Islah Çabalarının Tarihsel Sürekliliği

04.04.2016 17:18

Hamza Türkmen

Şahid, alim, muttaki, sıddık, salih, sabikun vasıflarını kimliğinde barındırma gayretinde olan tüm bilinçli Müslümanlar, aynı zamanda ıslah edicilerdendir. Yani muslihundandır. Bozulan toplumsal yapıdaki fıtri ve vahyi bilinç zaaflarını veya bozulan tevhidi telakkileri yeniden vahyi ölçülerle köklü değişim ve dönüşüme uğratarak düzeltmek tüm Resullerin ve Resullerin izini takip eden tüm bilinçli Müslimlerin görevidir.

Resullerin yaşamadığı dönemlerde tevhidi izi takip etmeye çalışan “hanifler” yanında, ıslah kaygısı taşıyan mü’min yürekli insanlar da hep oldu.

Doğu Roma İmparatorluğu’nda 325 İznik Konsili’nden önce İsa Aleyhisselam algısında ontolojik bozulmalar yaşanmaktaydı. Resullerin bulunmadığı dönemlerde, Resullerin tevhid ve adalet mücadelesini sürdürmek yerine, metafizik demogojilerle Resüllerin konumunu yüceltmeye ve tazim etmeye çalışan fetiş ve müfsid alışkanlıklar nüksedebiliyordu. İznik Konsili öncesinde Kostantiniyye’de pagan kültürün zihinlere musallat olmasına karşı çıkıp İsa’nın “Allah’ın kulu ve resulü” olduğu hükmü ile ifsadı gidermeye ve Resul algısı bozuk olanları ıslah etmek çalışan baş vezir Arius gibi muvahhid yürekliler de evrensel İslam tarihinin öncü şahsiyetlerindendir.

Muhammed Aleyhisselam’ın vefatından sonra ilk olarak siyasi ölçülerde ve giderek tevhidi eksende sosyal ve kelâmi konularda kopma ve bozulmalar yaşanmaya başlandı. Ama ilk dönemlerden itibaren de siyasi ve itikadi ifsada karşı hep tevhid ve adaleti önceleyen, Resululah’ın Medine uygulamasındaki esas ilkeleri sapmalar karşısında yaşatmak isteyen, Resulullah’ın itikadını oluşturan Kur’an akaidini, temel belirleyici edinmiş ıslah öncüleri şer ve ifsad ile mücadeleyi hiçbir daim bırakmadılar.

Emevi ve Abbasi saltanat sistemlerinin haksız yapısına, bozguncu zihniyet ve uygulamalarına karşın ümmet coğrafyasında merkezi iktidara boyun eğmeyen önemli kıyam ve sosyal örgütlenme çabaları hep oldu. Abdullah bin Mesud, Hüseyin bin Ali, Hasan Basri, Geylan Dimeşki, Ebu Hanife gibi ıslah öncülerinin örneklikleri hep oldu. Mezheplerin henüz oluşmadığı ilk dönemlere ait bu ıslah ve kıyam çabalarına “Tevhid ve Adalet Ekolü” denilmektedir.

Resülullah’ın vefatından bugüne kadar da İslam’ın yaşayan gücü, iktidar eksenli uygulamalarla değil, ümmet eksenli ve ümmetin öncü gücü olan ıslah öncüleri ve hareketlerinin çabalarıyla günümüze kadar taşınmıştır.

Ayrıca vahyi algı ve pratikleri zaafa düşen; ama bilebildikleri kadarıyla İslami aidiyetlerini yaşatmaya çalışan kişilerin ve diri akımların çabaları da İslami duyarlılık adına muhatap alınacak zinde bir çizgiyi ayakta tutmuştur.

19. Yüzyılın son çeyreğinde ise İttihad-ı İslam stratejisi doğrultusunda ümmeti yeniden uyandırma ve ıslah etme çağrısının taşıyıcısı Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh öncülüğündeki Urvetu’l Vuska Hareketi olmuştur.

Urvetu’l Vuska’nın misyonunu Osmanlı İstanbul’unda da Sırat-ı Mustakim ve Sebilurreşad mecmualarının muslih çabalı yazı kadrosu yaşatmıştır. Bu kadro içindeki Mehmed Akif, Elmalı Hamdi Yazır, İskilipli Atıf, Babanzade Ahmet Naim, Halim Paşa ve birinci dönemine ait Said Nursi gibi isimler Türkiye adıyla kurulan ülkede ıslah çizgisini mayalandıracak en önemli öncülerdi. Ama bu öncülerimiz bir Türk ulusu yaratmak adına ümmeti ve İslami değerlerimizi tasfiye etmeye veya sindirmeye çalışan Kemalistler ve Türkçü ideoloji tarafından ezildi. Dolayısıyla ulusal sınırlarla ümmet coğrafyasından çekilip Avrupa’ya açılan Türkiye’deki tevhidi uyanış özlemi 1970’li yılların ortalarına kadar kitlesiz ve rehbersiz kaldı.

Islah çizgisinin ümmet coğrafyasındaki izleriyle Türkiye’de ancak 1960’larda yayınlanan Hilal Dergisi ve Yayınları ile kısmen irtibat kurabilmişti. Ortak coğrafyamızdan Muhammed Reşid Rıza, Ebu’l Ala Mevdudi, Muhammed Hamidullah, Seyyid Kutup, Malik Bin Nebi, Muhammed Ebu Zehra gibi ıslah çabalarını yüklenmeye çalışan müelliflerin birikiminin Türkçeye aktarılmasıyla da Türkiye’de genç insanların heyecanlı, fedakâr ama tecrübesiz gayretleriyle tevhidi uyanış çabaları yaygınlaşmaya başlamıştır.

Türkiye’deki Kur’an’a ve Kur’an bütünlüğüne yönelme, vahyi kavramları ve Muhammedi Sünnet’i tahkik, sorunlarımızın çözümünde usulu’d-din’i önceleme, vahyi bilinçlenme, ümmeti yeniden uyandırma ve inşa etme çabalarımız ıslah öncülerinin ve hareketlerinin birikimiyle bütünsel olarak ilgi kurmaya başladığımız 1970’li yılların ortalarından itibaren başlamıştır.

Bizler ise geleceğe yürüyen yolda da ıslah çabalarının mirasını, zaaf ve eksiklerinden arındırarak ümmeti ihya edecek olan nesillere daha sahih, zinde ve imkânlı olarak taşıyabilmeliyiz.

  • Yorumlar 3
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim