1. YAZARLAR

  2. Melih Altınok

  3. Isırmadan, kanatmadan öpüşemiyor musunuz
Melih Altınok

Melih Altınok

Yazarın Tüm Yazıları >

Isırmadan, kanatmadan öpüşemiyor musunuz

A+A-

BDP’lilerin ve PKK’lilerin Şemdinli kalkışması sonrası “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duydukları şu günlerde” kameralar önündeki buluşmaları konuşuluyor.

Peki, niçin böyle bir buluşma “organize” edildi?

Bence bu sorunun yanıtı gelen tepkilerde.

Özellikle CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sanki çok manidarmış gibi manşetlere taşınan, Habur’u da hatırlattığı şu sözlerinde:

“Buluşma Oslo’da mı, Suriye’de mi, Amerika’da mı, Avustralya’da mı oldu? Hayır, Türkiye’de oldu. Orada medya, PKK’lılar, BDP’liler, gazeteciler, halk, halkın bir bölümü vardı. Devlet neredeydi acaba? Sayın Başbakan bunu kendisine soruyor mu?”

Yani ne diyor Kılıçdaroğlu?

“Devlet buna niye müsaade etti?”

Başka?

Barış için, Britanya gibi, İspanya gibi, İtalya gibi “savaştığıyla görüşen” hükümetin takdir edilesi sicilini milliyetçi-ulusalcı kamuoyuna hatırlatıp jurnalliyor.

Neyi salık veriyor Kılıçdaroğlu?

Konvoydaki bir BDP vekilinin “PKK’nin kontrolünde” dediği bölgenin yeniden “vatan toprağına katılmasını”.

Peki, Kılıçdaroğlu’nun istediği nasıl olacak? Kuşkusuz ricayla değil. Daha faza vurarak, öldürerek, silahla...

Kılıçdaroğlu o mıntıkada askerin de polisin de olduğu biliyor elbette. Ama devletin bu “yetersiz varlığının” sözkonusu görüntülere engel olamadığını söylediğine göre daha sıkı bir “varlık gösterisi” arzu ediyor.

Sıkıyönetim nasıl olur Sayın Kılıçdaroğlu?

Evet, sağda solda rastladığım “bence CHP artık AKP’nin önüne geçti” türünden iner misin çıkar mısın yorumlarının muhatabı Halk Partisi’nin “yükselişi” bu.

MHP’nin ve diğer savaşçı unsurların tepkilerini aktarmaya da gerek yok.

Hükümet cephesi de doğal olarak bu görüntülere tepki verdi. Bereket korktuğum ve arkadan “ittirenlerin” beklediği kadar sert açıklamalar gelmedi. “Şiddetle aralarına mesafe koymuyorlar” minvalinde yakınışlarına şahit olduk, o kadar.

“Bu kadarı bile fazla” diyen maksimalistler, dünyanın benim diyen demokratik devletinde bu sahneler yaşansa, oranın hükümeti ne tepki verirdi sanıyorlar acaba?

Hâlimiz işte budur.

PKK ve BDP bu mizansenle tıpkı açılım günlerinde, Habur sonrasında olduğu gibi milliyetçi kamuoyunun “vur” çağrısına karşı hükümeti dirençsiz bırakmaya çalışıyor. “Silah bırakırlarsa şüphesiz ki güvenlik güçlerimiz de hemen operasyonlarını keser. Çünkü güvenlik güçlerimiz operasyona meraklı değil” deme basireti gösteren Başbakan Erdoğan’ı ve AK Parti’yi askerî çözüme doğru itekliyor. “Gerilla burada devlet nerede” diye operasyon için “gel gel” yapıyor. CHP’si ve MHP’siyle muhalefet de beklenen aksi sedalarıyla bu ezgiye kanon yapıyor.

Allah aşkına açın gözlerinizi, başka bir anlamı var mı bu işin?

Kaçak dövüşmek yok öyle.

Karşımıza “Gerilla da insan değil mi? realite bu. Ellerini havada mı bırakaydık” falan diye gelmeyin.

Bir kısım vatandaşın âdemoğulluğunu tartışan mı var?

PKK’lilerle diyalog kurmayın mı dedi biri?

Sözümüz;

Bu diyalogun “iyi çocuklar güzellemesi” olması, silahı, savaşı teşvik etmesi.

Muhabbetinizin “Kralsınız, helal olsun, ne güzel bastınız Şemdinli’yi, anadilde eğitim için demokratik özerklik için” noktasına varması.

Kürt gençlerine rol model yaratmaktan başka bir şeye hizmet etmeyen tebriklerinizin, güzellemelerinizin yanına, naifçe bir “vurma” nasihati ekleyememeniz.

Öpüşürken sarılırken, tatlı sözlerle gönlüğünü aldığınız sevdiğinizin kulağını, aralarından kanatlı sözler dökülen dişlerinizle ısırıp kanatmanız, ortalığı kızıştırmanız yani.

Amacınız operasyonların durması, kan dökülmesini engellemek olsaydı elindeki silahla muhabir tehdit eden, şov yapan o gençlere hazır kameraları da bulmuşken azıcık cesur olurdunuz. “Bari konuşurken şu silahını koy kenara” derdiniz.

En azından Hüseyin Aygün gibi, demokratik talepler için dağda olmanın saçmalığından yakınan “Dersim’deki arkadaşlarının” sözlerini hatırlatırdınız gençlere.

Yapamazsınız.

Çünkü “keskinleşme” istiyorsunuz. Soruşturma ve kapatma davası için fütursuzluğunuzu savcıların gözüne sokuyorsunuz. Avrupa’nın ve tüm demokrat dünyanın mahkûm ettiği bir fiilde ısrar ediyor, şiddeti sistematik olarak övüyorsunuz. Derdiniz, sarıldığınız o PKK’lilerin hayatı, polislerin, askerlerin canı değil, tutunduğunuz koltuğunuz.

Ama garip bir memleket burası. Bakın görün, doğru düzgün alıntılama yapmayı bile becermediği hâlde tarihçi pozlarındaki bir “derlemeci” çıkar şimdi de. Askerî çözümün yolunu döşeyenlerin eleştirildiği bu satırları “hükümet güzellemesi” olarak yorumlar.

Bellediği değnekle, antimilitarist, kemiksiz şiddet reddiyesini atlayıp “iktidarı” hükümetten ibaret sayan sığlığıyla “solculuğunu” konuşturur yine. Daha az askere sahip diye mazlum ilan ettiklerinin canını “barış barış” diye diye savaşa pazarlar.

Bedeli kendileri ödese güler geçeriz de, Cem Yılmaz’ın dediği gibi, savaşçının “yerli malı haftası” kafasındaki ağzı körük adeta.

O körük her açılıp kapandığında hararetle sırtları sıvazlanan çocuklar vuruyor da vuruyor birbirini.

Biz ölüyoruz!

Umurunuzda mı?

melihaltinok@gmail.com

TARAF

YAZIYA YORUM KAT