1. YAZARLAR

  2. Hayrettin Karaman

  3. IŞİD, Boko Haram, el-Kaide vb.
Hayrettin Karaman

Hayrettin Karaman

Yazarın Tüm Yazıları >

IŞİD, Boko Haram, el-Kaide vb.

A+A-

Başka bir yazıda Peygamberimiz'in (s.a.) insanları neye nasıl davet ettiği, Müslüman olmam diyenlere ne yaptığı konusunda önemli bir hadisin mealini vereceğim.

İlgili âyetler ve hadisler ile bunları ehliyetle yorumlamış ve İslam'ın hükmünü ortaya koymuş olan alimlerin yazdıklarına ve asırlardır süregelen uygulamaya baktığımızda, yazının başlığında birkaçının adını zikrettiğim grupların ve bunlara ait İslam anlayışı ve uygulamaların 'sahih İslam'dan çıkmayacağı kesindir; yani bu grupları İslam doğurmamıştır, bunların nesepleri sahih değildir, 'nikahsız başka babalar'dan doğmuşlardır.

Çağımızın önde gelen alimlerinden Ali Muhyiddîn Karadâğî'nin el-Cezîre Türk'e verdiği röportajda bu muzır cereyanların ve grupların ne zaman ve nasıl ortaya çıktıklarına dair dikkat çekici tespitler var:

'...Bunlar İslam dünyamızda son yıllarda ortaya çıktı. Başlangıçta selefi düşünce ismiyle çıksa da, kökleri, Müslümanların kimi dost, kimi düşman bileceği konusundaki hükmünün katı, daraltılmış ve sert anlayışına dayanıyor. Onlar bu düşünceyi daraltınca belli vasıfların dışında kalanları İslam milletinin dışındakiler olarak algıladılar... Bu katı düşünce daha sonra gelişti ve özellikle baskıcı rejimlerin hapishanelerinde hayat buldu. Mesela ilk çıkışı Mısır hapishaneleri olmuştur. İçeriye atılanların, etraflarındaki polis ve askerlerde düşündükleri İslam vasıflarının hiçbirisini görememeleri sert fikirlerinin zeminini oluşturdu. Bu fikri sahiplenen Muhammed Şükrü Mustafa kurduğu gruba 'Tekfir ve Hicret Cemaati' adını verdi. Onun bu fikrine yine kendisiyle aynı dönemde cezaevinde bulunan ve işkence gören İhvan Genel Sekreteri Hasan Hudeybi karşı çıktı ve onların bu fikrine reddiye olarak yazdığı kitaba 'Yargıçlar Değil Davetçiler' adını verdi. O dönem İhvan üyeleri onlardan çok daha fazla işkence görüyor ve öldürülüyorlardı ama anlayışları farklıydı. Şunu diyorlardı, ne yaşanırsa yaşansın, biz Allah yolunda sınırımızı aşıp 'insanları İslam'a davet yerine haklarında hüküm verici olamayız. Bir insana 'kafir veya değil' demek, onun hakkında hüküm vermektir...

'Aslında bazıları geri adım attı. Gençlerin arasında bu düşüncenin yayılmasının iki nedeni var. Fikirde katılık ve baskıcı yönetimlerin yaptığı uygulamalar. Allah'ı tanımayan, onun hükümlerini dikkate almayan baskıcı, zalim rejimler onları bu katılığa itti. 'Allah'ın hükümleriyle hükmetmeyenler kafirlerin, fasıkların ta kendileridir' mealindeki ayetin zahiri anlamını alarak bu tezlerini savundular. Gerçekten de o yöneticilerden bazıları İslam'a savaş açmıştı. Aslında buna karşı mücadelenin yolu tekfir etmek değildir, buna ragmen, bu fikirler ortaya çıktı.

'Gençler zaten hırslı ancak şunu da söylemek lazım; bu dönemde arabulucu, ılımlı alimler gerekli olan ortayı bulma yolunda görevlerini yapmadılar. Böylece onlar bu boşluğu doldurmuş oldular... Bu gruplara bazı Arap ülkelerinden büyük mali yardımlar da yapıldı. Buna 'Gerçek selefilik' diye güzel de bir isim buldular. Oysa gerçek selefilik bu değil. Ilımlı selefiliği kasdetmiyorum, buna göre biz de selefiyiz.

'Tekfir ve Hicret fikri ortaya çıktıktan sonra Mısır'daki cihadı önceleyen kişiler bunu sahiplendi. Devlet Başkanı Enver Sedat'ın öldürülmesini organize ettiler, hapse atıldılar, Sonra bunlardan bir kısmı geri adım atıp bunu kitaplaştırdılar. Ancak bu düşünce doktor Zevahiri üzerinden Afganistan'a ulaştı. Usame bin Ladin bu fikirden etkilendi. Parası ve gücü vardı ve o dönem Körfez ülkeleri cihadı destekliyordu. Sonra mücahitler kendi aralarında ayrılığa düştüklerinde, bu fikirlerin yayılması için zemin bulunmuş oldu. Mücahitler o dönemde orta yollu bir İslami düşünceye, İhvan ya da benzer düşüncelere sahipti . Ama kendi aralarında ayrıştılar...

'Böyle bir ortamda Arap Baharı ortaya çıktı. Önce Tunus kendi baskıcı yöneticisinden kurtuldu, sonra Mısır. Arap Baharı sürecinde sertlik yanlılarının gücü azaldı. Ama ılımlılar, doktor Mursi hedef alınınca, dediler ki bizim savaşmaktan başka mücadele yolumuz yoktur. Şunu bilelim ki; bu düşünceler her zaman doğal olmayan ortamlarda yayılır. Özgürlük ortamları, serbestiyet olsa bu fikirlerin zemin bulması mümkün olmaz. Arap dünyasında insanlara serbestçe gösteri yapma hakkı tanınsa, bu tür durumlar yaşanmaz. Yönetimlerde, yöneticilerde değişimler olsa bu fikirler yayılmaz. Ülke liderleri Allah'ın dinine önem verseler bunlar çıkmaz...

'Bu düşünceler yabancılar tarafından kullanılıyor. Batılılar, Osmanlı sonrası İslam dünyasıyla askeri yöntemle savaşmak yerine kültürel savaşı planladı. İslam dünyasında bölünmeler oluşturma planları yaptılar. Bunu da iktidarlar üzerinden değil, fikirler üzerinden planladılar... İslam dünyasını bölecek yeni düşünce arayışlarını gittiler ve bu doğrultuda işte bu cemaatleri buldular...

'Sertlik yanlısı bu kişiler kendilerine en büyük düşman olarak ılımlı İslam'ı görüyorlar. Mesela bugün Irak'ta Afganistan'da, ya da başka bir yerde Müslüman Kardeşler'den birini gördüklerinde, öldürüyorlar, kesiyorlar...

'Bunun yanında maalesef, Amerikan haçlı, siyonizm projesi olarak da bu cemaatler üretilmiş ya da içlerine sızılmıştır. Tıpkı Mısır'daki selefi akımlar, Ezher kökenli kişiler ve Sufi bazı hareketler gibi. Amerika'nın ılımlı İslami düşünceyi hedef alan stratejisi, İslam dünyasında başarılı olmuş akımları başarısız kılma maksadı taşır. Mesela bugün Türkiye'de başarılı bir proje vardır. Dolayısıyla onlar İslam'ın kendi adını kullanarak başarılı olan projeleri baltalamayı hedefliyorlar. Bugün İslam dünyasında halkın kabul ettiği tek gerçeklik İslam'dır. Dolayısıyla İslam ile mücadeleyi yine İslam içindeki kişilerle yapıyorlar...'

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT

4 Yorum