İslam İnqılâbı Önderlerinin Kıtalarötesi Öğrencileri

06.04.2009 15:35

İbrahim Sediyani

“Ben İslam İnqılâbı önderlerinin öğrencisiyim. Bu inqılâbın takipçisi ve bu mektebin talebesiyim”

(Venezuela Devlet Başkanı Hugo “Pısmam” Chávez)

İSLAM İNQILÂBI ÖNDERLERİNİN SİYÂHÎ ÖĞRENCİLERİ

Bundan günü gününe tam 17 yıl önce, İstanbul’da çıkan aylık “Yeryüzü” dergisinin Nisan 1992 tarihli sayısında yayınlanan “Güney Afrika’da Neler Oluyor?” adlı makalemin konusu, iki aya kalmadan, 31 Mayıs 1992’de Güney Afrika’da gerçekleştirilecek ve o topraklarda yüzyıllardır süregelen ırkçı – faşist Apartheid rejimini tarihin çöplüğüne atacak olan referandum idi.

Malcolm X’in bir sözüyle başlayıp yine Malcolm X’in bir sözüyle biten o uzun yazıda, Güney Afrikalı özgürlük savaşımcısı Nelson Mandela (şu anda bu ülkenin devlet başkanı) ve ekseri Kap (Kaapstad, Cape Town) şehrinde yaşadıkları için bu ülkede “Kap Malaîleri” olarak anılan Müslümanlar’ın lideri Şehîd Abdullâh Harun’un hayatı ve mücadelesinden de geniş bir şekilde söz etmiştim. (Güney Afrika topraklarındaki ilk Müslümanlar, Malezya’dan getirtilen Müslüman köleler oldukları için bu ülkede “Malaî” sözcüğü “Müslüman” anlamında kullanılır)

Afrika Ulusal Kongresi (ANC)’nin ömür boyu hapse mâhkum edilmiş olan lideri Nelson Mandela, 27 yıl hapis yattıktan sonra, 11 Şubat 1990 tarihinde serbest bırakılmıştı. Nelson Mandela’nın hapisten çıkışı, âzîz İslam İnqılâbı’nın on birinci yıldönümüne tesâdüf ettiği için, İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimî Refsencanî, Nelson Mandela’yı Tahran’a davet etmişti.

Mandela, 1992 yılında İran’a gider. Güney Afrika’nın bu efsanevî lideri, İslam Cumhuriyeti’nin pay-i tahtında, Tahran Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, aynen şunları söyler: “İmâm Humeynî, yüzyılımızda İslam’ın aynası olmuş ve İslam’ın zâlimden değil, mazlumdan yana olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. İmâm Humeynî, bütün mazlum milletlerin önderidir. Bizler şimdi, mazlum Güney Afrika siyâh ulusu olarak, Seyyîd Ali Hamaneî’nin emirlerini bekliyoruz.”

Nelson Mandela’nın, Allâh ve adalet âşığı ümmetin âziz önderleri için sarfettiği bu sözler, uluslararası medya organlarında çok konuşuldu, ancak asıl gürültü, Mandela ülkesine döndükten sonra patladı. Çünkü, Mandela, ömrü özgürlük dâvâsı için zindanlarda geçmiş olan bu yiğit ve yürekli insan, İmam Humeynî ve İmam Hamaneî için sarfettiği bu sözlerin aynısını, döndükten hemen sonra Güney Afrika’da da tekrarlamıştı. Yanında hiçbir İranlı’nın olmadığı, karşısında sadece Güney Afrikalılar’ın olduğu bir ortamda. Böylece, daha önce Tahran’daki sözleri bir “nezaket konuşması” veya “diplomatik nezaket” olarak yorumlayan Türk ve Batı medyası, asla unutamayacakları esaslı bir tokat yemişlerdi.

Buna mukabil, Türk medyası ve hatta devleti için asıl büyük tokat ise, Mandela, kendisine verilmek istenen “Atatürk Barış Ödülü”nü reddettiğinde patlamıştı. Bu olaydan sonra Türk gazeteleri ağızbirliği etmişçesine “Küstah Mandela” manşetini atmışlardı, ferdası gün. O güne dek kuruldukları köşelerde Mandela hakkında övgüler dizen kalemşörler bile, bu ödülü elinin tersiyle ittikten sonra, Mandela’nın aslında ne kadar kötü bir insan ve ne kadar geçmişi çok kirli biri olduğunu yazmaya başlamışlardı. Dünyaya zaten rezil olmuşlardı olmasına ama, en azından içeride rezil olmamak ve “karizmayı kurtarmak” için, bu kez, Mandela’nın, bu ödülü, daha önce 12 Eylül askerî darbesinin “bir numara”sı Kenan Evren’e verildiği için kabul etmediği yalanına başvurmuşlardı. Yani “sebep Atatürk değil Evren” havası vermeye çalışmışlardı. Oysa gerçek, işte tam da onların gizlemeye çalıştığıydı!

Özgürlük savaşçısı Nelson Mandela, “Atatürk Barış Ödülü”nü iki sebepten dolayı reddetmişti. Biri, ödülün bizzat ismiydi. Mazlûm siyâhî halkın lideri olan Mandela, ödüle adını veren kişinin, mazlûmlardan yana değil, mazlûmların karşısında biri olduğuna inanıyor, onların mazlûmiyetine sebebiyet veren güçlerin tarafında görüyordu. İkincisi ise, Türkiye’de Kürt halkına karşı uygulanan zûlüm, baskı ve inkâr politikalarıydı. Mandela açıkça şunu söylemişti: “Halkıma yüzyıllardır her türlü zûlmü yapan, benim bütün hayatım boyunca mücadele ettiğim ırkçı ve ayrımcı Apartheid politikasını kendi topraklarında uygulayan bir devletin bana verdiği ödülü kabul edemem.” Ve Mandela, Güney Afrika ile Türkiye arasında bir empati yaparak, şayet kendisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş olsaydı etnik köken olarak “Kürt” olacağını da sözlerine eklemişti. Güney Afrika’nın yerlileri ve gerçek sahipleri olan siyâhî halkı Kürtler’le bir görüyordu, Kürtler’in karşısında olanlarla değil.

İSLAM İNQILÂBI ÖNDERLERİNİN KIZILDERİLİ ÖĞRENCİLERİ

Son yaşadığımız değil, bir önceki yılbaşında, 1 Ocak 2008 tarihinde “Haksözhaber” sitesinde yayınlanan “Kızılderililer Bağımsızlık İlân Etti” adlı makalemin konusu, ondan bir buçuk hafta önce, 20 Aralık 2007’de ABD’nin 5 eyaletini kapsayan topraklarda “Lakota” devletinin kurulmasıydı. Yazıda, “Kızılderililer’in İmam Humeynî Sevgisi” ara başlıklı bölümde Kızılderili halkın âzîz İslam İnqılâbı’na duydukları muhabbeti dile getirmiştim.

Biz unutsak bile Beyaz Adam’ın asla unutamayacağı bir tarih olan 11 Şubat 1979’da Allâh ve adalet âşığı İran halkının Ayetullâh Humeynî önderliğinde 2500 yıllık Şâhlık rejimini devirip aziz İslam Devrimi’ni gerçekleştirmesi ve Fecr Sûresi’nin bir şafak vakti Aryan coğrafyasını güneşin ilk ışıkları gibi aydınlatmasının üzerinden henüz birkaç aylık kısa bir zaman geçmişti ki, Lakota Kızılderilileri’nin önde gelen reisleri İmâm Humeynî’ye bir mektup yazarlar. Kızılderililer bu mektupta râhmetli İmâm’a aynen şu şekilde seslenirler:

“Saygıdeğer önder Ayetullâh Humeynî,

Asil ve onurlu tüm Kızılderili halkları adına sizi ve şerefli halkınızı en derin sevgi ve bağlılıkla selamlıyor, sizi yalnızca İran halkının değil, yeryüzünün zûlme ve soykırıma uğramış tüm mazlum milletlerinin, hülâsâ bu zûlüm ve soykırımlardan en derin olarak nasibini almış biz Kızılderili milletinin de önderi olarak kabul ettiğimizi bildirmek istiyoruz. Halkımız bütün kalbiyle halkınızın yanındadır. Size, Müslümanlar’ın hitab ettiği gibi ‘Ey İmâm’ diyerek hitab etmek istiyoruz.”

Kızılderililer mektupla birlikte İmâm Humeynî’ye Lakota kültürüne ait çeşitli hediyeler de gönderirler. İmâm Humeynî ise cevap olarak yazdığı mektupta çok duygulandığını ve 80 yıllık ömründeki “en güzel ve en anlamlı mektubu” aldığını dile getirerek, kendi mektubunda İslam’daki “Tewhîd” ve “Allâh’ın birliği” inancından bahseder.

Bu olaydan bir yıl kadar sonra, buna benzer bir mektup daha alır, râhmetli İmâm. ABD’nin Arkansas eyâletinin Springdale Lisesi’nde okuyan Kızılderili öğrenciler İmâm Humeynî’ye bir mektup yazarlar. Kızılderili öğrenciler, mektupla birlikte İmâm’a hediye olarak bir çift çorap gönderirler ve İmâm’dan hatıra olarak kendilerine, eski ve yırtık bir çorap bile olsa, kendi şahsî bir eşyasını göndermesini isterler.

İmâm Humeynî, mektubun cevabıyla birlikte onlara bir kitap gönderir. Böylece kitap okumanın insanın gelişimi ve yükselişindeki önemine dikkat çekiyor, eski bir giysiyi saklamakla bir şey olmayacağını gösteriyordu o kızıl tenli öğrencilere.

İmâm cevap olarak yazdığı mektupta şunları söyler:

“Bismillâhirrahmânirrahîm

Arkansas eyâletinin Springdale Lisesi’nin aziz öğrencileri,

Sizin sevgi dolu mektubunuzu ve değerli hediyenizi aldım. Ben Kızılderililer’in ve siyâhların baskıda olduğunu biliyorum. İslam öğretilerinde beyaz, siyâh ve kızıl arasında hiçbir fark yoktur. İnsanları biribirinden ayıran tek şey takva, güzel ahlak ve güzel âmeldir. Büyük Allâh’tan istiyorum ki, siz aziz çocukları başarılı kılsın ve doğru yola hidayet etsin.

Siz âzîz çocuklara, büyük İslam Peygamberi’nin nasihatlerinden bir broşür gönderiyorum ve size hayır dûâ ediyorum. İnsanî değerlerde başarılı olmanız ümidiyle.”

İSLAM İNQILÂBI ÖNDERLERİNİN LATİNO ÖĞRENCİLERİ

Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hugo Rafael “Pısmam” Chávez Frías, İran İslam Cumhuriyeti’ndeydi.

Venezuela liderinin beş isminden dördü İspanyolca, biri ise Kürtçe. Chávez’in sıfatı olan tırnak içindeki “Pısmam”, Kürtçe bir isim. “Pısmam”, Kürtçe’de “amcaoğlu” (emmoğlu) demek.

“Bu da nereden çıktı?” diye şaşırmakta haklısınız. Zira bu lakabı Chávez’e ben taktım. İlk defa da burada kullanıyorum. Henüz yeni duyurduğum için daha önce bilinmiyordu. Chávez, Müslümanlar’ın Latin Amerika’daki “amcasıoğlu”; bizim “emmoğlu”. O yüzden, biz Müslümanlar artık O’na “Pısmam” diye hitab edeceğiz. Venezuela devlet başkanının yeni adı bundan böyle tam olarak şöyle: Hugo Rafael “Pısmam” Chávez Frías.

Qatar’ın başkenti Duha’da düzenlenen Latin Amerika ve Afrika Birliği İşbirliği Konferansı’na katılan “Pısmam” Chávez, 2 – 5 Nisan günlerini kapsayacak İran gezisi için Tahran’a geçti. İran’daki “uluslararası dengeleri değiştirecek derecede” önemli girişimlerini tamamladıktan sonra da ülkesine döndü.

2 – 5 Nisan 2009 tarihleri arasındaki 4 gün (96 saat), dünya dengelerini ciddî bir şekilde etkileyecek adımlar atıldı. İran ile Venezuela arasında öyle anlaşmalar imzalandı ve öyle kararlar için el sıkışıldı ki, her birinin üzerinde makale değil, makaleler yazılması gerekir. İran – Venezuela arasında 4 gün içinde tam 36 tane anlaşma imzalandı. 2 – 5 Nisan 2009, gezegenimizi ABD emperyalizminden ve NATO gücünden koruyacak,”tek kutuplu” dünyaya son verecek ve “çok kutuplu” bir dünyanın ilk temellerinin atıldığı günler olarak daha az önce geride kaldı.

Bu yazı bir duygu yazısı değil; bakın aşağıya yazıyorum:

1 - İran ile Venezuela, NATO ve G – 20’ye karşı G – 2 olmayı kararlaştırdılar. Emperyalist G – 20’ye karşı anti- emperyalist G – 2, yani İran ve Venezuela. Pısmam Chávez’in önerisiyle gündeme gelen G – 2 toplantısında konuşan İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, “G - 2 bütün dünya halkları adına, tüm yeryüzünün kardeşlik ve adaletle dolması için telaş gösteriyor. Bu iş, zafere doğru alınan yoldaki ümit ve hareketin tezahürüdür ve iki devlet ve iki halkın iradesiyle gerçekleşmiştir” dedi. Ahmedinejad, Pısmam Chávez’i “ilkeler üzerindeki ısrarından dolayı” tebrik ederek sözlerini “Nihaî zafer bizim olacaktır, yaşasın Venezuela ve İran halkı” şeklinde tamamladı. Pısmam Chávez ise, “Dün G - 20 ülkelerinin toplantısı Londra’da tamamlandı ama G - 2 toplantısı (kendisinin Ahmedinejad ile buluşmasını kastederek) henüz bitmiş değil” dedi. Pısmam, İncil’deki “Önceden yazılan her şeyin sonu vardır” anlamındaki ifadeye de atıfta bulunarak “Emperyalizmin sonu gelmiştir, yıkılma aşamasındadır ve emperyalizmin harabeleri üzerinde yeni bir dünya kurmalıyız” dedi. Sözlerinin sonunda ise Pısmam, “Özgürlüğün ve yeni dünyanın doğuşu, dünya uluslarına mübarek olsun. Ekonomimizin, toplumsal faaliyetlerimizin ve İslam Devrimi ile Bolivarcı Venezuela Devrimi’nin daha da gelişmesi için çareler sunuyoruz ve inşallâh, Allâh da aynı şeyleri diler” dedi. Pısmam’ın konuşması aynen bu şekilde.

2 – İran ile Venezuala arasında “ortak banka” kurulması kararlaştırıldı. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, ortak bankanın açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Hepimiz dünya için, aydınlık bir gelecek oluşturmak için ümitliyiz; fakat zûlüm, saldırganlık ve insanlık camiasına ağır baskılar peşindeki diğerleri bugün her günden daha fazla ümitsizlik içersindeler” dedi. Egoizm, saldırganlık ve emperyalizm düşüncesinin tarihe gömüldüğünü de belirten Ahmedinejad, “Artık emperyalizmin ölüsünü bu türden faaliyetlerle diriltmek mümkün değil. Zira bu düşüncenin temelinde nefret, sadece kendi çıkarını düşünme ve istikbar yatmaktadır; emperyalizmin ölümü de hatmidir” dedi.

3 – İran ve Venezuela, bundan sonra sadece kendi aralarında değil, dünyadaki tüm devletlerle ve ticarî kuruluşlarla sürdüregeldikleri ticarette ve ekonomik ilişkilerde artık ABD Doları’nı kullanmama kararı aldılar. Böylece Dolar tamamen ticarî hayattan sökülüp atılacak.

İran ile Venezuela arasında 2 – 5 Nisan günlerinden hepsi de biribirinden önemli 36 anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaların ciddiyetini sanırım en iyi şu hatırlatmamız açıklayacaktır: Pısmam Chávez İran’a gitmeden önce, Pısmam’ın İran’a gideceği Türk ve Batı medyasında, gazete ve televizyonların hemen tümünde haber olarak verilmişti. Ancak Pısmam İran’dayken bu ziyaret ile ilgili olarak medyada tek satırlık bir haber bile gözüme çarpmadı. Çünkü Tahran’daki temaslarda slogan değil, ciddî adımlar atılmıştı ve muhtemel ki bu durum egemen güçleri tedirgin etmişti ve onların denetimindeki yayın organları bu geziyi “görmezden gelip”, yapılan güzel işleri “haberleştirmemeyi” tercih etmişlerdi.

Gezideki en ilginç olay ise, Pısmam Chávez’in İslam İnqılâbı Rehberi Seyyîd Ali Hûseynî Hamaneî’yi ziyaretinde yaşandı. Venezuela Devlet Başkanı Pısmam Chávez, “Ben İslam İnqılâbı önderlerinin öğrencisiyim. Bu inqılâbın takipçisi ve bu mektebin talebesiyim” dedi.

İslam İnqılâbı Rehberi Ayetullâh Hamaneî, Pısmam Chávez ve beraberindeki heyeti kabulünde yaptığı konuşmada, Pısmam’ın cesur ve adalet yanlısı duruşunu ve halkçılığını överek, “Venezuela’da iktidara gelmeniz Latin Amerika coğrafyasının tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu ve Venezuela halkının ve devletinin kahramanlığı, bu bölge insanlarında kendine güven duygusunu doğurdu” dedi. Venezuela halkının ve devletinin Gazze mes’elesindeki cesur tavrını ve siyonist rejimle ilişkisini koparmasını takdir ettiğini de söyleyen âzîz Rehber, “Avrupalılar Gazze halkının katledilmesinde karşı tarafta yer aldılar. ABD ise siyonist rejimin Gazze’de yol açtığı faciânın ortağıdır” dedi. Ayetullâh Hamaneî, İran’ın nükleer projesi aleyhinde birkaç yıldır sürdürülen ve halen de devam etmekte olan propaganda gürültülerine de değinerek “İstikbar cephesinin bu alandaki kızgınlığı, İran’ın nükleer teknolojiyi elde etmesinin, Haqq cephesinin küresel mücadele cephesindeki konumunu güçlendiren bir adım olduğunu göstermektedir” ifadelerini kullandı. İslam İnqılâbı Rehberi, “Batılılar, atom bombasının peşinde olmadığımızı çok iyi biliyorlar, kızgınlıklarının asıl sebebi, bir ülkenin kendilerinden izin almadan bu teknolojiyi elde etmiş olmasıdır. Nükleer enerji elde etme imkânına sahip olan bütün ülkeler buna ulaşmalıdırlar. Petrol kaynaklarının sınırlı olması nükleer enerji gibi yeni türlere yönelmekten başka bir seçenek bırakmamıştır” cümlelerine de yer verdiği konuşmasının devamında, “İran ve Venezuela arasında farklı pek çok alanda iyi ilişkiler sürdürülmektedir. Bununla birlikte bu ilişkilerin geliştirilme potansiyeli çok daha fazla olup ikili ilişkileri başka ortakları da devreye sokarak uluslararası ve bölgesel alanda başka ortaklıklara çevirmek mümkündür” dedi. “Şehîd-ê Zinde” Ayetullâh Hamaneî, “Venezuela halkının devletine olan desteği ve güveni ilâhî bir nimettir” diyerek, “Arkasında halklarının desteği olan devletler büyük güçler karşısında kararlı bir şekilde durabilirler. Bu şartlar ve bu ilâhî nimet hem Venezuela’da hem de İran’da var” şeklinde konuştu.

Ahmedinejad’ın da yer aldığı buluşmada konuşan Pısmam Chavez ise, İslam İnqılâbı Rehberi’ni tekrar görmekten mutlu olduğunu söyleyerek “Ben İslam İnqılâbı önderlerinin öğrencisiyim. Bu inqılâbın takipçisi ve bu mektebin talebesiyim” dedi. Pısmam, “Bizler İran halkının ve devletinin emperyalizm ve dış düşmanlar karşısındaki direniş tecrübelerinden çok ders aldık ve her zaman da bağımsızlığımızın korunması için verdiğimiz mücadeleye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

“İNSANLIK HİCRET EDİYOR”

11 Mayıs 2007 tarihinde “Haksözhaber” sitesinde yayınlanan “Ufkunda Medine Görünen Bilinçli Bir Yolculuk Var Tüm Yeryüzünde” adlı makalemizi şu şekilde bitirmiştik:

Dünyanın başına bela olan Beyaz Adam’a karşı bütün dünya halkları birleşiyor. Evrensel İslâmî Direniş Hareketi, bütün mazlum ve mustaz’âf halkları birleştiriyor. Sadece müslümanlar değil, hangi dînden ve ırktan olursa olsun tüm ezilen insanlar, İslâmî Direniş bayrağı altında güçlerini birleştiriyorlar.

“Küreselleşme” sloganıyla, “Yeni Dünya Düzeni” sloganıyla, “uluslararası toplum” sloganıyla, “globalleşme” sloganıyla uğursuz egemenliğini ve tahakkümünü devam ettirmek isteyen Beyaz Adam’a karşı, dünyanın ezilen halkları da kendi aralarında “küreselleşiyorlar”, “globalleşiyorlar”.

Filistinli’nin elinden düşen bayrağı Bolivyalı yerden kaldırıyor. Iraqlı’nın elinden düşen bayrağı Angolalı yerden kaldırıyor. Korsikalı’nın elinden düşen bayrağı Yemenli yerden kaldırıyor.

Bütün insanlık, tek toplum oluyor. Hepimiz kardeş oluyoruz, hepimiz bir âîle oluyoruz.

Filistin’de bir çocuk öldürüldüğü için Sri Lanka’da bir baba evlat acısı yaşıyor.

Iraq’ta bir âîlenin bütün fertleri katledildiği için Fildişi Sahili’nde bir çocuk yetim kalıyor.

Lübnan’da bir direnişçi öldürüldüğü için Arjantin’de genç bir kadın dul kalıyor.

Beyaz Adam hakimiyetini kaybediyor, otoritesini kaybediyor, gücünü kaybediyor. Kaybettikçe daha bir saldırganlaşıyor.

Dünyayı ele geçirmek için 1492’de harekete geçen, 1789’da siyasî ve ideolojik temellerini oluşturan ve 1945’te “dünya hakimiyetini” ilân eden Beyaz Adam, bu hakimiyetini 21. asırda kaybediyor.

İnsanlık, hîcret ediyor.

Mekke’yi terkedip Medine’ye doğru yol alıyor.

 

ibrahim.sediyani@hotmail.de

  • Yorumlar 16
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim