1. YAZARLAR

  2. Suat Yıldırım

  3. İslâm Aksiklopedisi'nde 'müsteşrikler'(1)
Suat Yıldırım

Suat Yıldırım

Yazarın Tüm Yazıları >

İslâm Aksiklopedisi'nde 'müsteşrikler'(1)

A+A-

Bu makalede Batı'da İslâm araştırmaları yapan müsteşriklerin çalışmalarını değerlendiren iki önemli metni ele alacağım.

Bunlardan biri 1954-2006 arasında tamamlanıp Leiden'de yayımlanan yeni Encyclopedie de l'Islam'daki "Mustashrıkun" bölümü, diğeri ise Diyanet İslâm Ansiklopedisi'nde yayımlanan "Oryantalizm" bölümüdür. Bu iki metni makalemin hacminin elverdiği ölçüde karşılaştırıp sonunda temennimi dile getireceğim. Önce Mustashrıkun (Müsteşrikler) makalesini özetleyeceğim.

Bölümün yazarı J. D. J. Waardenburg, önce oryantalizmin çalışma alanlarını bildirir. Ona göre müsteşrik, 20. yüzyıl başlarına kadar filolog ve tarihçi tarzında çalışan bir Batılı idi. Batı'da oryantalist, "Şark incelemelerinde uzmanlaşmış ilim adamı" mânâsına gelirdi. Oysa "müsteşrik" terimi, çağdaş Batı kullanımında, "oryantalist" teriminden daha geniş mânâlar yelpazesini yansıtmaktadır. Şimdiki müsteşrikler, eskiden olduğu gibi içtimâî hâdiselerden uzak, kuru bilimsel çalışmalar yapan araştırıcılar olmadılar, yaşayan toplum ile daha sıcak münasebetler kurmaya başladılar. Artık müsteşrik, ister Batılı olsun ister olmasın, ister Müslüman olsun ister olmasın, İslâm dini ile Müslüman toplumların kültürleri hakkında tarafsız araştırmalar yapan uzman demektir. Bu alanlarda çalışan ilim adamları; dinlerine, memleketlerine ve çalıştıkları kurumlardaki farklılıklara bakmaksızın işbirliği yaparlar. Müslüman araştırmacıların başlıca farkı onların, araştırmalarının neticelerini -kendi toplumlarının faydalanmaları için- kısa zamanda uygulamaya geçirilmesini arzu etmelerinde ortaya çıkabilir.

Bu makalede müsteşrik kelimesi eski dönem söz konusu olduğunda Doğu dilleri, edebiyatları ve tarihleri uzmanlarını; şimdiki zaman söz konusu olduğunda ise bunlara ilâveten, Müslüman toplumlar ve onların kültürleri hakkında bilgilerimize katkıda bulunan diğer ilmî disiplinlerin de uzmanlarını kapsayacaktır. Şimdilerde oryantalistlerin sosyal fonksiyonları da değişti. Onlar hem İslâm dini, hem de Müslüman toplumlar ve onların kültürleri hakkında Batı ülkelerinde danışman oldular. Öğretim kurumlarında ders verme ve araştırma yapma dışında medyada ihtiyaç hâlinde, haber ve yorumlarla aktif çalışmalar yapmaktadırlar. Bazı durumlarda onlara özel hizmetler verilmektedir. Kendi toplumları, birikimlerini en iyi şekilde ortaya koymaları hususunda, eskisine nazaran şimdi onlardan daha fazla şeyler beklemektedir.

Müsteşriklerden bazıları, incelemelerinin, üçüncü dünya ile alâkalı aktüel neticelerini hesaba katmaz. Bu tip bilginler -gerek Müslümanlar, gerek gayrimüslimler tarafından- İslâm'ın, ideolojik bir tarzda takdim edilmesi veya çeşitli maksatlarla politik bir şekilde kullanılması hususunda bir endişe taşımazlar. Hattâ onlar İslâm'ın savaş çağrısı yapan veya siyasî-sosyal programlar ihtiva eden yahut sadece ütopik bir düzen olarak sunulmasının sıkıntıları ile bunların ortaya çıkaracağı sosyal gerginliklerin farkında görünmezler. Oysa bunu düşünmeleri gerekir.

MÜSTEŞRİKLERİN ÇALIŞMALARI

Geçmişte ve günümüzde, başka toplum ve kültürleri inceleme konumunda olan müsteşriklerin çalışmalarının şu boyutları vardır: (1) Tarafsız bilimsel inceleme ile meseleler hakkında teknik bilgiler toplama; (2) araştırmacının özel tutumu ve bu tutumunun araştırma boyunca ele alınan konuya muhtemel tesirleri; (3) yapılan incelemenin muhtemel maksatları; romantik, insanî, dinî vb. saikleri. Araştırma konusunda araştırmacının şahsî gayeleri, şahsî tecrübeleri ve şahsî meşrebi gözden uzak tutulmamalıdır; (4) araştırmanın yürütüldüğü alanın sosyal çerçevesi, onun toplumdaki yeri, falan veya filan Müslüman topluluk ile münasebeti; (5) araştırmacının iki veya daha fazla kültür arasında aracılık fonksiyonunu hangi ölçüde gerçekleştirdiği ve bunu yaparken kendi yetiştiği ortam ile mesafesini ayarlaması, başka deyişle kendi toplumuna mesafeli durarak, toplumundaki insanlardan farklı bir yönden yaklaşımda bulunma başarısı ve öteki toplumlar hakkında verdiği hükümlerde, gittikçe ilerleyen tarafsızlığını ortaya koyup koymadığı.

Bir de şunu bilmek gerekir: Müsteşrikin, İslâm ve Müslümanlar hakkında yaptığı tanıtım ile kendi toplumunun beklentileri arasında uygunluk var mıdır? Bazı oryantalistler farkında olarak veya olmayarak, kendi toplumları ile İslâm ve Müslümanlar arasında -Müslümanları çok farklı, âdeta tehlike gibi veya Hıristiyanlığa davet edilmeye muhtaç göstererek- büyük bir mesafe meydana getirdiler. Bazıları ise bilerek veya bilmeyerek, ortak taraflar üzerinde durup, kültürel alışverişlerin rahatlıkla kurulabileceğini düşünürler. Fakat kendi ülkelerinde mevcut peşin hükümlerden bağımsız olarak, güçlü bir araştırma iradesi olmayan durumlarda, müsteşriklerin İslâm hakkındaki hüküm ve değerlendirmeleri büyük ölçüde kendi çevrelerindeki fikirlerin ve kabullenmelerin tesiri altında kalmıştır.

11. asır ortalarında İspanya'da, Sicilya'da ve Papa Urbain II'nin çağrısı üzerine bütün Batı Avrupa'da Haçlı savaşları öncesinde "Hıristiyanlığın baş düşmanı İslâm" imajı ortaya çıkarıldı. M. Watt bu imajın şu dört unsurdan ibaret olduğunu söyler: (1) İslâm dini, hakikatin kasıtlı olarak ters yüz edilmesinden ibarettir; (2) İslâm saldırganlık, şiddet ve kılıç dinidir; (3) İslâm, ahlâkî yönden gevşek, gayr-ı ciddi bir dindir; (4) Muhammed Deccal'dır. M. Watt burada, haklı olarak, İslâm'ın tamamen yanlış tanıtıldığına dikkat çeker ki, Avrupa'daki bu İslâm algısı N. Daniel tarafından iyice tahlil edilmiştir.

Müteakiben yazar Waardenburg, Ortaçağ'da İslâm ve Avrupa münasebetlerini, Rönesans dönemini, 19. ve 20. yüzyılda Fransa, İngiltere, Almanya, Hollanda, Rusya, İtalya ve Amerika'daki şarkiyat kurumlarını ve merkezlerini bildirir. Bundan sonra oryantalizm hakkında gerek bazı Batılılar, gerek bazı Müslümanlar tarafından geliştirilen eleştirilere girişir. Şimdi sözü yine ona bırakalım:

Oryantalizm, daha çok dinî tesirler altında kaldı. Ekonomik, sosyal, teknik faktörleri hiç hesaba katmadı. Irkçı zihniyetin tesiri ile Avrupalıların üstünlüğüne inandı. N. Daniel ve M. Rodinson gibi Batılılar bu tavrı eleştirdiler. Sadece filolog ve tarihçi formasyonu olan müsteşrikler, çağdaş Müslüman toplumlardaki değişimleri anlayıp yorumlamakta eksik kaldılar, sömürgeci psikolojisinin tesirine kapıldılar. Sadece oryantalistler değil Batılı seyyahlar, tüccarlar, politikacılar, misyonerler ve askerî uzmanlar da, İslâm dünyasındaki gelişmeleri olduğu gibi görmekten uzak kaldılar. Onlar daha çok, inceledikleri dönemdeki hâdise ve bilgileri gün ışığına çıkarmakla yetindiler. Ama zaten bilinen bu hâdiseler arasındaki yapısal ve derin münasebetleri, sebep-netice münasebetlerini nadiren sorguladılar.

ORYANTALİZMİN İDEOLOJİK MAHİYETİ

Bu tenkitler en fazla Mısır'da görülür. E. Renan'a karşı C. Efgani, Hanotaux'ya karşı M. Abduh çıktı. Ezher hocaları E. Dermenghem, J. Wensinck, Taha Hüseyn ve M. H. Heykel gibi kişilerin görüşlerini tenkit ettiler. I. Goldziher gibi oryantalistlerin Kur'ân ve Hadîs'e eleştirel yaklaşımlarına, Mustafa Sibai, Muhammed Gazzali cevap verdiler. Sömürgeci, misyoner ve Siyonist yaklaşıma karşı Ömer Ferruh, Muhammed Behiyy, Enver Cündi, Malik Bin Nebi, Aişe Abdürrahman Bint Şati' karşı çıktılar. 1960'lardan itibaren oryantalizm, açıkça ideolojik bir mahiyet kazandı ve İslâm'ın ideolojik düşmanı sayıldı. Onlar, Müslüman yazarlar tarafından insaflı ve insafsız olarak iki grupta mütalaa edildiler. Çoğu, İslâm'a hücum edip Müslümanlara hâkim olmak için Haçlı ve sömürgeci zihniyetine sahip şeklinde değerlendirildi. Lübnanlı gayrimüslim Arap Edward Said, oryantalizme yönelttiği ithamlarla bu tenkitlere bir ivme kazandırdı.

Batı'da çalışma yapan Müslüman aydınların tenkitleri şöyle özetlenebilir: (1) Müsteşriklerde, İslâm ve Müslümanlar hakkında liyakatli değerlendirme yapacak ilmî formasyon eksiktir. Meselâ sosyal bilimler alanında bu durum görülmektedir; müsteşriklerin başvurduğu metinler Müslüman toplumlar ve onların kültürleri hakkında yeterli çıkarımlar yapmaya elverişli değildir. (2) Müsteşrikler, soğuk bir objektiflik iddiası ve peşin hükümlerin beslediği bir kibir içindedir; bu sebeple Müslümanlara sempati duymamakta, bunun da ötesinde İslâm'ı ve Müslümanları küçümseyici bir tutum, gizli bir antipati taşımaktadırlar. (3) Müsteşrikler, inceledikleri toplumları gerçekten kalkındıracak, daha iyiye taşıyacak bir gayretten uzak durmaktadırlar. Hülâsa: Müslüman için en yüce değer olan İslâm dininin değerini bilmeme ve Müslümanlara insanî bir yaklaşım içinde olmama algısına yol açmaktadırlar.

Oryantalistlerin bir kısmı ise iyi niyetle yaptıkları çalışmaların takdir edilmemesinden üzüntü duymaktadır. Özetle, her iki tarafta da yanlış anlamaların olduğunu söyleyebiliriz.

Batılı uzmanlar, karşılaşacakları kültürlerarası ilişkilerin problemlerine hazırlıklı değillerdi. Müslüman toplumlar, kendilerini incelemek isteyen bu yabancılara güven duymadıklarından, müsteşrikler de nasıl davranacaklarını ayarlamada zorlandılar. Batı'lı oryantalistler İslam medeniyetini incelemekte fayda gördükleri gibi, Müslümanlardan da Avrupa'yı tanımak isteyenler ortaya çıkıp mukabelede bulunma cihetine gittiler.

* Tamamı, Yeni Ümit Dergisi'nin Nisan-Mayıs-Haziran 2012 tarihli sayısında yayımlanan makalenin ilk bölümüdür.

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT