İşkence Fotoğrafları Out, Kelle Kesmece In

01.06.2014 06:00

Mustafa Siel

Koy Kafayı Kes Kafayı

Geçenlerde düzmece bir haber yayınlandı ulusolcu yayın organlarının birinde. İstanbul’un bir semtinde, Işid sempazitanı olduğu iddia edilen bir kişi, (güya) cep telefonu ile konuşurken İHH ve Bülent Yıldırım’ın Işid’e yardım yaptığına dair sözler söylüyor; bu arada da iki de bir Işid, koy kafayı kes kafayı diyor, muhabirde bunu Işid’in hükümet ve İHH ile işbirliğine suçüstü gibi algılatmaya çalışıyordu.

Bu ve yandaşı yayın organları, 20 Ocak 2014’te ortaya çıkan, Suriye’de açlık ve işkence ile öldürülen 11 bin kişiye ait olduğu sanılan yaklaşık 55 bin fotoğrafı görememezlikten gelemeyince, “zamanlamasını manidar” bularak ve “Esed rejimince yapıldığı iddia edilen işkence fotoğrafları” gibi yorumlarla, Esed rejimini savunmaya devam etmişlerdi.

Geçtiğimiz hafta ortaya çıkan yeni işkence fotoğraflarını ise, hiç görmediler bile. Malum, bunların önde gelen atalarından İsmet Paşa gibi topçu kulakları var. İşlerini geleni görüyor – duyuyor, işlerine gelmeyenleri ise görmüyor – duymuyorlar. Suriye’deki bu güneş gibi apaçık gerçekleri göremeyenler! İstanbul’da gönüllerine uygun gerçekler kurgulamaya çalışıyorlar.

Işid, Bir Taşla Üç Kuş Vurmak

Bakmayın Esedseverlerin Işid’i lanetleyip durduklarına. Esedsever medyamız Işid’in ortaya çıkmasından ve yaptığı mezalimlerden oldukça memnun ve keyifli. Muhtemelen, 30 Marttaki seçim gecesi sonuçları, elindeki viskisi ile cemaat kanallarından takip eden meşhur piyanist(imiz) gibi izliyorlar Işid’in marifetlerini.

Hani vazgeçilmez olan şeyler için, olmasa idi icadı gerekirdi derler ya, Işid ortaya çıkmasaydı çıkartılması gerekirdi mutlaka Esed ve Esedseverler açısından. Gerçi çıkartılan yapay bir Işid, aslının yüzde biri bile kadar iş çıkaramaz, fayda veremezdi ya, o ayrı konu.

Esedseverler için Işid çok bereketli bir kaynak. Hem yaptığı ihanetlerle Suriye direnişine direkt ağır darbeler vuruyor ve İslamcı muhalefetin ciddi anlamda moralini bozuyor, hem yaptıkları zulümler tüm Suriye muhalefetine mal edilerek direnişe dolaylı darbe vurulmasına vesile oluyor, hem de İslam’ın, İslamcıların, İslami mücadelenin ve cihadın imajını zedeleyerek küresel bazda İslami mücadeleye zarar veriyor.  Şimdi bu Işid’i Esed ile Esedseverler ve bilimum İslam düşmanları sevmesin de biz mi sevelim?

Zulmü Kim Yaparsa Yapsın Zulümdür

5.Maide Suresi 27’den 31’e kadar olan ayetlerde, Adem’in iki oğlundan (ismimin Kabil olduğu iddia edilen) birinin, haksız yere (isminin Habil olduğu iddia edilen) diğer kardeşini katletmesine dair kıssa anlatıldıktan sonra; 32. ayette, haksız yere bir insanı katledenin tüm insanlığı katletmiş sayılacağı, bir insanı ölümden kurtaranın da tüm insanlığı kurtarmış sayılacağı bildirilir.

Bu kıssadan da anlaşılacağı gibi, haksız yere insan öldürme zulmü aynı inanca mensup iki kardeş arasında bile cereyan edebilmekte olup, çok büyük bir suçtur. O kadar büyük bir suçtur ki, 4.Nisa Suresi 93. ayette açıklandığı üzere, kasten haksız yere insan öldürenler Allah’ın rahmetinden dünyada ve ahirette mahrum kalır, dünyada karşılığını görmeseler bile ahirette ebedi cehennemle cezalandırılırlar. Bu ayetlerde aynı zamanda insanların haksız yere öldürülmesinin önüne geçmek için çalışmanın ne derece önemli bir salih amel olduğuna da işaret ediliyor.

