1. HABERLER

  2. ARAŞTIRMA - DOSYA

  3. Islah-Haber'den Uludere Soruşturması – 5
Islah-Haberden Uludere Soruşturması – 5

Islah-Haber'den Uludere Soruşturması – 5

Islah-Haber Uludere katliamında ve yürütülen soruşturmada gelinen aşamayı soruşturdu. Soruşturmanın 5. Bölümü:

A+A-

Islah-Haber'den Uludere Soruşturması – 5

Islah-Haber Uludere katliamında ve yürütülen soruşturmada gelinen aşamayı soruşturdu. Soruşturmanın 5. Bölümü:

Soruşturma dizimizin bir, iki, üç ve dördüncü bölümlerinde Özgür-Der Genel Başkanı ve Haksöz Dergisi Editörü Rıdvan Kaya, Yazar-Aktivist Yıldız Ramazanoğlu, Özgür-Der Diyarbakır Şubesi Başkanı Av. Serdar Bülent Yılmaz, Fıtrat Haber sitesi editörü Ahmet Kaya, MAZLUMDER Genel Sekreteri ÜSTÜN BOL, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Sekreteri Av. M. Emrah Şeyhanlıoğlu, Yeni Şafak gazetesi yazarı Hilal Kaplan, Milat gazetesi Ankara Temsilcisi Aslan Değirmenci, Özgür-Der Genel Başkan Yardımcısı Kenan Alpay ve Özgür-Der Batman Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Şefik Sevim'in cevaplarını yayınlamıştık. Soruşturma dosyamızı bu son altıncı bölümünde yayınlayacağımız Soruşturma dosyamızı bu son altıncı bölümünde yayınlayacağımız Özgür-Der Sakarya Şubesi Başkanı M. Baki Kızıltepe ve Araştırmacı-Yazar Hasan Postacı'nın cevabına müteakip bitireceğiz inşallah. 

HAŞİM AY / ISLAH-HABER

***

GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASI SADECE GECİKTİRİLEBİLİR

SORU-1: Uludere katliamının üzerinden aylar geçti. Savcılık soruşturma açtı. Meclis, araştırma komisyonu kurdu. Devlet bu olayın üzerinin örtülmeyeceğine, faillerinin en kısa zamanda bulunacağına dair söz vermesine rağmen konuya dair kamuoyunu tatmin eder nitelikte bir gelişmenin yaşandığı henüz söylenemez. Kamuoyunun ve mağdur ailelerin beklentileri sürerken Başbakan'ın konuyu gündemde tutmaya çalışanlara karşı giderek agresifleşen bir üsluba büründüğü görülmekte. Sizce Uludere soruşturmasının sonuçlanmasını geciktiren sebepler nelerdir?

M. BAKİ KIZILTEPE: Soruşturma sonucunun yargısal açıdan gecikmesinin sebepleri, idari soruşturmalar, kurumlar arası yazışmalar bilgi ve belgelerin toplanması vs. gibi nedenlerle izah edilebilir. Fakat siyasi idarenin ortaya koyduğu tavır, sonucun geciktirilmek istenmesinden çok,  olayın örtbas edilmeye çalışıldığı endişesine yol açmıştır. Hüseyin ÇELİK'in "Operasyon Hatası" açıklamasından sonra, Başbakanın Genelkurmaya teşekkür etmesini anlamak ve izah etmek mümkün görünmemektedir.

Devletin F16'ları otuz dört masum insanı bombalayacak ve siz bunu yapanların komutanlarına teşekkür edeceksiniz… Devlet adına Dersimlilerden özür dileyen Başbakan, Uludere katliamında aynı tavrı gösterememiştir. Olayın tazminatla geçiştirilmeye çalışılması; Başbakanın ve İçişleri bakanının katledilen insanlar hakkında söyledikleri sözler; konuyu gündemde tutmaya çalışanların Başbakan tarafından azarlanması ve komploculukla suçlanması anlaşılır bir durum değildir.

Başbakan ya kendi kabinesinden bir bakanı ve kendisinin göreve getirdiği MİT müsteşarını ya da kendisinin atadığı komuta kademesini korumaya çalışıyor muhtemelen. Yargının suçluları ortaya çıkarması gerekirken, zihinlerde AK Parti Hükümetinin suçluları korumaya ve olayı örtbas etmeye çalıştığı kaygısı öne çıkmaktadır. Fakat Başbakan Erdoğan bilmelidir ki, gerçeklerin ortaya çıkması sadece geciktirilebilir. Ama şurası bilinsin ki bir gün herhangi bir Başbakan herhangi bir hükümet adına Roboski halkından özür dilemek zorunda kalacaktır.

HASAN POSTACI: Öncelikle Uludere/Roboski olayının  hemen geçiştirilecek, sıradan bir olay olmadığının altını çizmek gerekir. Olayın meydana gelmesi kadar, sonrasında yaşanan sürecin çok trajik olduğunu belirtelim. Kanaatimce yaşanan insani dram bir takım kirli siyasi hesaplaşmalara kurban ediliyor Uludere olayında. Oysa trajediler üzerinden siyasi rant kavgası vermek ahlaki ve vicdani değildir.

Hükümet Uludere olayı üzerinden kendine komplo düzenlendiğini düşünüyor. Bu nedenle Uludere olayı üzerinden köşeye sıkışmak istemiyor. Bu komployu geçersiz kılmak için attığı her adım ise daha kötü sonuçlar, etkiler doğuruyor. Adeta Uludere bataklığına saplanmış çırpındıkça batıyor.

Oysa bu olay bir komplo bile olsa burada ortaya konulması öncelikli tavır, insan odaklı bir sahiplenmeydi. İlk yapılması gereken şey yani içten ve samimi bir özür dileme bile hala yapılamadı. Sonrasında sorumluların ilk etapta görevden alınması, soruşturma başlatılması ve somut adımlar atılarak toplumsal vicdanı rahatlatacak, tatmin edecek hızlı sonuçların ortaya çıkması gerekirdi ki tersini süreç buharlaştırılarak gündem dışına, unutturulmaya çalışıldı. Toplumun duyarlı kesimleri de buna karşı olayı gündemde tutmaya, yapılan değerlendirme ve yaklaşımları eleştirmeye, hesap sormaya başlayınca Hükümetin hırçınlığı ve tahammülsüzlüğü daha da arttı.

Şunu görmek gerekir; Roboski benzeri olaylar tarihte iz bırakan olaylardır. Siz bu konuda insani ve vicdani perspektiften uzaklaştıkça bu iz derinleşecek ve tarihe bir kara sayfa olarak daha kalın harflerle yazılacaktır.

Gelinen noktada artık bir takım şeylerin asla telafi edilemeyeceği, birçok şey için geç kalınmış noktadır. Bu saten sonra özür dilesen de, tazminat verilse de, sorumlular cezalandırılsa da kırılmış gönüller, sarf edilen sözlerle incitilmiş yürekler için küçük bir teselli olmanın ötesinde bir anlamı olmayacaktır.

ULUDERE-KÜRTAJ BENZETMESİ TALİHSİZ, AHLAKİ VE VİCDANİ OLMAYAN BİR AÇIKLAMADIR

SORU-2: Hükümetin Uludere olayı konusunda bir hayli sıkıntılı olduğu, Başbakan'ın son günlerde giderek artan sert beyanlarından anlaşılmaktadır. Hükümetin Uludere siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu bağlamda Başbakan'ın Uludere - Kürtaj kıyası nasıl yorumlanmalı?

M. BAKİ KIZILTEPE: Hükümetin Uludere olayında sıkıntı yaşıyor olmasının sebebini yaptıkları açıklamalarda aramak gerekmektedir. Daha ilk günden itibaren, yapılan her girişim ve açıklamanın, olayın Hükümeti ve Hükümetin uyumlu çalıştığı kurumları yıpratmaya yönelik bir komplo olduğu algısıyla yapıldığını Başbakanın tavrından anlamak mümkündür. Fakat bu arada, 34 masum insanın F16'lardan atılan bombalar sonucu bedenlerinin parçalanarak öldürüldükleri ve bunun devlet tarafından yapılmış bir katliam olduğu göz ardı edildi. Hükümetin bu noktada göstermiş olduğu zafiyeti, Başbakanın sert çıkışları örtbas etmeye yeterli gelmemiş,  Hükümete de puan kaybettirmiştir. Başbakanın Kürtaj-Uludere benzetmesi gündem değiştirmeye yönelik yapılmış talihsiz, ahlaki ve vicdani olmayan bir açıklamadır. Uludere katliamını gündemde tutmaya çalışanlara dönük, itham edici bir üslupla "azarlayarak" ve kendi deyimiyle devlet terörünü, kürtaj sonucu işlenen bir cinayete indirgeyerek, Roboski katliamını anlamsızlaştırmaya çalışmak vicdan sahibi hiçbir insanın kabul edebileceği bir durum değildir. Başbakanın yaptığı her açıklama, umutları söndürmekte acıları ise artırmaktadır.

HASAN POSTACI: Başta da belirtildiğim gibi, Hükümet bu olayı kendine karşı bir komplo olarak algıladı ve tepkilerini bu bağlamda ortaya koydu. Hükümetin tüm yapıp ettiklerine baktığınız zaman, tek cümle ile Hükümet Uludere/Roboski olayında sınıfta kalmıştır.

Kürtaj kıyası ise kaderin tam bir cilvesidir. Kürt sorunun çözümüne ezber bozan, cesur adımlar atan AK Parti ve Başbakan adeta Uludere olayı ile doğmak üzere olan ve adı "Barış" olan çocuğa ilk neşteri atarak kürtaj olama sürecine yeni bir adım eklemiştir. Bu kürtajı engellemekte yine Başbakan ve Hükümetin elindedir. Umarım çok geç kalmadan bu yoldan dönülür.   

Başbakan'ın, Uludere olayında basiretinin bağlandığını düşünüyorum. Normal şartlarda tüm insani durumlara aşırı duyarlı olan, sahiplenme gösteren Başbakan'ın, Robaski'de katleilen 34 can- ki bunların 24 tanesi 17 yaş ve altına çocuklardan oluşuyordu- karşısında gösterdiği tavır, sonrasında askere ve iç işleri bakanının, "pkk figüranları" gibi talihsiz ve skanal niteliğineki açıklanmalarına karşı gösterdiği sahiplenme anlaşılır olmaktan uzaktır. Bu durumun, bindiği eşekten inmemekte ısrar eden adamın inadından başka bir şeyle açıklayamıyorum. Bu sürecin bir trajediye dönüşmesine sanırım biraz "Kasımpaşa inadı" ile davranmadan kurtulamamanın rolü var.          

YARGININ TUTUMU BAŞBAKANIN TUTUMUYLA UYUMLU

SORU-3: Uludere soruşturmasını yürüten özel yetkili savcılık, 2 Nisanda basına sızan açıklamasında, hukuki sürecin ağır yürümesini soruşturma kapsamındaki askerî birimlerin yazışmalara cevap vermekte ağır davranmalarına bağlıyordu. Gerek bu durumu ve gerekse de aynı savcılığın katliamdan sağ kurtulan 4 kişi hakkında "kaçakçılık"tan dava açmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

M. BAKİ KIZILTEPE: Hükümetin tavrının, devletin kurumlarını rahatlattığını söyleyebiliriz. Yargının ve diğer kurumların Hükümetin tavrını okuyabildikleri ve bu anlamda birbirleriyle uyumlu çalıştıkları kanaatindeyim. Katliamdan sağ kurtulanların savcılık tarafından soruşturmaya tabi tutulmasını da, Başbakanın ve İçişleri bakanının açıklamalarından sonra, durumdan vazife çıkarılarak yapıldığını düşünüyorum.

HASAN POSTACI: Olayın sorumluları öncelikle operasyona karar verme statüsünde bulunan emir-komuta kademesindeki askerî birimler ve buralarda görev yapan subaylardır. Dolayısıyla, Başbakandan da destek gören, takdir gören bu faillerin yargı sürecini aksatmalarından, takmamalarından daha doğal bir şey olamaz.

Sistemin ana kurumları ile değişmediğini göz önüne alırsak, askeri birimlerin, kendini tüm kurumların üstünde gördüğü jakoben karakterinin de hala değişmediğinin bir göstergesidir bu durum.

Savcılığın olaydan sağ kurtulan 4 kişi hakkında dava açması ise tam bir sindirme operasyonudur. Bu sayı dörtle sınırlı olamadığı gibi, yapılanlara da dava açmaktan ibaret değildir. Aynı köyden ve ölenlerin birinci derece yakınları olan bir çok kişi için arama emiri çıkarıldığı, kaymakamın, askerî görevlilerin bu olayı kapatmak için çeşitli baskı ve sindirmelerde bulunduğu bizzat olayı yaşayanların tanıklıkları ile ifade edilmiştir. Taziye sürecinde Uludere kaymakamının dövülmesi olayı sonrasındaki adli ve askerî soruşturmalarda bu sindirmenin bir parçasıdır. Bazı kişilere verilen yüklü tazminat cezalarını da bu bağlamda görmek mümkündür.

Tabi ki yıllardır, devletin bilgi ve gözetiminde yapılan ve o bölgede yaşayan yoksul köylülerin tek geçim kaynağı, canları pahasına yaptıkları üç beş kuruşluk sınır ticaretinin, Uludere olayı sonrasında kaçakçılık denilerek suç sayılması ve cezaların yağdırılmaya başlaması tam bir trajikomik durumdur.

Özellikle ailelerin, verilen tazminatları protesto ederek almamaları ve olayı süğrekli gündemde tutmaya çalışmaları, başta olayın failleri olamak üzere tüm sistemi rahatsız etmiştir. Temelde bu tür yargılama, dava açma ve cezalandırmaları bu kızgınlığı bir sonucu olarak görmek mümkün.  

BAŞBAKAN VE HÜKÜMETİN ŞİKÂYET HAKLARI YOK

SORU-4: Başbakan'ın konuyla ilgili verdiği beyanatlarda son zamanlarda "istismar" vurgusu öne çıkmakta. Başbakan'ın istismar retoriğini nasıl buluyorsunuz?

M. BAKİ KIZILTEPE: Başbakanın istismar ediliyor dediği olay, 34 masum insanın bizatihi devletin F16'ları tarafından katledilmesidir. Başbakan o gün olayı, operasyon hatası olarak açıklamış, bizzat Genelkurmaya teşekkür etmiş, mağdurların yanında yer almak yerine devleti korumayı tercih etmiş ise; cenazeler toplanırken, defnedilirken, acılar paylaşılırken Hükümetten hiçbir yetkili ortalarda yoksa; "Kaç paraysa verelim siz de susun!" anlamına gelebilecek sözler söyleniyorsa; ve dahi özür de dilenmiyorsa, istismara kendileri kapıyı açmış demektir. Bundan şikâyetçi olmalarının, "Olay istismar ediliyor!" beyanatlarının hiçbir anlamı kalmamıştır. Her ne kadar böyle bir olay yaşanmış olsa da, üzerine düşeni yapmamış olan Hükümetin ve Başbakanın bundan şikâyetçi olma hakları yoktur.

HASAN POSTACI: Bu işi bu kadar tarjik boyutlara getiren öncelikle Başbakan'ın şahsi tutum ve beyenlarıdır. Esasında Başbakan insani boyutta yaşanan tüm olumsuzluklara çok duyarlı bir kişiliğe sahiptir. Bunu bir çok olay karşısında gördük. Benzer bir duruşun bu olayda da gelmesi beklenirdi. Eğer Başbakan'ın bu olaya insani ve vicdani bağlamda etkili bir sahiplenmesi olsaydı yaralar daha çabuk sarılır, acılar daha az hissedilirdi. Hatta eğer bu olay Başbakan'ın dediği gibi bir koploysa bu komploda en güzel ve etkili şekilde bu tür bir sahiplenmeyle boşa çıkardı. Ama bu olmadı.

Bu bağlamda yaşanan trajediye sesiz kalmayan kimi sivil kuruluşlar ve basın gündemi sıcak tutmaya devam edince, çeşitli eylem ve etkinlikler ortaya koyunca da bu hükümette ve devlette rahatsızlık uyandırdı. Bunu mahkum etmek için ise "istismar ediliyor" söylemi geliştirildi.

 Bu kabul edilebilir bir eleştiri değildir. Yani bir yandan siz üzerinize düşeni yapmayacaksınız, sorumluluklarınızı yerine getirmeyeceksiniz, hatta insanların acılarını katlayacak açıklamalar yapacaksınız ve birileri bunları gündeme getirip, eleştirdiğinde ise istismar etmekle suçlayacaksınız. Bu gönüllerin razı olabileceği bir durum değil.    

SAĞCI-DEVLETÇİ-MUHAFAZAKÂR ÇEVRELERİN TUTUMLARI İSLAMCILARA MAL EDİLMEMELİ

SORU-5: Son olarak Uludere katliamı ile ilgili olarak İslami kesim tarafından ortaya konan tavır ve açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Yapılanlara ek olarak konunun gündemde tutulması için daha başka neler yapılabilir?

M. BAKİ KIZILTEPE: İslami kesimi bir blok halinde düşünmek bizi konuyu anlamaktan uzaklaştıracaktır. Farklı birçok konuda aynısı gibi düşünmeyen İslami kesimler bu olayda da ayrışmıştır. En genel anlamıyla denebilir ki, Kürt sorunu ve çözümü konusunda vahyî ölçüler esas alınarak, adalet temelli ve ümmet bilinci ile hareket ederek, devletin sorunun kaynağı olduğu ve zulüm üreterek fıtri hakları gasp ettiği ve hakların iade edilmesi gerektiğini savunma yönünde irade ortaya koyan nitelikli dar bir çevre, Roboski katliamında net bir tavır almış ve sorumluların cezalandırılması ve özür dilenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Konuyu sürekli gündemde tutmuş, üzerinin örtülmemesi için eylemler yapmış, programlar düzenlemiş ve gazete-dergilerde de yazılar yazmışlardır. Tabii ki yapılan tüm eylemlilikler, katliamın boyutları bakımından yetersiz görülebilir. Fakat sağcı-muhafazakâr-devletçi kesimin Hükümet yanlısı tavrını öne çıkararak "Türk Müslümanları"n devletin yanında yer aldığı, Kürtler söz konusu olduğunda sürekli aynı tavrı sergilediği yönünde geliştirilen söylemler doğru ve adil değildir. Kürt sorunu adil bir çözüme kavuşturulamadığı müddetçe, operasyonlar ve operasyon hataları, baskınlar ve baskın hataları olacaktır. Müslümanların göstermesi gereken tavır, adil bir çözüm için devletin gasp ettiği tüm fıtri hakların sahiplerine iadesi konusunda bir düzenlemeye gidilmesini sağlamak ve operasyonların durdurulması için Hükümeti zorlayıcı çalışmalar içine girmektir. Süreç bu safhaya girdikten sonra PKK'nın silahlı eylemlerine devam etmesi örgütü halk nezdinde itibarsızlaştıracağından, silah bırakma onlar için de kaçınılmaz olacaktır.

HASAN POSTACI: İslami kesimlerin Uludere olayı ile ilgili olarak üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye çalıştıkları söylenebilir. Uludere olayı, ilk kez AK Parti Hükümetini eleştirme ve karşı karşıya gelme pahasına İslami sorumluluklarını yerine getirme endişesinin baskın geldiğinin görülmesi sevindiricidir. Bu yönüyle Uludere olayı İslami kesimlerin imtihanlarını geçtikleri bir sınav olmuştur denilebilir. Bu çerçevenin dışında kalan, bu kaygılardan dolayı üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmekte gevşek davranan kimi kesimlerin olduğunu da unutmamak gerekir.

Akıp giden zaman içinde bizler, anın fıkhı ile her an sınanmaya devam ederiz. Yani hiçbir zaman son pişmanlıklar fayda vermez. Bir takım etkinliklere katılma noktasında çeşitli hesaplar yapanlar sonradan pişmanlık yaşasalar bile yapılması gerekeni o an yapma bağlamında fırsatı kaçırmış olurlar. bu yönüyle Uludere olayı hangi olaylar karşısında İslami sorumluluklarımızın üzerimize yüklediği  duruş ve tavırları temelde hangi öncelikler merkezinde belirlememiz gerektiğini öğreten önemli bir deneyim olmuştur. Siyasi hesaplarımızın, maslahat ve yapısal çıkarlarımızın, temel vicdani, insani, fıtri ve İslami duruşlarımızın önüne asla geçirmememiz gerektiğini öğrendiğimiz bir sınav olmuştur Uludere olayı. Bu yönüyle de bir dönüm noktasıdır İslami kuruluş ve çevreler için bu olay.

Bununla beraber özellikle Kürdistan coğrafyasının de-fakto koşullarında yaşayan kimi Müslümanlar için önemli bir derinlik ve tutum belirlemeyi beraberinde getirmiştir bu olay. Özellikle Uludere ile ilgili İstanbul kökenli bir takım İslami kuruluşları yaptıkları etkinlikleri ve sahiplenmeleri beklenmeyen bir durum olarak görenler, öfkeli tepkilerini kimi yanlış ve yalan, manipülasyon içeren çarpıtmalarla gündeme taşımış olmaları üzüntü vericidir. Örneğin olayı AK Parti ile karşı karşıya gelme pahasına yapan İslami STK'ları AK Parti'nin direktifleri ile hareket ettiklerini söylemek bir Müslüman için kasıtlı saptırma yapması bağlamında kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Eksiklikleri belirtmek, eleştiri yapmak herkesin hakkıdır. Ancak yalan yanlış bilgi vermek, olayı saptırmak İslami ve ahlaki açıdan kabul edilebilir bir durum değildir.

Aslında İslami kuruluşlar, Kürd sorunu ile ilgili ne yaparlarsa yapsınlar, samimi değiller, şimdiye kadar nerdeydiler, devletçi, sağcı ve faşist olmaktan kurtulamazlar gibi uzun süredir işlenen ve bir saplantıya dönüşen bu duygusal, öfkeli ve kontra söylemle hesaplaşmanın, yüzleşmenin ve kurtulmanın artık kaçınılmaz olduğunu belirtelim. Uludere olayı bir kez daha gösterdi ki, İslami sorumluluk ve mücadele geleneğimiz hala sığ sularda seyrediyor ve en kötüsü acımasız öfkeli söylemlerimizi hala birbirimize yöneltmekten kaçınmıyoruz.    

  

HABERE YORUM KAT