmiş olanın Eş'ari olduğu anlamına da gelmez, sadece kavramın İslam tarihinde hiç kullanılmamış olmadığını gösterir. Üstelik Eş'ari'nin kavramdan bugün anlaşılanları kast etmiyor olması da kuvvetle muhtemeldir, ama onun bir siyasi mücadelesi de vardır ki, sahih (diye düşündüğü) İslam'a bir davet olarak sonuna kadar İslamcıdır.

Hz. Muhammed'in İslamcı olmadığını söylemek de nominalizmin bir ileri aşaması olsa gerek. Bu nominalizme bir katkı olsun diye biz de hatırlatalım ki, Hz. Muhammed Şafii de değildi, Hanefi de. Şii de değildi Sünni de. Selefi de değildi Sufi de. Buradan nereye varırız acaba?

YENİ ŞAFAK

  • Yorumlar 1
    Diğer Haberler
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim