1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. "İslâmcılık Reddiyelerinin Samimiyetsizliği"
"İslâmcılık Reddiyelerinin Samimiyetsizliği"

"İslâmcılık Reddiyelerinin Samimiyetsizliği"

Ergün Yıldırım, Yeni Şafak'ta İslâmcılık hakkındaki reddiyelere cevap olacak bir yazı kaleme aldı.

A+A-

Haksöz Haber

İslâmcılık hakkında yapılan karalamaların devam ettiğine dikkat çeken Ergün Yıldırım, "İslâmcılık öldü" ifadesinin gerçek dışılığına vurgu yapıp bu ifadeyi kullananların aslında arzularını dile getirdiklerini söylüyor.

Ergün Yıldırım'ın Yazısı:

Ergün Yıldırım / Yeni Şafak

İslâmcılık üzerine çeşitli iftira ve dışlama politikaları devam ediyor. Bitti, öldü, durdu deyip duruyorlar. Aslında ölsün, bitsin ve dursun demek istiyorlar. Bu coğrafyadaki bir fikriyatın alevli uyanışını söndürmek istiyorlar. “İsyan” ve “ihya” olmasın istiyorlar. Başkaldırı ve meydan okuma yerine kulluk ve kölelik devam etsin istiyorlar.

Neden bunu istiyorlar? Yüzyılları aşan bir fikir ve hareketin varlığına neden kast etmek istiyorlar? İslâm coğrafyasının en önemli umudu olan bir arayışa neden toptan bir savaş açıyorlar? Çünkü İslâm dünyasında Osmanlı sonrası hegemonyanın ve Camp David düzeninin devamını istiyorlar. Bu milleti sadece milliyetçilik, komünizm ve liberalizm gibi Batı tarzı ideolojilerle baş başa bırakmak istiyorlar.

İslâmlaşma, İslâm coğrafyasında İttihad-ı İslâm olarak varlığa geldi. Batı'ya ve Rus işgallerine karşı coğrafyamızı savunan bir hareket ve fikriyattı. Bunun için vahdet, cihat ve ihya dedi. Namık Kemal, Bediüzzaman, Mehmed Âkif, Said Halim Paşa, F. Ahmet Hilmi, Muhammed Abduh, Muhammed İkbal… Bütün bu entelektüeller İslâmcılık fikriyatını temsil ediyorlardı. Hem batının fizikî hem de entelektüel saldırılarına karşı cevap verdiler. Pozitivizm, milliyetçilik ve komünizm ideolojilerine karşı onlarca reddiyeler yazdılar. Kendi toplumlarını teşrih masasına yatırdılar. Çağdaş dünyada İslâm’ı yeniden ihya ve inşa etmek peşinde koştular. Hem ulus devletleşmeye, hem ulusallaşmaya hem de Batı entelektüel tahakkümüne karşı direndiler.

İslâmlaşmanın (İslâmcılık yerine) başlangıcı budur. Mayası, ruhu ve özü bu başlangıçta saklı. Yeni dönemde batılı entelektüeller çağdaş İslâm fikriyatına karşı İslâmizm, siyasal İslâm, fundamentalizm gibi etiketlerle saldırıyorlar. Müslümanların direnme, meydan okuma ve eleştirel kimliklerini bastırıyorlar. Doğrudan İslâm'a saldırmak yerine İslâmcılık öldü, siyasal İslâm vahşettir, İslâm devleti peşinde koşanlar ütopisttir gibi yargılarla bu dışlamayı ve şeytanlaştırmayı sürdürüyorlar. İslâm coğrafyasındaki şiddet hareketleriyle İslâmcılığı aynı kefeye koyuyorlar. Bütün İslâmcı fikir ve hareketleri bir çuvala koyup, aynı adla tanımlayıp ve ağzını bağlayıp denize atıp boğmanın peşindeler. Bu nedenle İslâm toplumlarındaki bütün İslâmlaşma mücadelelerini tek kalıba sokuyorlar. Herkese örtük ya da açık bir biçimde IŞİD ve el-Kaide diyorlar. Devlet terörizmlerini eleştiremeyenler, İslâmî terörizm diyor. İslâm'ı terörist göstermek için İslâmcıların tümünü şiddet hareketleriyle bir sayıyorlar. Milli Görüş, NAHDA, İhvan vb. şiddete karşı mesafeli davranan İslâmcıları da IŞİD ile bir değerlendiriyorlar.

Elbette Müslümanların siyasal yaklaşımları ve beklentileri olacaktır. Tarih içinde onlarca büyük devlet kurmuş Müslümanlar, her zaman dinlerinden ilham alarak hareket etmişlerdir. Bugün de kendi inançlarından ilham alarak siyasal söylemler geliştirebilirler. Bunu yaparken neden Batı düşüncesinin sistematiğinden kendilerini gözden geçirme, filtreleme ve tanımlama mecburiyetini hissetsinler? Batı düşüncesi de aynı şeyi İslâm'la yapıyor mu?

Şüphesiz İslâmcılık eleştirisi yapılabilir, hatta yapılmalıdır. İslâmcılık, zaten bir eleştiri geleneğine sahiptir. İstibdat teorisiyle çağdaş siyasal eleştirileri yapanların başında İslâmcılar gelir. Bugün de benzer tutum devam ediyor. Ancak hiç kimse İslâmcıları “reddiye ittifakları”na çağırma hakkına sahip değil. Özellikle “paralel medya” da pozisyon alanların buna hiç hakları yok.

Çünkü eleştiriyi sadece hasımlarına yapıyorlar. Şimdi de hasımları olarak gördükleri İslâmcılara yöneltiyorlar. Oysa cemaatizm, ruhanî otoriterlik, liderleri Gülen'e yükledikleri “masumiyet ve masuniyet” anlayışı gibi konularda tek kelime etmiyorlar. Lal kesilmişler! İslâmcıları sivil ve demokrat davranmaya çağırırken kendileri “ruhanî otoriterizm”in kucağında yaşıyorlar. Âdeta benlikleri üzerinde düşünme yeteneklerini kaybetmiş “sosyal hayvan” lara dönmüş! Tüm dertleri hasımlarına saldırılarda bulunmak..

Son tahlilde bu saldırı ve iftira cephesi, “Türkiye terörist, AK Parti İslâmcıdır” korosuna hizmette kusur etmiyor!

Etiketler :

HABERE YORUM KAT

2 Yorum