Iskat-ı salat ve devir -2

19.07.2012 00:34

Ahmet Kurucan

Iskat-ı salat ve devir uygulamasında ilk ve bugünkü dönem uygulamaları arasında dağlar kadar fark olduğunu anlatacaktık bu yazımızda.

İlk dönemlerde Müslümanlar namaz başta olmak üzere ibadet hayatlarında günümüz Müslümanlarına nisbetle çok daha fazla dikkatli idiler. Namazı aradan çıkartma yerine, onu gündelik hayatlarının merkezine koymuş, hem keyfiyet hem de kemmiyette ciddi mesafe kat' etmişlerdi. 'Hayat tarzları bunun üzerine kuruluydu o insanların' desek hata etmiş olmayız. Tabakat kitaplarında yer alan örnekler bunun şahididir. Söz gelimi çok namaz kılmaktan namazda derinleşmeye uzanan örnekler anlatmaya kalksak, müracaat edeceğimiz dönem bugün değil bahsi geçen dönemlerdir.

İbadet hayatında bu denli ciddiyetin olduğu bir dönemde insanların namazlarını kılmaması gibi bir şey düşünülmeyeceği gibi, kılamamaları da mutlaka geçerli bir mazeret sebebiyledir. İmayla bile olsa namaz kılamayacak derecede yatağa mahkum olma akla gelen ilk örneklerdendir mesela. İşte ıskat-ı salat hayatı boyunca yüzünü kıbleden döndürmemiş, alnını seccadeden kaldırmamış böylesi kişiler için tabir caizse bir kurtuluş simidi olmuştur; olmuştur ama şu unutulmamalıdır; bunun uygulanması için ölünün vasiyetinin bulunması ve malının üçte birinin ıskatı gereken namazlara kifayet etmesi şartı aranmıştır. Malum her bir namaz için bir fidye. Sonraki dönemlerde sözünü ettiğimiz şartların uygulanmasında gevşemeler olması, vasiyet aranmaması, devir yapılması başka bir bahis.

Günümüze gelince; ne kemmiyet ve keyfiyette, ne dini şuur ne de dini hassasiyette aynı seviyenin korunduğu söylenebilir. İstisnalar bir kenara alnı secdeye değmemiş insanlar için sanki dini bir ritüelmiş gibi ıskat-ı salat ve devir'lere rastlıyoruz biz bugün. Ölünün ortalama mükellefiyet yaşından vefat edinceye kadar tahakkuk eden tüm namazları vakit be vakit hesaplanarak rakamlar çıkartılıyor. Çıkan rakamların büyüklüğü ayrı çare arayışlarını beraberinde getiriyor ki devir'in temelinde yatan da budur.

Sözü uzatmanın manası yok; o zaman ne yapılmalı, sorusunun cevabını arayalım. Bu hususta herkesin farklı kanaatleri olabilir. Kimileri tıpkı ilk dönemlerde olduğu gibi ister vasiyet ister vârislerinin şuurlu istekleri ile ıskat-ı salat'a 'evet' der ve belli bir miktar parayı fakir fukaraya tasadduk eder; kimileri de izahına çalıştığımız temellerden hareketle hayır deyip aynı miktar parayı sevabı ölüye bağışlanmak üzere nafakada bulunur.

Bizim tercihimiz ikincisidir. Neden? Kısa kısa belirtelim.

1- Namaz bedeni bir mükellefiyettir. Bedeni ibadetlerde niyabet caiz değildir. Bir başkasının kılması ile asıl mükellefin namaz borcu sakıt olmaz. İbadetler vaz' edildiği esaslar üzerine eda edilmek zorundadır. Mazeretli ya da mazeretsiz terk edilen, zamanında kılınmayan namaz hakkında yapılacak tek şey kazadır.

2- Namazın oruç tutamayanların fidye vermesi ile mukayesesi usulü fıkıh tabiriyle fasid bir kıyastır. Iskat-ı savm ile ıskat-ı salat birbirine karıştırılmamalıdır. Bu fikri ilk defa ortaya atan İ. Muhammed bile kıyas değil ilhak demiştir. Daha açık ifadeyle fıkhi bir temeli yoktur.

3- Böyle bir uygulama dini bilgi, şuur ve hassasiyetin zayıf olduğu Müslümanlarda namaza karşı tembellik duygularını tetikleyebilir ki ıskat-ı salat ve devir uygulamasının olduğu hemen her yerde buna ait nice sözler, nice yorumlar, nice fetvalar ortalıkta dolaşmakta, kulaktan kulağa yayılmaktadır.

4- Bir hadis-i şerifte "İnsanoğlu vefat edince şu üç şeyden başka ameli sona erer: Devam eden sadaka (hayır), faydalanılan bilgi ve ona dua eden hayırlı evlât" buyurur Allah Rasulü (sas). Hadisin ilk maddesi açıkça ölü namına yapılan hayrın, sadakanın ona ulaşacağını ifade etmektedir. Bu kadar açık beyanın olduğu yerde özellikle günümüzde dini değerleri tahrife kadar uzayacak bidatlara kapı açmak doğru değildir. Öyleyse yapılacak en güzel şey; ölünün ahirette af ve mağfireti için dua yapmak ve onun namına hayır hasenatta bulunmaktır.

Not: Okuyucularımızın Ramazan'ını tebrik eder, nice hayırlara vesile olmasını Allah'tan niyaz ederim.

ZAMAN 

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim