1. YAZARLAR

  2. Yasemin Çongar

  3. Işık Koşaner’in ulusalcı manifestosu
Yasemin Çongar

Yasemin Çongar

Yazarın Tüm Yazıları >

Işık Koşaner’in ulusalcı manifestosu

A+A-

Orgeneral Işık Koşaner’in 27 ağustosta Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini devralırken yaptığı konuşma, demokrasi açısından ne kadar talihsiz saptamalarla doluysa, Türkiye’deki ulusalcı kesimin zihniyetini yansıtması açısından da o kadar paha biçilmezdi.

 

Öyle ki Taraf’ın dünkü manşetinde “andıç” diye nitelendirdiği bu konuşmayı pekala “ulusalcı bir manifesto” niyetine okuyabilirsiniz.

 

Küreselleşmeyi öcü ilan eden; Avrupa Birliği ve ABD karşıtlığını gizlemeyen; ordunun çekilmesi gereken demokratik yetki sınırlarına baş kaldıran bir manifesto...

 

Ve tabii, bu ülkede dünyaya sırtını çevirmeyen, dünyanın demokratik standartlarını burada da hayata geçirmek isteyen kim varsa onları “halk düşmanı” ilan etmeye yeltenmesiyle “andıç” benzetmesini ziyadesiyle hak eden bir üslup.

 

***

 

Orgeneral Koşaner, küreselleşmeye duyduğu nefreti 1920’lerden kalma bir zihniyetle ortaya koyan ve 2008 yılına ait olması bakımından kanımca “ibretlik” kategorisine giren cümlelerinden birinde şöyle diyor:

 

“Ulus ötesi sosyal ve kültürel hareketler ile etnik çeşitlilik, ulusal birlik ve güvenliği tehdit eder hale gelmiştir; uluslararası kuruluşlar ve ulus ötesi sivil toplum örgütleri küresel karar alma ve uygulama aşamasında giderek daha etkili olmaya başlamıştır.”

 

Türkiye’nin 2008’deki Kara Kuvvetleri Komutanı’nın sosyal ve kültürel hareketlerle, etnik çeşitliliği tehdit sayması sizce makul mü?

 

Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefini benimsemiş; küresel ekonomiye her geçen gün daha fazla entegre olan; uluslararası kuruluşlarda temsil edilen ve daha etkin temsil edilmeyi arzulayan bir ülkenin Kara Kuvvetleri Komutanı’nın, uluslararası kuruluşların ve sivil toplum örgütlerinin etkisinin artmasından yakınması sizce mantıklı mı?

 

***

 

Koşaner’in, “küreselleşmenin önünde en büyük engel” olarak nitelediği “ulus devlet” için yarı ağıt-yarı methiye tadındaki konuşmasında, küreselleşmenin motoru ve ulus devletin baş düşmanları olarak Avrupa Birliği ve ABD’yi gördüğü de aşikâr.

 

Mesela, ulus devleti ortadan kaldırma girişimleri arasında, Putin Moskova’sının pek hoşuna gidecek bir üslupla “ülkelere aşılanan renkli başkaldırıları” sayıyor ki, buradan hem Bush yönetimini hem de Soros gibi Demokratları, yani ABD’nin birbirine karşıt iki siyasi cephesini birden hedef alıyor.

 

Konuşmasının devamında, “Ulus devletler adeta demokrasi adına dağılmaya, insan hakları adına da bölünmeye mahkûm edilmektedirler” derken ise, Koşaner’in hıncı daha ziyade Avrupa Birliği’ne yöneliyor kuşkusuz.

 

“Uluslararası ekonomik aktörlerin belirleyici rolü, ekonominin ulusal denetimini ve hükümetlerin etkinliğini sınırlandırmaktadır” diye şikâyet ederken de, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü ve, evet, yine Avrupa Birliği gibi kurumlara hiddetlendiği açık.

 

Peki bütün bu kurumlarla işbirliğini, hadi adını koyarak söyleyelim, bir “ulus devlet” politikası olarak sürdüren bir ülkenin NATO kapsamında ABD’nin çok yakın müttefiki olan ordusunun Kara Kuvvetleri Komutanı’nın bu sözleri sizce ne anlama geliyor?

 

***

 

Ulusalcılık mönüsünün demirbaşlarından “içimizdeki düşman” faslında da, ulusalcı manifestosunun hakkını veriyor Koşaner:

 

“Küresel güçler tarafından kurgulanan ve ülke içi medya, bazı akademik ve sermaye çevreleri ile sivil toplum örgütleri içine yuvalanan post-modern bir tabakanın oluşturduğu propaganda ve etki ağı; ulusal birlik, ulusal değerler ve güvenlik parametrelerinin zayıflatılması ve çözülmesi yönündeki gayretlerini sürdürmektedirler... Ülkemizin yumuşak gücünü oluşturacak sivil kabiliyetler geliştirilemediği gibi aksine dış fonlarla yönlendirilen sivil toplum örgütü ve kuruluşu görünümlü unsurlar, bozucu ve yıkıcı özellikleri ile kendileri güvenlik sorunu olmaktadırlar.”

 

Bu dehşetengiz paragrafın, meramını anlatmakta zorlanan terminolojisinin içinden süzülen gerçek, Türkiye’nin 2008’deki Kara Kuvvetleri Komutanı’nın kendisi ve çevresi gibi 1920 kafasıyla düşünüp davranmayan gazeteci, yazar, akademisyen, sermayedar ve diğer sivil toplum temsilcilerini “güvenlik tehdidi” saydığı değilse, nedir?

 

Peki, Ergenekon iddianamesinde birçok örneği yer alan fişleme tabloları ya da asker eliyle ulusalcı sivil toplum örgütü oluşturma girişimleri ile bu paragraf arasındaki ürpertici paralelliğe ne demeli?

 

***

 

Son olarak, manifestosunda diyor ki Koşaner:

 

“Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ulusunun dışında ayrı bir denetime ihtiyacı da bulunmamaktadır.”

 

Generalin meramını tam olarak bilmek imkânsız, ama ister istemez, Avrupa Birliği’nin “askeriye üzerinde tam sivil denetim” kriterinden rahatsız olduğunu düşünüyor insan.

 

Eğer öyleyse Koşaner’in kelime seçimi talihsiz; zira “ordunun ulus tarafından denetlenmesini” bir sağlayabilsek, zaten mesele kalmayacak.

 

Sivil irade ve o iradenin seçtiği siyasetçiler, silahlı kuvvetler üzerinde tam bir yetki ve denetimle hareket etmeye başladıkları gün, kuvvet komutanları da, bu tür siyasi manifestolar yayınlayamayacaklar.

 

Neyse ki, dünyanın ittiği ve toplumun gittiği istikamet bu... Neyse ki ufukta 1920 değil 2020 var.

 

TARAF

YAZIYA YORUM KAT

2 Yorum