1. YAZARLAR

  2. Yasin Aktay

  3. İslamcılık, iktidar ve devlet
Yasin Aktay

Yasin Aktay

Yazarın Tüm Yazıları >

İslamcılık, iktidar ve devlet

A+A-

Önce bir tasrih: Mümtazer Türköne, benim verdiğim darb-ı meselden çıkarılabilecek en son (yani aslında asla çıkarılamayacak) anlamı çıkarmış. Gerçi üstüne alınmadığını söylemiş, ama ben bu sözden Türköne veya başkasına bir hakaret imasında bulunmaktansa yazı yazmayı tamamen bırakmayı yeğlerim. Hem Türköne hem de Ali Bulaç çok değer verdiğim her zaman yazılarını büyük bir ilgiyle, çok şeyler öğrenerek okuduğum iki değerli mütefekkirdir. Bu her sözlerine katılmak anlamına gelmez. Açtıkları ve başkalarını da davet ettikleri tartışmaya 'küçük kardeş samimiyeti havasında' icabet ederken tartışmadaki konumlarını 'resmetmek' üzere bir darbı mesel verdim. Mesel, aslında sadece bir iletişim sorununa işaret eden boyutuyla önemliydi, orada geçen 'öküz' yerine başka bir şey (aslan, kedi, ev) konularak de maksat hasıl olabilirdi, ama böyle bir ima ihtimali görmediğimden duyduğum-öğrendiğim şeklini tahrif etmek aklıma bile gelmedi. Maksat konuşulan kavramlar üzerindeki uzlaşmazlığı anlatmaksa aslında bu durum bile beni, çok üzülmem pahasına, teyid etmiş oldu. Bundan sonra verdiğim darb-ı meseli geri çekerek mümkün mertebe metaforsuz konuşmaya devam edeceğim. Allah sürç-ü lisan ettirmesin, hayır umarak başladığımız şu tartışmayı bize başka bir fitne kılmasın.

* * *

Müslüman vasfının neden yetmediğini soran Türköne'ye Ali Bulaç'ın da bir önermesine katılarak İslamcılığın Müslümanın bir vasfına işaret ettiğini söyledik. Kur'an'da Allah Müslümanlar için bir kimlik olarak 'Müslim' ismini seçmiş ve onlara başka bir kimlik üzere ölmemeyi de buyurmuş, ama bu Müslimin aynı zamanda mümin, muhsin, muhlis, muvahhid gibi başka boyutlarına yeri geldiğinde değinilmiştir. Müslümanın 'İslamcı' vasfı da aslında onun siyasal boyutuyla ilgilidir ve bu boyutuyla onun ayrılmaz bir vasfıdır. Çünkü siyasallık genelde insanın, özelde tabii ki Müslümanın da özünde olan bir şeydir.

Siyasallık çok büyük projelere sahip olmaya gerek olmaksızın da en temel düzeyde taraf olmakla ilgilidir. Baştan itibaren İslam'ın bütün söylemleri Müslümanı bir taraf olmaya zorlar. Adem'in yaratılışıyla ilgili hikayeden başlayarak Kur'an Müslümanı şeytana ve insanlardan dostlarına karşı Allah'ın yanında durmaya davet eder. Siyasalın en temel tanımı budur ve bu tanım şu veya bu projeye sahip olmaktan önce de Müslümanın siyasallığını belirleyen bir şeydir. İslam'ın özü olan tevhid baştan sona bu tarafı belirlemeyle ilgilidir. Başka ilahları reddetmek, işe bir ret ile başlamak ve kendisine evvelinde ahirinde uyulacak yegane otorite olarak Allah'ı tanımak.

İnsanlara ilahlık taslayan güçlere karşı reddiyeci bir duruş sergilemeden Müslüman olunmadığına göre, ve ilahlık taslayanlar her dönem ve bağlamda var olduğuna göre, siyasallık Müslümanın varoluşunun en temel düzeyidir. İslamcılık Müslümanın bu haline işaret eder ki, bu isimlendirmeye hiç ihtiyaç duymadan da Müslümanın bu boyutu anlatılabilir. Kur'an bu kavrama müracaat etmemiş mesela.

Yeni bir kavrama ihtiyaç duymak biraz da kavramların toplumdaki iletişimi sağlayabilmesiyle ilgilidir. İslamcılık kavramı, belli bağlamlarda Müslüman kavramındaki işlev daralmasının bir sonucu olarak devreye girmiştir ki, bizzat kavramın ortaya çıkışı 19. Yüzyıl'dan çok daha gerilere gider. ilk dönemlerde de bizzat bu kavrama müracaat edilmiştir. İmam Eşari'nin meşhur eseri Makâlâtu'l-İslamiyyîn ve İhtilafu'l Musallîn (İslamcıların Sözleri ve Musallilerin İhtilafları) başlığını taşıyor ki İslamcılardan kasıt tam da İslam'ı doğru anlayıp yaşayan ve mücadelesini verenlerdir. Zaman zaman ortaya çıkan mücahit, murabıt gibi kavramlar da dönemlerinde İslamcılığın ifade etmek istediği anlamları ifade etmiştir.

Türköne'nin yazılarında sorunlu bulduğumu söylediğim siyasal tanımı, siyaseti sadece projeler düzeyinde alan yaklaşım. İslam Ansiklopedisi'nde 12 yıl önce yine kendisinin yazmış olduğu ve bu tartışmada dayandığı İslamcılık tanımı da dünyayı topyekun özel bir siyaset çabasıyla değiştirme projesini anlatıyor. Bu tanıma göre İslamcılık bir tarihsel (19. Yüzyıl ve sonrası) ve coğrafi (Batı karşıtlığı) bağlamla sınırlı ve diğer siyasal ideolojiler gibi bir hayata hakim olma projesidir. Böyle bakınca İslamcılığın başarılı veya başarısızlığını ölçmek ve değerlendirmek gayet basittir. Batı'nın maddi ve kültürel üstünlüğü hala devam ettiğine göre ve İslam'ı hayata hakim kılamadığına göre İslamcılık halen başarılı olamamış hatta Türköne'ye göre başarısız olmuştur. Ama Türköne bu başarısızlığı bir yerde şu ifadelerle anlatmayı tercih ediyor: 'İslâmcılık bir iktidar projesi idi, gerçekleşti ve ömrünü tamamladı' Şimdi bu sözü bir başarısızlık öyküsü olarak nasıl yorumlayacağız?

Hemen akla gelen basit soru şu: İslamcılık hedeflediği şeye ulaşmışsa onu neden başarısız saymamız gerekiyor? Tabii ki, İslamcılığın ulaştığı hedefin baştaki iddialarıyla ilgisi olmadığını söylemeye çalışıyor Türköne. Ya o İslamcıların bugünkü halini beğenmiyor (ki, beğenmeyebilir sonuna kadar hakkıdır) veya eski İslamcıların iktidar(daki) performansını İslamcılıklarına değil, yine devletin kendi iç fonksiyonuna bağlıyor ve bence asıl paradigmatik duruşunu burada sergiliyor. İslamcıların iktidara ulaşması ve iktidarda yaptıkları kendi performanslarıyla değil, Devlet'in duyduğu ihtiyaçla görevlendirilmeleriyle ilgilidir. O Devlet bir meşruiyet krizine girmiştir ve o meşruiyet krizini en iyi İslamcılarla çözebilirdi. Onun için İslamcılardan daha iyi bir enstrüman yoktu elinde.

O İslamcıların iktidardayken Kürt sorununa yaklaşımları, askeri vesayet düzenini geriletmeleri, insan haklarını geliştirmeleri, refah düzeyini artırmaları, sosyal devlet uygulamaları, uluslararası alanda da Müslüman halklar arasındaki ilişkileri artırmalarının kendileriyle ilgisi yok da sadece o müteal devletin talepleriyle ilgisi var. Türköne'nin İslamcılığın şu spesifik örneğine (AK Parti) dair yaptığı analizde bile büyük sabit, cevher, öz devlettir geriye kalan herkes gibi İslamcılar da bu özün arazlarıdır.

Bu devleti bir yerden tanıyoruz tabi. Biraz Hıristiyan siyaset felsefesi biraz Hegel'den. Murat Güzel de Star-Açık Görüş'te 'İslamcılığa uygun görülen rol: Türbedarlık' başlıklı yazısında bence çok iyi bir yerden yakalamış bu noktayı ve sormuş 'peki bu esnada o İslamcılar devlete hiç mi etki etmemişler? Onda hiç mi bir değişikliğe yol açmamışlar?' İslamcıların kendilerine ait hiç bir varlıkları ve rolleri olmamış mı? Böyle mi okuyacağız olan biteni?

Buraya kadar, Türköne'nin dar siyaset tanımının veya algısının İslamcılığı değerlendirmeye yetmediğini, İslamcılık diye ancak çok özel şartlarda ve zamanlarda ortaya çıkan spesifik projeleri değerlendirebildiğini anlatmaya çalıştım. Doğrusu bu tarz bir siyaset tanımının siyasal bilinci genel anlamda olumsuz etkileyen bir yanı da var. İnsanın bütün faaliyetlerinin devlet, tarih, süper güçler, merkez, sistem gibi metapolitik aktörler tarafından belirlendiği düşüncesine kapılanlar nasıl bir siyaset üretebilir ki?

Tam ısınmışken, yerimiz bitiyor, demek ki devam edeceğiz.

YENİ ŞAFAK 

YAZIYA YORUM KAT