1. YAZARLAR

  2. Yıldız Ramazanoğlu

  3. İşgalleri Aklayan Zemin: Emperyalist Kadın Dili
Yıldız Ramazanoğlu

Yıldız Ramazanoğlu

Yazarın Tüm Yazıları >

İşgalleri Aklayan Zemin: Emperyalist Kadın Dili

A+A-

Ay lacivert gökyüzünde binlerce yıldızla birlikte parlıyordu. “Ne kadar sabredeceksin” dedi. “Bugün köyümüzde kan ağlamayan yaralı olmayan bir tek yürek yok. Her sabah güneş doğarken, başkalarına neş’e ve ferahlık müjdesi, bizlere ise musibet ve elem haberleri geliyor”. REHGOZER (Afgan öykücü...)

Birleşmiş Milletlerin bağımsız uzmanı ve özel raportörü Sigma Hüda dünya kamuoyunu kadına karşı her türlü şiddete karşı çıkmaları yönünde uyarıyordu. 25 Kasım dünyada kadına karşı şiddetin önlenmesi günü ilan edilmişti. Böyle bir günde kadınların ve çocukların başına gelen “trafficing” (İnsan vücudu veya emeğinin zorla kullanılması ve bunun bir meta haline getirilmesi, kısaca insan ticareti olarak tanımlanabilir.) olayı, yani bir nevi kölelik sirkülâsyonu meselesinin özel görevlisi olarak bu kötülüğe karşı durmamız için hepimize çağrı yapan bir rapor sunmuştu. Şiddetin bu çeşidine yol açan olayların başında elbette işgaller, saldırılar, ülkelerin yağmalanması gelirdi normalde. Ama çağrının detaylarında bile buna hiç değinilmiyordu…

Kadına yönelik şiddet insanlık tarihiyle aynı yaştaydı ve fiziksel moral ya da psikolojik her türlü şiddetin bertaraf edilmesi için uyanık olma günü olan 25 Kasım bir fırsattı. Hiç değilse bu günlerde dikkatimizi bu yöne teksif etmeli ve önceliği bu soruna vermeliydik. 

Hüda’ya göre kadına yönelik şiddet iki kategoride değerlendiriliyordu. Birincisi kamusal alanlarda olanıydı ki iş yerindeki taciz, cinsel sömürü ve istismar, fuhuş, kadınların iş ya da seks için köle olarak kullanılacakları evliliklere zorlanmaları, ikinci kategori de ev içi şiddetti. Şiddet hiçbir şekilde ırk, kültür ayırmadan dünyanın her yerinde insanları gelip buluyor, hatta kimi zaman yoksulluğu önleme politikaları adına sinsice yer alıyordu hayatımızda. Bütün bunlardan söz edilirken dikkat kesiliyor ve işgallerin, masum insanları bombalamanın, şehirleri yerle bir etmenin yarattığı göçlerin, kadınların babasız kalan çocuklarla baş etmede yaşadıkları ölümcül zorlukların da gündeme getirilmesini bekliyorduk dünya raportöründen doğal olarak. Bir uzmanın işgallerin yol açtığı felaketleri bilmemesi imkânsızdı.

Fakat ne yazık ki raporda bu konuda küçük bir itiraz bile yer almıyor, bütün bu sayılanların hepsine birden yol açan saldırılar ve tek taraflı savaşlar hiçbir şekilde dile getirilmiyordu1.

Meseleye Irak ve Afganistan özelinde biraz yakından bakacak olursak, raporların haberlerin bildirilerin makalelerin dilinin sanki bir merkezden çıkmış gibi hep aynı olduğunu görebiliriz. Kullanılan dilin bu ülkelerdeki hakikati yansıtmak yerine, en kaba şekliyle aşağı statüde olan ötekinin aşağı konumunun kurulmasına ve sonra da “uygarlaştırılmaları” misyonuna hizmet ettiğini fark ederiz.

Bu türden metinlerde kadınlara şiddet uygulayan ülkelerden söz edilmekte, satır aralarında buna İslami inanç sisteminin yol açtığı ima edilmektedir. Evet şehirler yakılmış yıkılmıştır ama buna davetiye çıkaran adamların kadınlara karşı davranışları bilinse hak verilecektir olanlara. Burada farklı bir kültüre ait olan erkek ve kadın bedenler siyah öteki ve yok edilesi olarak gösterildikten sonra bir görev olarak siyah kadınların onlardan daha da kötü olan siyah erkeklerden kurtarılması öngörülmektedir zımnen.

Barbar Erkek Haberleri

Bu aşağılayarak ötekileştirme eğilimi medyada da gözlemlenebilir. BM’nin dünyanın çeşitli sorunlu bölgelerinden haber yapan önemli haber kurumu IRIN’ın sadece birkaç haberine göz atmak ilginç olacaktır. Çünkü bu kaynak bağımsız doğru ve güvenilir bir ağ olarak dünya medyası tarafından yaygın biçimde kullanılıyor.

Ülkenin baştanbaşa bombalandığı sayısız insanın öldüğü, yoksul halkın ölümcül koşullarda canlı kalma mücadelesi verdiği günlerde birkaç yüz kadın Afganistan’ın başkenti Kabil’de gösteri yapmışlar. Nedeni kadınların hiç sebepsiz şekilde kimi erkekler tarafından öldürülüyor ve buna karşı gerekli yaptırımların yönetim tarafından uygulanmıyor oluşuydu. Kadınlar ve çocuklar için insani yardım yapmak üzere kurulmuş bir sivil toplum örgütünün başkanı ve göstericilerden biri olan Urzala Ashraf, devlet başkanı Karzai’yi bu adamlar hakkında derhal dava açmaya ve takip etmeye çağırıyordu. Afgan Kadınlar Birliği(AWA) başkanı Suraya Parlika Taliban yönetimine son verilen 2001 yılından beri yaşadıkları en kötü zamanlar olduğunu söylüyordu. Beş kadın faili meçhul bir şekilde öldürülmüştü. Aynı göstericilerin binlerce insanın ölümüyle ilgili ise bir itirazları yoktu.2 Çünkü Batı kaynaklı haberlerin diline göre öldürülen özellikle de erkeklerse, onlar zaten bütün bu sonuçları hak edecek kadar vahşi, kötü, köktenci, geleneksel, anlayışsız ve barbardı.

Öte yandan çocuk yaşta evlilikler sanki çok yaygınmış gibi takdim edilerek bertaraf edilmesi gereken en temel problem olarak gösteriliyordu. Buna göre kız çocuklar canavarca yaşlı adamlara teslim ediliyor, kadından sorumlu bakanlığa bağlı kurumların ve sivil örgütlerin raporları kadınların yüzde 57 den daha fazlasının 16 yaşın altında evlendiğini gösteriyordu. Toplumu sarsan bu mesele Afganistan’ın en önemli meselesiydi. Bu da doğum yaparken hayatını kaybeden kadınların sayısını yükseltiyor kızların eğitim imkânlarını daha da aşağı çekiyordu. Babalar sonra da kocalar ve kayınpederler şiddet tehdidiyle kızların daha doğrusu bu çocuk eşlerin okula gidişini engelliyorlardı. Henüz fiziksel moral ve psikolojik oluşumunu tamamlamamış kızların evliliğinin ömür boyu sürecek kimi duygusal bozukluklara neden olması kaçınılmazdı. Bedensel ve cinsel sağlıkları da hiçe sayılıyordu. Kadından sorumlu bakan yardımcısı Suraya Subehrang’ın verdiği rakamlara göre her saat başı iki kadın doğum esnasında yaşamını yitiriyordu ki Asya’ daki ülkeler içinde en yüksek orandı.3

Hikâyesi aktarılan sayısız genç kızdan biri olan Zeynep -bu asıl adı değil, kimliği bilinmesin diye kullanılan takma isimmiş- 18 yaşında, beş çocuk annesiydi ve bir kadın sığınma evine yerleştirilmişti. Haberin verilişine göre “kadınların sürekli aşağılandığı acı çektiği her türlü insan hakkı ihlaline uğradığı tutucu ve patriarkal bir ülke olan Afganistan’ın başşehri Kabil’de” başından geçenleri şöyle anlatıyordu:“Ben 11 yaşındayken babam beni yaşlı bir adamla evlendirdi ve o adam bana geçen yedi yıl boyunca köle gibi davrandı”. Zeynep eşinden dayak yiyen, namus cinayetlerine kurban giden, zorla evlendirilen sayısız kadından biri olarak Afgan kadınının alışılmış durumunu anlatan iyi bir örnekti. Kocası onu camdan dışarı fırlattığı için ayağı kırılmış. Son çocuğunu birkaç hafta önce doğurmuş, sonra şiddetten canını kurtarmak için kaçmış ama bu da başka bir acıyı, çocuklardan ayrı kalma acısını getirmiş. Fakat başka seçeneği yoktu ve kocasının asla değişmeyeceğini biliyordu.4

Iraklı kadınların durumu da bundan iyi değildi. Mesela Cemile -ki elbette bu gerçek ismi değil- Iraklı bir adamın tecavüzüne uğramış ve şimdi sokağa çıkamaz olmuş. İntihara teşebbüs etmişse de başarılı olamamış.

Bu haberlerin izi sabırla sürüldüğünde kötü ve korkunç Müslüman adam öykülerinin hakikatine biraz daha yaklaşmak mümkün.

Satır aralarını okuyunca anlaşılıyor ki, işgalden önce Irak’ta tecavüz son derece nadir bir olaymış. ABD’nin 2003’de ülkeyi yağmalamaya saldırmaya başlamasıyla hapishanedeki binlerce mahkumu salıvermesi, yaratılan kargaşa ve asayişsizlik ortamı hukuku ortadan kaldırmış. Petrolün dışında hiçbir şeyi korumaya gerek görmeyen işgal kuvvetleri kadınları ve genç kızları da neredeyse Amerikan askerlerinin ve Irak’lı müptezellerin insafına terk etmiş.

Yerel otoritelerin bildirdiğine göre en fazla saldırıya uğrayanlar da üniversite öğrencileri.

Suraya adlı başka bir genç kız da tecavüze uğrayan kız kardeşinin babası tarafından nasıl vahşice öldürüldüğünü anlatıyordu. Anlatılan şeylerden ve babasından “o canavarla aynı evde kalamazdım” ifadesinden sonra ortalama bir Batılı okur için bu adamların yüzer yüzer imha edilmelerine karşı çıkmak zorlaşıyor.

Cemile, Saddam zamanını özlediklerini, onun zamanında güvenlik içinde olduklarını asla bir tecavüz vakası görülmediğini söylüyor. Demek genç kızlar büyük bir vurdumduymazlıkla karşı karşıya.5

Zaten haberler sürekli Iraklı erkekleri suçlarken, ABD ve İngiliz askerlerinin artık gizlenemeyen itirafları vicdan azapları uyguladıkları cinsel şiddet ve katliamların boyutlarını teker teker açığa çıkarıyor. Bu konularda kaleme alınan anılar, yazılan kitaplar, söyleşiler gün geçtikçe artıyor.

Dubai’den geçilen bir haberde ise on altı yaşındaki Meryem’in öyküsü ile sınırları aşan bir istismara dikkat çekiliyordu. Binlerce genç kız körfez ülkelerine ev işlerinde çalışma vaadiyle kandırılarak götürülüyor ve seks işçisi olarak çalıştırılıyordu. Bütün bunlar savaşın getirdiği aşırı yoksulluk çaresizlik yüzünden yaşanmasına rağmen, haberlerde sorunlar işgalin yarattığı acılar ve kaos ortamının sonuçları bakımından ele alınmıyor, bölge halkının vahşiliği ve ailelerin zafiyeti gibi sunuluyor.

İşgalden bu yana sayısız kadın kaybolmuş ve akıbetleri hakkında haber alınamamış. Kadının Özgürlüğü adlı bir sivil toplum örgütünün sözcüsü olan Nuha Salim’e göre insanlar hayatlarını kazanma konusunda büyük bir umutsuzluk içinde ve eğer hükümet önlem almaz ve insanlar böyle aç kalırsa kaybolan ve istismara uğrayan kadın sayısı giderek artacak.6

Gerçekleri Sevmeyen Kadınlar

Bütün bu haberlerden sonra bırakalım ortalama bir Amerikalı ya da Avrupalı’yı, bu konularda düşünen yazan Müslüman kadınların bile bir kısmı işgalle yok edilen insanlar (erkekler) için bir aldırmazlık içine girdi. Aşağı kültürden olanları kurtarma, farklı olanı kendine benzetme, ötekine baş eğdirme harekâtı, “terörle savaş” ana başlığı altında yapılan bütün sosyolojik ve siyasal tanımlamalar çok azalmış da olsa kadınlar arasında destekçiler buluyor ve bu durum yaşananların hakikatine ulaşmak için çaba sarf etme istencine ket vuruyor. Farklı olanların, kendilerini üstün olarak ileri sürenlerin “normal” tanımına uydukları; “uygar olanların” koşullarını kabul ettikleri görülene kadar bombalanmalarının üzücü ama kaçınılmaz ve gerekli olduğunu neredeyse içselleştirdik.

Birçok Batılı feminist kadın örgütlerinin yayınlarında, kadınların hakları, şiddetin bertaraf edilmesi tartışılırken işgallere dair hiçbir haberin yer almaması çok tuhaftır. Şiddet dendiğinde ilk akla gelen şey Batılı servislerle, yardım ya da yeniden inşa şirketleriyle çalışan kadınların buna karşı çıkan yerel erkeklerden gördüğü şiddet. Afganistan’da Bir NGO’nun başkanı olan Suraya Parlika’ya göre mesele sadece güvenlik meselesi değildir. Gerici erkekler kadınların parlamentoya katılımını engellemek için korku salmak istemektedirler. Bunu söylerken bir yandan da ilginç bir itirafta bulunuyor: Daha önce zalim ve gerici Taliban zamanında binlerce kadın toplanıp gösteri yapabilirlerken şimdi beş yüz kişi zor toplanmaktadır. Bu da kadınların cesaretlerini kırmada kısmen başarılı olduklarının kanıtı ona göre. Cesaretlerini kırmak isteyenler Talibandan erkekler mi, yoksa daha farklı birileri mi bu belli değil bu durumda.

Ülkedeki işgal güçlerinin bir yandan sokakta, pazar yerinde, evlerinin içinde, hatta bir düğün töreni için bir alanda toplandıklarında kadınları çocukları topluca bombalayıp pardon! bile deme gereği görmemesi, bir yandan da onları Batılı normlar içinde bir yaşam biçimine geçmeleri için mücadele etmeye zorlamaları, ancak ikiyüzlü ırkçı asimilasyoncu hatta soykırımcı bir yaklaşım olarak açıklanabilir.

ABD işgalinin kadını özgürleştirme yükü

BM her beş yılda bir geniş katılımlı ve yankıları büyük olan bir Dünya Kadın Konferansı düzenliyor. Sonuncusu 2005’de New York’da yapılmıştı. Başkent Kadın Platformunu temsilen katıldığım toplantılarda karşılaştığım söylem çok şaşırtıcıydı. Kadına yönelik şiddetten söz edilirken özellikle İslam dünyasına odaklanan bir tutumla karşı karşıyaydık. Avrupa’lı kadınların yaşadıkları oylumlu şiddet, cinsel taciz ve istismarlar gündem yapılmadığı gibi, Avrupa’da yaşayan ama Avrupa kökenli olmayan kadınların uğradığı hak ihlalleri, ayrımcılık, aşağılanma ve dışlanma da oturum konuları arasında yer bulamamıştı. Kadına yönelik haksızlıkların kaynağı olarak doğrudan İslam dünyasını işaret eden bir göz her yeri kuşatmıştı. Şiddetin failleri Müslüman erkeklerdi. Şiddet dendiğinde hala bütün şiddetiyle süren işgalin militarist şiddetine, binlerce insanın öldürülmesine, şehirlerin bütün yaşamsal ve insani altyapısının çökertilmesine, gözümüze bakarak her saniye suç işlemeye devam etmeyi sürdürenlere itiraz edecek tek bir oturumun bile düzenlenmemiş olması inanılması güç bir şeydi.

Daha da inanılmaz olanı Afgan ve Iraklı kadınların da bu söyleme katılmaları, bu dili besleyecek onaylayacak veriler sunmalarıydı. Açıkça ABD işgalini övüyor, kadınların kurtarıldığını, yeni anayasalar düzenlendiğini, parlamentolarda kadın üye sayısının arttığını söyleyerek işgal karşıtı kadınları da şaşırtıp kuşkuya düşürüyorlardı. Raporlarda ve sunumlarda öldürülen oğulların, eşlerin, babaların, kardeşlerin adı bile anılmıyordu. Evlerin okulların hastanelerin yıkılması, milyonlarca yetim ve mültecinin ölümcül dramı şiddetin kapsama alanına girmiyordu.

Şerife Zuhur tarafından kaleme alınan bir kitapta da Iraklı kadınların yeniden şekillendirilmesi, rol alması, yeni yapılanmaya katılması ve yeni bir kimlik kazanması meseleleri irdeleniyor ve ikna olup Batılı bir yaşam biçimine evrilmeleri durumunda kadınların bundan sonraki yeni yaşam biçiminin ve politik var oluşunun nasıl olması gerektiği projelendiriliyordu. İş ve eğitim imkânlarının, önlerine çıkacak engellerin nasıl bertaraf edilebileceğinin tartışıyordu bu kitap. Yeniden formüle edilecek Doğulu kadının dünyasıyla Batılı kadın profili arasında kurulan ast üst hiyerarşisi açıkça görülebiliyordu.7

NY Times yazarı Elizabeth Rubin’in gözlemlerini aktarırken kurduğu dil tam da İslam dünyasıyla ilgilenen Batılı kadınların genel olarak kurduğu dayatmacı ve ırkçı dili temsil etmesi bakımından iyi bir örnek. Kabil Pakistan arası bir seyahati sırasında Celalabad’a giriş yapmışlar. Times Square’deki billboard büyüklüğünde bir poster karşılamış onları. Başı açık bir parlamento adayı olan Safia Sıddıki’nin resmiymiş bu. Büyük sürpriz olmuş onun için. Bu olay yazarın zihnindeki birçok önyargının yıkılmasına dair bir itirafa yol açmak yerine özetle şöyle aktarılmış: “Utanç ve intikama dayalı gelenekler yüzünden kadınlara eşya gibi davranan gerici Peştunların yaşadığı bir kentte böyle bir resim! Afgan kadınların tozlu ve pis caddelerde mavi burkaların içinde sarıklı kocalarının ardı sıra bulut gibi sürüklendikleri bir şehirde hem de”.

Amerika’nın onca yardımına rağmen okullar hala harap haldeymiş, henüz çok az yol yapılabilmiş ve insanlar hala kirli su içiyorlarmış. Rubin’e göre Afgan kadınları kolayca sınıflandırılabilirdi. Aşırı uçlardan birinde, saklanmış, sessizce sürüklenen kadınlar, öteki uçta ise diktatörlerin ardından atıp tutan, sıkıcı uzun konuşmalar yapan genç feministler. Kolayca tasnif eden, sınıflandıran topyekûn herkesi küçümseyen bir bakışla ikisinin de karikatür tipler olduğunu yazmış. Bu bölgede karikatür olmayan bir kadın var oluşu yok onun nokta-i nazarından. Anlaşılan bir tek kadınla yüz yüze görüşmeye dinlemeye hakikatine eğilmeye gerek görmemiş. “249 kişilik parlamentoda kadınlara ayrılan 68 sandalyenin ne işe yarayacağını bekleyip göreceğiz bakalım” gibi üstenci satırlar. Önce Rusya sonra da ABD ve suç ortakları tarafından işgal edilip insanlık suçu işlenen bir ülkede dolaşırken bunda payı olmanın utancını hiç taşımadan, bu yönde bir tek hayıflanma cümlesi kurmadan.8

Yazının sonlarında ağzından bir şeyler kaçırmış Rubin yine de. Bu geri ve ilkel kadınların arasından çok büyük şairler çıktığını, ülkede modern ve güçlü bir şiir olduğunu yazmış. Böyle incelikli bir edebi türde başarı acaba nasıl bir birikimin sonucu, neye yaslanıyor bu insanlar. İlkel olarak tanımlandıkları için değersiz olan kurbanlar.

İşgali görmezden gelme, gözden uzak tutma politikası bizzat kurbanların temsilcileri tarafından da paylaşılıyor. Nesreen Barwari yerel yönetimler ve kamu işleri bakanıydı ve 42 bin çalışanı, 275 ofisiyle ülkenin en geniş kapsamlı yönetim biriminin başındaydı. Harvard üniversitesinde yaptığı konuşmada operasyon adıyla sayısız sivilin hayatına kastetmeye devam eden bir ülkede yeniden inşa sürecinde kadının rolüne ilişkin bir konuşma yapıyordu. Amerikan akademisinin ezberini bozacak bilgece bir konuşma yapmak yerine Irak’ın yeni legal çerçevesi içinde kadına verilen haklarla ilgili sevincini paylaşmakla yetiniyordu.9

Irak’lı kadınların memnuniyeti araştırmalarla da destekleniyor. Dünya çapında işlev gören önemli kadın örgütlerinden biri olan “Women for Women International” Mart 2005’de yaptığı ve Iraklı kadınlar üzerine savaştan sonra yapılan ilk araştırma olduğu bildirilen soruşturmada sevindirici verilere ulaşmış. Araştırma ülkenin en önemli politik ve ticari merkezleri olan Bağdat, Basra ve Musul’da bin kadınla görüşülerek yapılmış. Buna göre beş milyon yetim iki milyon dul kadınla hayatın karardığı ülkede Iraklı kadınların %90’dan fazlası işgalden beri geleceğe umutla bakıyor. Kadınların %94’ü yasal haklarının güvenliğini istiyor, % 84’ü de anayasa oylamasına kesinlikle katılmaları gerektiğini düşünüyorlardı. Örgütün Iraklı temsilcisi Zainab Salbi’ye göre de Iraklı liderler kadınların yeniden inşa sürecine katılmak istemediklerini iddia ediyorlardı ama bu araştırma açıkça kadınların sandalye istediğini göstermişti.

Bu arada örgüt Iraklı yetkilileri uyarmayı da ihmal etmemiş. Salbi’ye göre dini kurumlar devletten çok daha fazla insani yardım ve hizmet vererek büyük bir tehlike yaratıyorlar. İnsanlarla tarihi inanç bağları yüzünden kolayca buluşabildiklerinden kadınların sevgisini kazanıyorlar ve bu da Iraklı kadınların kişisel özgürlüklerinden vazgeçmelerine yol açıyor. 

Bu soruşturmada da kadınların öldürülen kocalarına sakat ya da yetim çocuklarına içirdikleri mikroplu sulara dair hiçbir şey söylememeleri, bunların sorgulanacak konular arasında bulunmaması dikkat çekici.

Bir avuç insana mikrokrediler dağıtmak, bir ulusun kadınlarının nasıl mutlu olacaklarını, nasıl yaşamaları gerektiğini onlara söyleme hakkını vermez, geleceklerini satın almaya da yetmez. İşgallere asla ses çıkarmayan hatta kurtarıcı misyonunu ileri sürerek destekleyen kimi feminist kadın grupları çatışmalardan ve savaşlardan sonra sağ kalan kadınlara ne yapmaları gerektiğini söylemek ve onları kafalarına göre şekillendirmek için ortaya çıkıp devreye giriyorlar. Zaten WWI de kuruluş amacının çatışma sonrası kadınlara finansal ve duygusal destek olduğunu açıkça ilan ediyor.10

Aslında ne yazık ki bu konular işgalcilerle birlikte hareket eden birçok Batılı kadın için  kariyer konusundan öte bir şey değil. Öznelerin değersiz olduğu yerde nesneleştirilen hayatların incelenmesi, ellerine uygarlık yolunun haritasının verilmesi. Çoğu kez de bilinmeyen kültürlere topraklara safari yapar gibi heyecan verici bir macera. Savaş sonrası kadıların hal ve ahvali üzerine sayısız raporlar var. Mesela Afgan kadın örgütlerini güçlendirmek için yapılması gereken işlerin sıralandığı metinler. Okuma yazma seferberliği, kadınlara mikro kredi gibi kimi projeler vaat ediliyor fakat çoğu kez yardım örgütleri ya da ABD Dış İlişkiler birimleri bu vaatleri yerine getirmediği halde niyet olarak kalan kimi rakamlar bile Afgan kadın örgütleri tarafından memnuniyetle karşılanıyor ve bu vaatlerin gerçekleşmesi için çok çalışmamız gerek diyerek vaatlerle gün geçiriyorlar. Women’s Edge Coalition örgütünün başkanı Ritu Sharma “Amerikan hükümetinin bu teşebbüslerinden çok memnunuz, bu yaklaşımları Afgan kadınlarının güçlenmesi için ilk adım olarak mutluluk verici” diyordu. The United States Agency for International Development çekici isimlerle birçok örgüt kurdu. Literacy and Community Empowerment Program (LCEP), Promote Afghan Civil Society (I-PACS), gibi ve onların nasıl çalışacağına dair çerçeve programlar hazırlandı. Yıkılacaksa da yapılacaksa da her şey kontrol altında olmalıydı.11

Yine de Amerika’nın işgalini gündeme getiren bu konuda mücadele veren ve konuşan kimi Afgan kadınlar gerçeği bir cümlede özetleyebiliyorlar. ABD'nin 11 Eylül saldırıları sonrasında İslam dünyasını demokratikleştirmek için hazırladığı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında, İstanbul'da düzenlenen "Kadınların Kamu Hayatına Katılımının Güçlendirilmesi ve Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika (GODKA) Bölgesi'nde Demokratik Gelişme" sempozyumunda Devrimci Afgan Kadınlar Birliği (RAWA) sözcüsü Sahar Saba ülkesinde kadınların göstermelik olarak bakan yapıldığını, Avrupa’nın vitrini için kullanıldıklarını söylemişti.

Aynı toplantıda Bağdat’tan gelen Irak Ulusal Kadın Konseyi üyesi Rajaa Khuzai ise, "Iraklı bir vatansever olarak ABD müdahalesinden çok mutluyuz. Seçimlerin ardından Irak'taki kadınların konumu daha da güçlendi" diye konuşabilmiş, ABD’ye övgüler yağdırmıştı. Khuzai, TBMM'de temsil edilen kadın sayısının az olmasını oldukça şaşırtıcı bulduğunu da ifade ederek adeta işgal yanlısı tutumunu hayretle karşılayan Türkiye’li kadınlara “siz kendinize bakın” mesajı vermişti ironik bir şekilde.12

Adını Koymalı: Emperyalist Feminizm

İşgal edilen topraklarda büyük acılar yaşanıyor. İHH’nın Temmuz 2008’de yayınladığı rapora göre iki milyon Iraklı saldırılarda hayatını kaybetti. Bir milyon kadın dul ve beş milyon çocuk yetim kaldı. Altı milyon insan açlık çekiyor, elektrik yokluğundan on beş milyon insan karanlıkta. İki bin doktor öldürüldü, yirmi bini de ülkeyi terk etti. Bugün Irak altı milyonu aşkın göçmenle dünyada en çok mültecisi olan ikinci ülke.13

Elbette kadına yönelik şiddet aşağılama ayrımcılık savaşla sınırlı değil. İslam dünyasında yüzleşilmesi gereken çok büyük sorunlar var. Giderek marjinalleşseler ve takipçileri azalsa da kadını ikinci sınıf gören, buradan hareketle kaba ve şiddet dolu bir yaklaşımı sürdüren zihniyet, gelenek adına, coğrafyanın koşulları adına, hatta din adına karşımıza çıkmakta. Fakat kadınlar üzerindeki olumsuzluklar eşit olarak dağılmasa da dünyanın her yerinde mevcut. Hiçbirini görmezden gelmeyen ortak bir kurtuluşun izini sürmeliyiz. Elbette bütün bunların farkında olan, emperyalist yönelimlerden uzak, olup biteni büyük bir vicdanla algılayan, itirazlarını yükselten birçok Batılı kadın da var. Onları anlatmak, haklarını teslim etmek başka bir yazının konusu.

Bu yazıda dikkat çekilmek istenen şey, insanların birikimine, var oluşuna, onuruna acımasızca saldıranların, bunun önemli nedenlerinden biri olarak ileri sürdükleri bölge kadınlarını kurtarma söylemlerinin ikiyüzlülüğü. Kadın hareketleri ve insan hakları örgütleri içinde bile ırkçı ve emperyal dilin, kadının kurtuluşu öne sürülerek yeniden üretiliyor olması üzüntü verici. Kimi bölgelerde İslam adına ortaya konan hak ve adalet duygusundan yoksun pratikler, gelenek adı altında uygulanan kabul edilemez haksızlıklar ve cehalet büyük bir mücadeleyi gerektirmekte. Fakat Doğunun kadınlarını susturmaya ve durmadan sözünü kesmeye teşebbüs etmek yetmezmiş gibi, bir de her türlü şiddeti meşru görerek hayatlarını mahvettikleri “değersiz kurbanlara” zımnen ‘her şey size statü ve değer yaratmaya çalışmak için’ diyen zihniyetin de bir şekilde teşhir edilmesi gerekli.  Dünya kadınları ve feminist hareketler bu yaşananlar üzerinden büyük bir sınavdan geçiyor. Bu sebeple -ilk kim kullandı bilemiyorum ama- “emperyalist feminizm” kavramsallaştırmasının çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Öteki kadınlara ve farklı olan insanlara karşı yürütülen kurtarma politikalarının içindeki sınır tanımaz şiddeti, kibiri, üsttenciliği ve acımasızlığı gün yüzüne çıkarmak için oldukça kullanışlı.

 

Bu makale Doğudan Dergisi’nin Ekim sayısında yayınlanmıştır.

 

Dipnotlar:

1-On the occasion of the International Day on the Elimination of Violence against Women (25 November), the Special Rapporteur on Trafficking in Persons, Especially Women and Children, Ms. Sigma Huda issued the following press statement..24 november 2006, www.un.org

2-AFGHANISTAN: Rally calls for protection of women following women murders, KABUL, 5 May 2005 (IRIN)

3-AFGHANISTAN: Child marriage rate still high – minister, KABUL, 13 Jul 2004 (IRIN)

4-AFGHANISTAN: Domestic violence intolerable, say battered women and girls KABUL, 13 Apr 2005 (IRIN)

5-IRAQ: FOCUS ON INCREASING CASES OF ABUSED WOMEN BAGHDAD, 14 Sep 2005 (IRIN)

6- Mariam, 16, relives the day her father in Baghdad sold her off as a domestic worker in one of the prosperous Gulf nations. Instead, she was forced into the sex trade. DUBAI, 26 Oct 2006 (IRIN)

7- Iraq, Women's Empowerment and Public Policy, Authored by Dr. Sherifa D. Zuhur http://www.strategicstudiesinstitute.army.mil/pdffiles/PUB748.pdf

8- Afghanistan - Women in Political Leadership, Progress & Challenges – Culture, ELIZABETH RUBIN, NY Times, October 9 2005

9-THE INITIATIVE FOR INCLUSIVE SECURITY Iraqi Ministers Nesreen Barwari and Mishkat Al Moumin:   Women Leading the Efforts to Construct a New Democracy This Weekend Marks the 3 Year Anniversary of the Start of the Iraq War

http://www.wunrn.com/news/2006/03_12_06/031706_iraqi_women.htm

10- First Post-War Survey of Iraqi Women Shows Women Want Legal Rights; Dispels Notions That Women Believe Tradition, Culture Should Limit Their Participation in Government http://www.womenforwomen.org

11-Report Outlines New Approach in Building Afghan Women’s Civil Society http://www.womensedge.org/documents/Afghan%20womens%20policy%20paper.pdf

12- Büyük Ortadoğu Projesi'nde bir ilk adım, Milliyet, 21 Haziran 2005

13-İHH Yardım Teşkilatı Son Irak Raporu http://www.ihh.org.tr/Faaliyetler-Ayrintilar.161+M5754ffa3ce8.0.html

YAZIYA YORUM KAT

3 Yorum