Bu nedenle bizim zulmümüz iyi, sizin zulmünüz kötü diyemez; bizden birilerin yaptığı zulmü desteklemek bir yana, görmezden bile gelemeyiz biz. Bunu ancak zalimler söyler. Çünkü böyle diyenlerde zalimler güruhuna katılmışlardır, ya zulme yardım etmekle, ya zulmü meşru görmekle, ya zulmü engellemeye çalışmamakla ya da zulmü görmezden gelmekle.

Zalimde olsa mazlumda kardeşine yardım et.

Peygamberimizin gönderildiği Araplar da esas olan, tıpkı günümüz batılı ve batıcılarında olduğu gibi, hak ve adalet değil, kişisel ve kavmi çıkarlardı. Müşrik Araplara göre, kendilerinin zulmü iyi, başkalarının zulmü kötü idi. Bu nedenle, zalimde olsa mazlumda kardeşine yardım et darbı meselini kullanırlar ve buna uygun davranırlardı. Peygamberimiz bu darbı meseli şu şekilde yorumlayarak kullanılmasını tavsiye etti. Kardeşin zalimse zulmüne engel olarak, mazlumsa zulüm görmesine engel olarak ona yardım et.

Ben merkezli yaşayan ve ahiret hesabı endişesi olmayanların, Mekkeli müşrikler (ve bu günkü batılılar ile batıcılar, Esed ve Esedseverler) gibi kişisel ve kavmi çıkarlarıyla hareket ederek, zalimde olsa mazlumda kardeşlerine yardım etmeleri gayet tabidir. Lakin Allah merkezli ve ahirete endeksli bir hayat yaşadığını iddia eden Müslümanların bunu yapmaları asla söz konusu olamaz.

Mazlumun Dini Sorulmaz

Müslümanlar mazlumun dinini soramaz, zalim dindaşları da olsa, zulmü  mazur yada görmezden gelemezler. Suç kişisel olup, sadece bizzat zulüm yapan kişiye (ve varsa suç ortaklarına) suçlarıyla denk karşılık verilebileceği, 26.Şuara Suresi  39’dan 43’e kadar olan ayetlerde mubin (net) olarak ortaya konmuştur.  Bu ayetlerde, Mekke’de Müslümanlara zulmedenlere karşı, ancak misliyle mukabele edilebileceği bildirilmiştir.

Bu gün Suriye’de Işid isimli (sözde İslami) yapının gerek muhaliflere, gerek halka ve gerekse Esed için savaşanlara karşı yaptığı işkence ve canavarca öldürmelerin İslam’la bağdaşması asla mümkün değildir.

Muhalifler ve halkın haksız yere adam öldürmedikleri sürece başka gerekçelerle idam edilmeleri asla söz konusu olamaz. Esed saflarında savaşanlara ise, ancak tecavüz, işkence, sivil yada esir öldürmek gibi savaş suçu işlemişlerse; adil bir yargılamanın ardından ancak işledikleri suçun adil karşılığı (kısas) mahiyetinde ceza verebilirler.

Kısasta Denklik Esastır

Gel gör ki Işid, Esed saflarında savaşanlardan ziyade, özellikle muhaliflere karşı, adeta çağdaş bir Kabil gibi hareket etmektedir bu günlerde. Hakları olmamakla beraber, Esed’in askerleri ile İslamcı muhalifleri savaş şartlarının zorunluluğundan öldürmelerini anladık diyelim, lakin hayvan boğazlar gibi boğazlamalarını, işkence etmelerini neyle izah edebilirler.

Bu tür uygulamalar değil İslamcı muhaliflere değil, Esed saflarında savaşanlara dahi (eğer onlar bizzat böyle bir canavarlık yapmamışlar yada ortak olmamışlarsa) asla ve kat’a doğru değildir.

Kısasta denklik esastır. Yani kişi haksız yere birini nasıl öldürdü ise (kurşunla, bıçakla vs.), aynı şekilde kısasen öldürülebilir. Fazladan işkence yapılamayacağı gibi, savaş şartlarındaki öldürmelerde, bu gün ancak kurşunla öldürme söz konusu olabilir.

İlla Öldürecekseniz Adam Gibi Öldürün

Peygamberimizin düşmanların ölülerinin kulak yada burunları kesmesine bile müsaade etmediği ortada iken, değil Müslüman muhaliflerin ve savaş suçu işlememiş olan Esed askerlerinin hayvanlar gibi boğazlanması, çarmıha gerilmesi yada işkence ile öldürülmesi neyle izah edilebilir.

Kendilerini selefi olarak tanımlayan bu güruh, peygamberimizin ve selefin buna dair hangi uygulamasını görmüşlerde buna göre davranıyorlar. Peygamberimiz zamanında bile idamlar, en kolay ölüm şekli olarak, kılıçla boynun arka kısmandan bir darbe vurulmak suretiyle uygulanmakta idi, hayvan gibi boğazlanarak değil. Boynu kılıçla vurmak işkence ve acı çektirme amaçlı değil, o günkü şartlarda en kolay ve acısız idam şekli olduğu için tercih edilirdi. Bu gün bu idam şekli Suudi Arabistan’da hala uygulanmakta bildiğim kadarıyla.

Günümüzde kurşunla idam en kolay ve insani idam yolu olup, normal idamların böyle yapılması gerekir. Peygamberimizin hayvanların kesiminde bile merhametli olunmasını tavsiye etmesi ortada iken, adam gibi hayvan boğazlar gibi insan boğazlamak, faillerini ebedi cehennemlik edecek bir suçtur.

Bir Yanda Işid Bir Yanda Esed

Geçmişte Işid’in Esed saflarında savaşanlara uyguladığı İslam dışı muameleler midemizi bulandırır ve direnişi kirletirken, aynı uygulamaların bu kez İslamcı muhaliflere yöneltildiğine şahit olmamız bizi şok etti.

Öyle ki, Ocak ayında ortaya çıkan 55 bin işkence fotoğrafının acısından bile büyük bir acı yaşattı bize. Çünkü Esed ve şebbihaların bu yaptıklarının onların tabiatlarına uygun olduğunu ve on yıllardır Suriye’de yaşanmakta olduğunu biliyorduk ve bu görüntülere hazırdık.

Işid’in Esed saflarında savaşanlara yaptığı İslam dışı muameleleri ilk duyduğumuz anlarda bunlara inanmak istemedik. Çünkü biz tüm Müslümanları kendimiz gibi bildiğimizden dolayı Müslümanların böyle caniliklere ihtimal vermiyor, savaş şartlarının ortaya çıkardığı istisnai aşırılıklar olduğunu düşünüyorduk.

Lakin aynı uygulamaların muhaliflere de yönelmesi ve hayvan boğazlar gibi kardeşlerimizin (kardeşimiz sandığımız çağdaş Kabiller olan) Işid mensuplarınca boğazlanması, bizi elbette Esed’in canavarlıklarından çok çok daha fazla sarstı.

Esed’mi Daha Şedit, Işid’mi?

Geçen hafta AA tarafından yayınlanan yeni işkence fotoğrafları, bir kez daha Esed’in zulmüyle Işid’in asla yarışamayacağını hatırlamamıza vesile oldu. Gerçi Işid Suriye’de Esed’in imkanlarına sahip olursa Esed’i aratır mı, orası da üzerinde düşünülmesi gereken başka bir husus ama, hali hazırda Işid’in Esed’in eline su dökemediği çok açık.

İşin daha acı tarafı, artık hem Işid’in zulümlerinin, hem de Esed’in zulümlerinin kanıksanır hale gelmesi. Esedseverlerin bu zulümleri görmezden gelmesi ve hatta gizliden gizliye sevinmesi, dünyadan sadece dünyalık menfaatleri açısından haberdar olan halkımızın ekseriyetinin bu zulümlerden çoğu zaman haberdar bile olmaması normal.

Fakat bizlerde de bu yaşananlara ve zulümlere karşı kanıksama oluşması, adeta morg görevlisi imamlara dönmemiz anormal. Oysa o öldürülenler mazlum çocuklar, kadınlar, gençler, ihtiyarlar. Mazlumlukları bile onlar için acı çekmemizi gerektirirken, üstüne üstlük onlar bizim kardeşlerimiz, Allah yolunda oldukları için o işkencelere, açlığa mahkum edilmiş kişiler.

O Fotoğraflardakiler El Değil, Kardeşlerimiz, Oğullarımız, Babalarımız

Biz rahat ve güvenli evlerimizde, işyerlerimizde oturur; gönlümüze göre çarşı ve kırlarda gezinirken; kardeşlerimiz ağıllardaki hayvanlar gibi zindanlara tıkılıyor, hayvanlara yapılmayan muamele, Esed’in cehennemlerinde işkence ve boğazlamalara maruz kalıyor.

Üstelik şimdiye kadar yayınlanan fotoğraflar buzdağının görünen kısmı sadece. Görünen kısmı böyleyse, ya görünmeyen kısmı? Ya zindanlarda sistematik tecavüze uğrayan, bazı iddialara göre rahmine fare konularak işkence edilen kızlarımız ve kadınlarımız.

Ne kadar kolay kurulan kelimelerle oluşturulmuş haberler okuyoruz. “Gözü oyulmuş, cinsel uzvu kesilmiş, ikiye ayrılmış bedenlerden, sistematik tecavüze uğrayan kız ve kadınlardan” bahsediliyor haber metinlerinde. İyi ama o fotoğraflarda kendimizi, kardeşlerimizi, oğullarımızı ve kızlarımızı görmeli, o haberleri okurken bu menfur uygulamalar en yakınlarımıza yapılıyor olarak hissetmeli değil miyiz? Onlar bizim kardeşlerimiz, davadaşlarımız değil mi? Aynı haberleri öz kardeşlerimiz ve çocuklarımız içinde bu kadar serinkanlılıkla yazabilir yada okuyabilir miyiz?

O Fotoğraflar Sadece Geçmişe Ait Değil, Şimdiyi Ve Yarını da Anlatıyor

İşin acı tarafı, bu fotoğraflar yaşanıp bitmiş bir durumu anlatmıyor. Halen tüm hızıyla süren, on binlerce insanın an be an içinde bulunduğu bir durumu anlatıyor o fotoğraflar. Siz bu yazıyı okurken kim bilir kaç Müslümanın gözü oyuluyor, bedeni parçalanıyor, kaç kız yada kadına tecavüz ediliyor?

Yahudiler 60 – 70 yıl önce Nazilerce yapılan işkence ve katliamların izini sürüyorlar hala; ki onlara yapılanlar, Suriye’de yapılanların yanında çok hafif ve ve gayet insani kalır, kıyaslanamaz bile. Biz ise halen devam eden bir işkence ve katliamın değil izini sürmek, çoğu zaman hatırlayamıyoruz; değil Türkiye gündeminde tutmak, kendi camiamızın yada kişisel gündemimizde bile tutamıyoruz.

Suriye’de gerek Işid’in ve gerekse Esed’in yaptığı zulümler insanlık suçları olup, bunları onaylamak yada görmezden gelmekte, bu suça bir şekilde ortak olmaktır. Bu nedenle tüm zulümlere tepki vermeli, devamlı gündeme getirmeliyiz. Öncelikle bu zulümlerin önünü almak, ardından zulmedenlerin gerekli cezayı almalarını sağlamak için.

Bu Zulümleri Gündemde Tutmalıyız

Elbette bu zulümleri önlemek kişisel ve camia boyutundaki çapımızı aşar, lakin öncelikle kendi iç gündemimizde, aile ve camiamızın gündeminde tutmak; bu gündemi Türkiye’nin önemli gündemlerinden biri haline getirmek için sözümüzle, yazımızla, eylemlerimizle ve başka yollarla gayret sarf etmek imkanlarımız dahilindedir.

O acıları hissetmek ve sık sık hatırlayarak mazlumların felahı, zalimlerin helaki için dua etmek ise, mutlaka yapmamız gereken asgari amelimiz olmalıdır. Malum, kötülüğe eliyle, olmuyorsa diliyle engel olunması, bu da olmuyorsa kalben buğz edilmesi, buda yoksa iman olmadığına dair peygamberimizin çok önemli bir uyarısı vardır.

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim