İşçiler, sömürü ve liberalizm

10.02.2010 22:44

Rasim Ozan Kütahyalı

Tekel işçileri meselesinde Türk medyasında büyük bir ikiyüzlülük var... Bugün büyük sermayenin medyasında sapına kadar sömürü var... Alt kademe çalışanlar çok az paraya çalışıyor... Yöneticilerin ve kellifelli köşe sahiplerinin keyfi yerinde... Ama muhabir, editör, sayfa düzenleyici, redaktör, foto-muhabiri gibi gazeteciliğin esas mutfağını oluşturan emekçiler zar zor geçinebiliyor...

“Merkez medya” diye kendini adlandırmayı pek seven büyük sermayenin medyasında çalışan matbaa işçilerinin durumu çok daha vahim... Matbaa işçilerine Tekel işçilerinin 4-C kapsamında reddettiği para bile verilmiyor... Bu işçilerin çoğunluğunun fiilen örgütlenme özgürlüğü de yok... Temel haklarından biri olan sendikal örgütlenme haklarını kullanamıyorlar... Kullanmaya kalksalar tepelerine biniyorlar çünkü bu işçilerin...

Devletin Tekel İşçileri ile ihtilafı gibi bir durum sözkonusu olduğu an bu işçilerin sözleşmeleri feshediliyor... Yani alenen kovuluyorlar... Diğer saydığım basın emekçilerinin durumu da bundan farklı değil... Medya emekçileri camiasının çoğunluğu üretimden gelen güçlerini kullanabilecek bir örgütlenmeden yoksun... Bu rezil durum sadece medya sektörüne has değil... Türk özel sektörünün çoğu bu durumda... Birçok, adları bilinen büyük sermaye grupları çalışanlarına insanlık-dışı ücretler veriyor... Çoğu özel sektör emekçisi amiyane tabirle eşek gibi çalıştırılıyor... Türkiye emekçilerinin çoğunun ne gecesi ne gündüzü ne de hafta sonu var... Çalışma saatlerinin ne olduğu belli değil... Ama ne aldıkları belli... Ancak hayatta kalmaya yetecek bir ücret alıyor çoğunluğu...

Öte yandan Türkiye’de ciddi sayıda işsiz yurttaşımız da var. İşsizlik çok ciddi bir sorun... Sermayedarlar milyonlarca iş bekleyen insan olduğu gerçeğini işçilerin/emekçilerin aleyhine bir koz olarak kullanıyorlar... Emekçiler zam istediğinde şirket yöneticilerinden “Bu kadar iş bekleyen işsiz var. İşin olduğuna dua et, memnun değilsen de ayrıl” sözlerini duyabiliyorlar... Medya sektöründe kendi işçilerine bunları diyebilen, çalışanlarına aylarca maaş ödemeyen kimi yöneticiler sonra da “Tekel işçileri direnişi” diye utanmazca program yapabiliyorlar... Kimi eyyamcı ve kaypak yorumcular bu gerçeği bile bile sahtekârca konuşmalar yapıyorlar... Bir de “sosyalizm” falan gibi sözler ediyorlar. Ben sosyalist değilim ama hakiki sosyalistlerin bu ikiyüzlü ve kaypak zihniyetten rahatsız olacaklarını düşünüyorum... Bir kere bile büyük medya sermayesinin ezdiği çalışanlara değinmesinler, o büyük sermaye medyalarında kendileri vitrinde olduğu için babalar gibi paralar alsın... Arka plandaki, mutfaktaki emekçiler sürünürken, hiçbir sendikal hakları yokken seslerini çıkarmasınlar hatta o patronlara her türlü yalakalığı yapsınlar sonra da “Ben sosyalistim, yaşasın işçi direnişi” falan desinler... Buna sahtekârlık derler...

Hemşerim Ece Temelkuran’ın yeni köşesini tebrik ederim. Ama şu dediklerimi de lütfen kalbiyle ve beyniyle bir düşünsün. Ece’nin samimiyetine inanıyor ya da inanmak istiyorum... Kendisinin nefret ettiği kapitalizmin reklam hokkabazlıklarıyla janjanlı bir biçimde “Yoksulların ve ezilmişlerin savaşçısı” diye lansmanının yapılması bir insanı öyle yapmaz. Tam aksine buna goygoyculuk denir... Adalet ve vicdan hakikatleri açıkça söylemekle olur...

Evet, Türkiye’nin çalışma hayatına dair hakikatler bunlar... Birçok sektörde sapına kadar sömürü, haksızlık ve adaletsizlik var... Bu tür sözler bizim ülkede “Bu adam komünist herhalde” diye karşılanır genelde... Bunlar soğuk savaşın ahlaksızca sağcı propagandalarıdır... Liberaller bu “soğuk savaş sağcılığı”na en net karşı çıkması gereken insanlar olmalıdır. Liberal geleneği böyle göstermeye çalışmak haksızlıktır. Adam Smith, David Hume ve John Stuart Mill gibi büyük liberal filozofları doğru düzgün okuma zahmetini gösterenler bu filozofların vicdan, adalet ve hakikat arayışını görürler... Maalesef Türk aydını bu liberal filozofların temel metinlerini doğrudan okumadan liberalizme dair zırvalayan “feyk” bir aydın tipi... Kendine liberal diyen kimileri de buna dahil...

Mevcut durumun bu olması, çözümün sosyalizm olduğu anlamına gelmez... Şu an Türkiye’de yoksullar aleyhine işleyen, altta kalanı daha da ezen bir düzen var. Bu gerçeği teşhis etmek her vicdan sahibinin görevidir... Tedavi yöntemi ise sosyalizm ya da ekonomiye devlet müdahalesini arttırmak asla değildir... Bilakis sosyalist ve devletçi politikalar yoksulluğu arttırmaktan başka işe yaramaz. Uzun vadede tüm toplumu yoksullukta eşitler... Üstelik siyasal olarak daha totaliter bir rejimi de beraberinde getirir. Hugo Chavez denen diktatör en güncel örnektir... Bu ülkede Tayyip Erdoğan hükümetine “Sivil dikta” deyip, tüm muhaliflerinin hayatını karartan Chavez’e hayran tipler de var. O da ayrı bir ikiyüzlü ahlaksızlık tabii...

Bu meseleye daha devam edeceğiz...

TARAF

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim