İrtica ile mücadele

29.10.2009 00:49

Atilla Özdür

İttihat ve Terakki ekonomide milliyetçiliğe aşırı tutkun idi.

Esasen “milli iktisat” rejimine onun zamanında başlanmıştır da denebilir. Türkiye kapitalizminin sömürge kapitalizmi niteliğini taşıması da, Osmanlı döneminde burjuva sınıfının bulunmayışından... Abdülhamid’e, Cennet mekân sultana karşı burjuva devrimini hazırlama görevini halaskaran takımı üstlenmişti. Harbiyeliler, tıbbiyeliler ve mülkiyeliler olarak...

Hürriyet ve müsavat adına yapılan devrimin asıl amacı, ekonomiyi Türkleştirmek, Türk burjuvazisini yaratmaktı... Bu arada davadan dönenler fedaiyanın kurşunlarına hedef oldular. Burjuva devriminin günümüz Türkiyesine bıraktığı miras, halkına güvenmeyen bir aydınlar oligarşisi ile, siyasete müdahaleyi kendilerine hak gören halaskaranın başını çektiği bir “derin devlet” geleneği oldu...

İttihat ve Terakki’ye göre Bulgarlar, Rum ve Ermeniler memleket düşmanı. Araplar ile Kürtler ve Arnavutlar vatan haini idiler. O dönemin gizli istihbarat örgütü nazarında gayrimüslimler, dahili kanser tümörü...

Neticede behemahal kökünün kazınmasının şart olduğuna iman edilerek yaratılan “iç düşman”, İttihat ve Terakki’den kıymetli bir miras olarak Kurtuluş Savaşı sonrasına intikal ettirildi... İç düşmanın en belirgin vasfı ise, “mürteciliği”, kavram olarak da, irtica.

Sevr’e giden günlerde mayalanan milli iktisat zihniyetinde, ekonomiyi Türkleştirme politikasında “iç düşman”, yerli azınlıklardı... Rum malları ile Rum dükkânlarının boykotunda Müslümanlara davet, Mehmet Emin Yurdakul’un dili ve kalemiyle yapıldı... “Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur... Sinem özüm ateş ile doludur... İnsan olan vatanının kuludur.”

Balkan Savaşı yenilgisi, iç düşmanlığı azınlıkların üzerine çivi ile değil, “enseri” ile mıhladı...

Cumhuriyet sonrasında iç düşmanlıkta bir nicelik değişimi başlıyor...

Erken Cumhuriyet, iktisat politikasında kısmen İttihat ve Terakki çizgisini benimser. İzmir İktisat Kongresi’nden beklenen, milli burjuvazi yaratmaktır... Kamu aktiflerinin Türk kanun ve mevzuatına uymaları kaydıyla yabancıya satışında, “Atatürkçülük kerterizinden” herhangi bir sakıncanın bulunmaması, bu beklentiye bağlanabilir... Şirketler kurulur, askerlerle sivil memurlar ve dahi mebusan, kurulan ticari şirketlerden hisse senedi alarak ticarete atılmış olurlar ve böylece milli burjuvazinin “embriyonu” oluşturulur...

Varlık vergisi gibi bir iki ırkçılık gösterileri istisna edilirse, düzen yerine oturmuş, “yurtta ve cihanda sulh” mayası tutturulmuştur.

İç düşman algısında nicelik değişimi milli burjuvazinin temellendirilmesini müteakip gündeme geliyor. Atatürk’ün “limancı Hamdi” olarak tanınan Ahmet Hamdi Başar ile çıktıkları Anadolu gezisinde karşılaşılan manzaralar üzerine bu değişikliğe girişilir.

Atatürk nereye gitse gördüğü manzara; yoksulluk, fukaralık, cansızlık, parasızlık ve memnuniyetsizliktir... Feryad eder Atatürk, Limancı Hamdi’ye; “İçim parçalanıyor çocuk içim... Her yerde aynı dert, aynı şikâyet...”

Şikâyetler, memnuniyetsizlikler, işsizlik ve sefalet, Anadolu halkının umduğunu bulamamasının yol açtığı yeis ve ızdırap, Halk Fırkası’na alternatif partileşme hareketini doğurur. Bu hareketlerin asli unsurları arasında İzmir İktisat Kongresi’yle önü açılan burjuvalaşma akımının içerisinde yer alanların pek bulunmaması, iç düşman yaftasının muhafazakârlığın alnına yapıştırılmasına yol açar...

O dönemin muhafazakârlığı ‘Borsa’dan ziyade mescide yakındır... Borsa, muhiblerini mescitlere yürütür...

Ekonomik krizler sosyal düzende birtakım huzursuzluklara yol açıyor. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler huzur ve istikrar dengesini bozuyor. 27 Mayıslar, 12 Eylül ve Martlar, bu dengelerin yeni baştan kurulması amacıyla yapılmış birer darbe ve kışla kalkışması... Amma gerekçeleri hepsinde de irtica...

İnsanoğlu tekamüle mahkûm... Erken Cumhuriyet’in muhafazakârlığı da tekâmül etmeliydi... Mescitler, yavaştan da olsa borsaya yaklaşmaya başladı. Anadolu sermayesinin palazlanmasını, pastaya uzanan ellerin çoğalmasını hoşgörüyle karşılamayınca, burjuvazinin kanun nizam tanımaz açgözlülüğü, seçimlerdeki hezimetinin sebebi oldu.

Erbakan’ın iktidara gelişini kendileri için bir onur ve itibar kaybı olarak telakki eden borsanın kıdemli muhibleri, erken cumhuriyetin elinden tutarak burjuvalaştırıp servet seman sahibi kıldığı sermaye çevreleri, İttihat ve Terakki’den kalma “iç düşman” yarasını kaşımaya başladı...

28 Şubat’ın balans ayarında da, aynı gerekçe kullanıldı...

Eski irticalar, Atatürk heykellerini taşlamak biçiminde gün yüzüne çıkıyor, çıkarılıyor ve sipariş ediliyordu... O günlerde ilk mekteplerin bankalara katip çıkardığı günlerdi. Şimdi mektepler çoğaldı, halkın düşünme ve yorum açıları genişledi. Taşlamanın da inandırıcılığı kalmadı...

Günümüzde irtica, kamunun ortak pastasına ölümüne imtiyazlı kılınmış zadegânın dışında kalan nevzuhur vatandaşın, abdest sularını dirseklerinden damlata akıta ortak pastaya el uzatması...

Asker de biliyor, heykel taşlamadaki aptallığı.

VAKİT

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim