1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. İrşad'da Hz. Ebu Bekir Dönemi Konuşuldu
İrşadda Hz. Ebu Bekir Dönemi Konuşuldu

İrşad'da Hz. Ebu Bekir Dönemi Konuşuldu

İrşad’da bu hafta “Hazreti ebu Bekir dönemi siyasi hadiselerine genel bakış’’ başlıklı seminer Fathrettin Sönmez tarafından verildi.

A+A-

Almanya'da faliyet gösteren İrşad kitap evinin bu haftaki sunu konusu'' Hazreti ebu Bekir dönemi siyasi hadiselerine genel bakış'' dı.

Sunuyu Mustafa güngör yönetti ve sunu konuşmasını Fahrettin Sönmez slayt gösterisiyle yaptı. Mustafa Güngörün giriş konuşmasından sonra, sunucu Fahrettin Sönmez Hz.Ebu bekir'in kimliğini anlatarak sunusuna başladı.

Hz. Ebu Bekir Kimdir?

Teymoğulları kabilesinden olan Ebû Bekir'in, anasının adı Ümmü'l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman'dır. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir... b. Murra ...et-Teymî'dir. Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu Abdurrahman ve Mekke'nin fetin'den sonra babasıda müslüman olmuştur. Babası Ebû Kuhafe, Ebû Bekir'in halifeliğini ve ölümünü görmüştür. Hz. Ebû Bekir'in Rasûlullah (s.a.s.)'den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir. İslâm'dan önce de saygın, dürüst, kişilikli "hanif" bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber'den hiç ayrılmamıştır. Bütün servetini, kazancını İslâm için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamıştır.

Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm'dan sonra Rasûlullah (s.a.s.)'in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsına "atik"; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da "sıddîk" lâkabıyla anılmıştır. "Deve yavrusunun babası" manasına gelen Ebû Bekir adıyla meşhur olmuştur.

Hz. Ebû Bekir, Fil yılından iki sene birkaç ay sonra 571'de Mekke'de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuştur..

Ebû Bekir, iman ettikten sonra İslâm'ı tebliğe gizli gizli devam ediyordu. Annesi, karısı Ümmü Ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abdurrahman ve babası Ebû Kuhafe henüz iman etmemişlerdi. Osman b. Affan, Sa'd b. Ebî Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah gibi ilk müslümanları İslâmla şereflenmesine vesile olmuştur.

Allah'ın Yanındaki Konumu

Leyl Suresi 92/ 5-7

5. Kim verir ve korkup sakınırsa,

6. Ve en güzel olanı doğrularsa,

7. Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız.

Nur Suresi  21- 22

Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah'ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Tevbe Suresi 9/40)

"...mağarada bulunan iki kişiden biri..."

Yukarıdaki geçen ayetlerin nuzulu içinde yer aldığı; siyer bilgileri dahilinde Hz. Ebu Bekir'den bahsedilmektedir.

Hz. Peygamberin Yanındaki Konumu

Resulullaha olan yakınlığı, Abdullah oğlu Muhammed ile birlikdeliği ta çocukluk ve gençlik yıllarına dayandırılmaktadır. Belkide o'nedenledirki, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in İslâm'ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerden olması.

İslâm'ı benimsemesi : Hz. Ebû Bekir, Hira dağından dönen Hz. Muhammed ile karşılaştığında, Rasûlullah (s.a.s.) ona, "Allah'ın elçisi" olduğunu söyleyip "Yaratan Rabbinin adıyla oku" (el-Alâk, 96/1) diye başlayan âyetleri bildirdiği zaman hemen ona: "Allah'ın birliğine ve senin O'nun rasûlü olduğuna iman ettim" demiştir. Hz. Hatice'den sonra Rasûlullah'a ilk iman eden odur. Hz. Peygamber (s.a.s.) İslâm'ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebû Bekir şeksiz ve tereddütsüz bir şekilde kabul etmiştir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s. ), "Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebû Bekir'in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı " diye lâtif bir benzetmeye de nail olmuştur.

Rasûlullah birçok hususlarda onun görüşünü tercih ederdi. Umûmî ve husûsî olan önemli işlerde ashâbıyla müşavere eden Peygamber (s.a.s.) bazı hususlarda özellikle Ebû Bekir'e danışdı rivayet edilmekte.

Araplar ona "Peygamber'in veziri" derlerdi.Teymoğulları kabilesi Mekke'de önemli bir yere sahipti. Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile tanınıyorlardı. Hz. Ebû Bekir'in babası Mekke eşrafındandı. Hz. Ebû Bekir, câhiliye döneminde de güzel ahlâkı ile tanınan, sevilen birkişi idi. Mekke'de "eşnak" diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi.

Müşriklerin eziyetleri çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz. Peygamber Hz. Ebû Bekir'e de Habeşistan'a göç etmesini söylemiş ve Ebû Bekir yola çıkmış; ancak Berkü'l-Gımâd'da Mekke'nin ileri gelen kabilelerinden İbn Dugunne ile karşılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke'ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke'ye dönmüşlerdir.

Böylece onüç yıl Mekke'de Rasûlullah'ın yanında kalan Hz. Ebû Bekir, Hz. Aişe'nin rivâyetine göre, Rasûlullah hicret emrini alıp Ebû Bekir'e gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı.

Hz. Peygamber'in bir gecede Mekke'den Kudüs'e oradan Sidretü'l Münteha'ya gittiği İsra ve Mirâc hâdisesini duyan müşrikler bunu Hz. Ebû Bekir'e yetiştirdikleri zaman; "O dediyse doğrudur." demiştir. Bu sözünden sonra Ebu Bekir'e; ihlâslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikadında şüphe olmayan anlamında, "Sıddîk" lâkabı verildi. Kur'an tâbiriyle, "O, ne iyi arkadaştı " (en-Nisâ, 4/69) denilebilir. İşte o "Sıddîk" ile o "Emîn", o iki arkadaş beraberce Sevr dağındaki mağaraya hareket ederek hicret etmişlerdir..

Hicreti Sevr mağarasına ilk giren Hz. Ebû Bekir, (r.a.) mağarada keşif yaptıktan sonra Rasûlullah içeri girmiştir. Yani yoldaş olmuştu

Bu arada Hz. Âişe ile Hz. Muhammed (s.â.s.)'in düğünleri yapıldı. Hz. Peygambere kayınpeder oldu. Arkadaşlığı akrabalıklarıyla pekişti. Mescidi Nebî inşâ edildi. Masrafların bir kısmını Hz. Ebû Bekir karşıladı.

Müslümanlara namaz kıldırmak için tayin ettiği imamı. Yine müslümanların hac farizesini yerine getirmek için çıkılan yolculukda kendisine verdiği Hac Emirliği gibi Vs... görevileri

Hz. Peygamberin Vefatı

Hicrî onbirinci yılda hastalanan Rasûlullah Aleyhisselam Pazartesi günü (8 Haziran 632) kaba kuşluk veya zeval vaktinde (öğleye yakın bir vakitte) vefat etmişti. Onun vefâtını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine karar veremediler. Ama o da bir ölümlüydü. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şânın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Yâ Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım ..." dedi Hz. Ebû Bekir.

O gün, bir Müslüman Hz. Ömer'in kapısını çalıp: "Ömer b. Hattab!" diyerek seslendi.

Hz. Ömer:  "Biz şimdi meşgulüz!" dedi ve:   "Ne istiyorsun?" diye sordu.

Kapıyı çalan zât: "Senin muhakkak benim yanıma çıkman gerektir! İnşaallah, yine geri döneceksin!" dedi. Hz. Ömer dışarı çıktı . Gelen zât "Şu Ensar kabilesinden Sa'd b. Ubâde ile birlikte olanlar Benî Sâidelerin suffasında (örtmesinde) toplandılar. Eğer halkın işiyle sizler ilgilenecek iseniz, onlar işlerini büyütmeden, Resûlullah Aleyhisselamın evinde techiz-tekfin ( defin ) işinden boşalmayı beklemeden önce, onların yanına yetişiniz!" dedi.

Hz. Ömer bu haber üzerine hemen Peygamberimiz Aleyhisselamın evine vardı. O sırada Hz. Ebu Bekir orada bulunuyor, Hz. Ali de Peygamberimiz Aleyhisselamın teçhiz ve tekfini işiyle uğraşıyordu:

Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'e:  "Yanıma çıkıver!" diye haber gönderdi.

Hz. Ebu Bekir: "Ben şimdi meşgulüm!" dedi. Hz. Ömer "Ortaya çok önemli bir iş çıktı! Kendisinin muhakkak bulunması lâzım!" diye içeriye tekrar haber saldı. Bunun üzerine, Hz. Ebu Bekir dışarı çıktı. Hz. Ömer: "Haberin olsun ki; Ensar bu işi (halifelik işini) Sa'd b. Ubâde'ye tevdi etmek üzere toplanmışlar. Sa'd b. Ubâde'nin onlara söylediği sözlerden birisi de, 'Bir emir bizden, bir emir de Kureyşten olsun!' sözü imiş! Haydi, sen şimdi bizi şu Ensar kardeşlerimizin yanına götür! Kendileri ne üzerinde duruyorlar, bir bakalım!" dedi. Acele onlara doğru yollandılar. Yolda Ebu Ubeyde b. Cerrah'a rastladılar. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde b. Cerrah, üçü birlikte yürüyüp Benî Sâidelerin suffasına erişmek üzere gittiler. Yolda, Ensardan iki salih zâta, Benî Aclanların kardeşi Uveym b. Sâide ile Ma'n b. Adiyy'e rastladılar. Bunlar, Hz. Ebu Bekir ve arkadaşlarına: "Ey Muhacirler cemaati! Sizler nereye gitmek istiyor­sunuz?" diye sordular. Onlar da: "Şu Ensar kardeşlerimizin yanına gitmek istiyoruz!" Ensar, şu Sa'd b. Ubâde'ye Beni Sâidelerin suffasında bey'at etmek istiyor!" dediler. Hz. Ömer:  "Vallahi, onların yanına gideceğiz!" dedi ve gittiler.

Halifeliğe Talip olan Gruplar

Halifelik Hususunda Müslümanlar Arasındaki Anlaşmazlıklar ve Girişimler

Peygamberimiz Aleyhisselamdan sonra kimin halife olacağı meselesi bütün ağırlığıyla ortaya çıktı. En başta Hâşimîler bu işi benimsemekte idiler. Nitekim, daha Peygamberimiz Aleyhisselam hayatta iken, Hz. Abbas Hz. Ali'yi bu işi Peygamberimiz Aleyhisselamdan sorup öğrenmeye teşvik etmiş, fakat Hz. Ali menfi bir cevap alınması takdirinde bu kapının kendilerine temelli kapanmasına sebebiyet verilmiş olacağını ileri sürerek buna yanaşmamıştı.

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir'i mihraba geçirmek hususundaki ısrarı, mescide açılan kapıların kapatılarak ancak Hz. Ebu Bekir'in kapısının açık bulundurulması, Hz. Ebu Bekir için bir yazı yazdırmak istemesi gibi vakıalar ise, Peygamberimiz Aleyhisselamın bu husustaki temayülünü gösteriyordu.

Fakat, hemen herkes rahat rahat düşünüp karar verebilecek durumda değildi. Halbuki, Ömer gibi birzât bile ne yapacağını şaşırmış, Ebu Ubeyde b. Cerrah'a giderek: "Uzat elini; sana bey'at edeyim! Çünkü, Resûlullah Aleyhisselamın işittiğim buyruğu üzere, sen bu ümmetin emmisin!" demişti.

Ebu Ubeyde b. Cerrah ise:

"Ben, bundan önce, Müslüman olduğun günden beri, böylesine zayıf bir görüşünü görmedim! İçimizde Sıddîk, ikinin ikincisi* olan ve Resûlullah Aleyhisselamın imam olmasını emir buyurduğu, bize imamlık yapmış bulunan birzât varken ve kendisi de ölmemişken onun önüne mi geçeceğim? Bana mı bey'at edeceksin?!" demişti.

Evs ve Hazrec diye anılan ve aralarında yıllarca süren düşmanlıklar İslâmiyefle unutturulmuş bulunan Ensara gelince; bu iki kardeş kabile, İslâm davası uğrunda yapılan savaşlarda Kureyş müşriklerinin birçok ileri gelenlerini öldürmüş bulundukları için, fırsat bulunca Cahiliye gayretine kapılarak kendilerinden öç almaya kalkışılabileceği endişesi içindeydiler.

Bunun için, Peygamberimiz Aleyhisselamdan sonraki yönetimde, hiç değilse Kureyşîlere eşit bir yetkiye sahip olmak istiyorlar "Bir emir bizden, bir emir de sizden olsun!" diyorlardı. Ama, kendi aralarında da bu hususta anlaşabilmiş değillerdi.

Hazrecîler Sa'd b. Ubâde'nin çevresinde, Evsîler ise Useyd b. Hudayrin çevresinde toplanmış; Ensar cemaati böylece ikiye bölünüp, aralarında yeniden rekabet başlamış bulunuyordu.

Ensarın Benî Sâide Örtmesinde Sa'd b. Ubâde'ye Bey'ata Hazırlanmaları

Benî Sâide'nin örtmesinde toplanan Ensar: "Muhammed Aleyhisselamdan sonra bu işe Sa'd b. Ubâde'yi vekil yapalım!" dediler. Sa'd b. Ubâde'yi hasta olduğu halde oraya getirdiler. Sa'd b. Ubâde, oğluna veya amcasının oğullarından bazılarına: "Ben söyleyeceklerimi hastalığımdan dolayı cemaatin hepsine söyleyip işittiremeyeceğim! Fakat, benim sözümü işiten onu işitemeyenlere ulaştırsın!" dedi. Sa'd b. Ubâde konuştukça, konuşmasını, birisi ezberleyip sesini yükselterek Sa'd b. Ubâde'nin adamlarına duyuracaktı.

Sa'd b. Ubâde Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra şöyle konuşmaya başladı:

"Ey Ensar cemaati! Arap kabilelerinden dinde sizin gibi kıdeme ve İslâm'da üstünlüğe sahip bir kabile yoktur!.. Allah, Resûlünü, sizden hoşnut ve gözünün içi güler bir halde vefat ettirdi. Öyleyse, bu işe herkesten önce siz el atmalı, siz başlamalısınız!

Çünkü bu iş herkesten önce size aittir!" Beni Sâide sakîfesinde (örtmesinde) toplananların hepsi Sa'd b. Ubâde'nin teklifini kabul ettiler, görüşünü muvafık ve sözlerini yerinde buldular.

Ona:  "Biz seni bu işe vekil yapmak hususundaki görüşümüzden vazgeçmeyeceğiz!

Çünkü sen bizim içimizde mü'minlerin razı olmalarına en elverişli bir zâtsın!" dedikten sonra, aralarında ileri geri konuştular:

"Eğer Kureyş muhacirleri kabul etmeye yanaşmazlar ve 'Biz Muhacirleriz! Resûlullahın ilk sahabileriyiz! Onun kabilesiyiz ve dostlarıyız! Onun vefatından sonra bu işte bizimle niçin tartışıyorsunuz?! derlerse ne diyelim?" dediler.

İçlerinden bazıları: "Biz de, 'Öyleyse bir emir bizden, bir emir de sizden olsun!' deriz ve bu işten başkasına hiçbir zaman razı olmayız!" dediler. Sa'd b. Ubâde, bunu işitince: "İşte bu, gevşekliğin başlangıcıdır!" dedi.

Uzlaşı arayışları ve üstünlük yarışları

Hz. Ebu Bekir ve arkadaşları, Beni Sâidelerin suffasına vardıkları zaman, bir adamın sergi üzerinde, bir yastığa dayanmış, elbisesine bürünmüş olduğunu gördüler.

Hz. Ömer: "Kim bu?" diye sordu. "Sa'd b. Ubâde'dir!" dediler. Hz. Ömer: "Onun nesi var?" diye sordu. "Hastadır!" dediler. Sa'd b. Ubâde hummaya tutulmuştu. Oturdular. Hz. Ebu Bekir: "Bu toplantıdan maksadınız nedir?" diye sordu.

Ensarın hatibi ayağa kalkıp şehadet getirdikten ve Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra:

"Bizler, Allah'ın dininin yardımcıları ve derli-toplu İslâm askerleriyiz!

Ey Muhacirler cemaati! Sizler ise, bize nazaran azıcık bir cemaatsiniz! Ağıryürüyüşlüsünüz ve sayıca azınlıksınız! Hale bakınız ki; böyle bir cemaat bize ait bir işi ele geçirmek istiyor!" dedi ve sustu.

Hz. Ömer cevap vermeye davranınca, Hz. Ebu Bekir "Yavaş ol ey Ömer!" dedi.

Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'in kendisinden daha ağırbaşlı , daha bilgili. daha yaşlı olduğunu bildiği için sustu.

Hubab b. Münzir:  "Bir emir bizden, bir emir de sizden olsun!

Ensarın dinî hizmeti yanında Muhacirlerin hizmeti az birşey kalır!" dedi.

Hz. Ömer: "Asıl Muhacirlerin dinî hizmeti yanında Ensarın hizmeti az birşey kalır!" dedi.

Hubab b. Münzir, Hz. Ömer'in sözünü reddetti.

Hz. Ömer: "Ey Ensar cemaati! Resûlullah Aleyhisselamın halka namaz kıldırmaya Ebu Bekir'i memur ettiğini bilmiyor musunuz?" diye sordu. Ensar "Evet! Biliyoruz!" dediler.

Hz. Ömer: "Bundan sonra, Ebu Bekir'in önüne geçmeye hanginizin gönlü razı olur?" dedi.

Ensar: "Ebu Bekir'in önüne geçmekten Allah'a sığınırız!" dediler.

Beşir b. Sa'd: "Bu iş bizim aramızda üblüme gibi iki eşit parçadır!" dedi.

Hz. Ömer, ona: "Demek sen de böyle düşünüyorsun?! Allah aşkına! Resûlullah Aleyhisselamdan, 'İmamlar Kureyş'tendir!' buyurduğunu sen işitmedin mi?" diye sordu.

Beşir b. Sa'd: "Vallahi evet! İşittim. Benim bumumu indirdin!" dedi. Hz. Ömer: "Öyleyse, sen ne diye öyle konuşuyorsun?!" diyerek ona çıkıştı. Ensarın hatibi Sabit b. Kays, kalkıp Ensarın faziletlerini dile getirdi.

Hz. Ebu Bekir, Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra: "Ey insanlar! Biz Muhacirler, insanların İslâmiyeti ilk kabul edenleri, soy-sopça en şereflileri, yurtça en üstünleri, yüzce güzelleri, Araplar içinde döl-döşçe insanların çokluk olanları ve akrabalık yönünden de Resûlullah Aleyhisselama en yakın bulunanlarıyız. Biz, sizden önce Müslüman olmuşuzdur! Nitekim, Yüce Allah, İslâm'da birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle tâbi olanlar yok mu?' buyurmuş ve Kufân'da sizden önce anılmışızdır. Biz, Muhacirleriz! Sizler de, dinde bizim kardeşlerimiz, ganimetlerde bizim ortaklarımız, düşmanlara karşı da yardımcılarımızsınız! Bizi sizler barındırdınız, bize iyilikler ettiniz!

Allah sizleri hayırla mükâfatlandırsın! Biz emîrleriz, sizler de vezirlersiniz!

"Resûlullah Aleyhisselamın; 'Bütün insanlar bir vadi yolunu tutup gitseler, Ensar da bir vadi yolunu tutsa, ben Ensarın tuttuğu vadi yolunu tutarım!' buyurduğunu biliyorsunuzdur!  Ey Sa'd! Resûlullah Aleyhisselamın yanında oturduğun sırada,

'Kureyşîler bu işin yöneticileridir! İnsanların iyileri, iyilerine uyarlar! Kötüleri de, kötülerine uyarlar!1 buyurduğunu sen de biliyorsun!" dedi. Sa'd b. Ubâde: "Doğru söyledin! Biz vezirleriz, sizler de emîrlersiniz!" dedi.

Hz. Ebu Bekir, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Ey Ensar cemaati! Ensarın dindeki hizmet üstünlüğünü ve İslâmiyeti kabulde yarışa girişlerinin büyüklüğünü hiç kimse inkâr edemez! Allah, dinine ve Resûlüne yardım edenlersiniz... İlk Muhacirlerden sonra, bizim katımızda sizden başka üstün mevkilisi yoktur! Biz emirleriz, sizler de vezirlersiniz! Biz size danışmayı kaçırmaz ve hiçbir işi sizsiz yapmayız! Ey Ensar cemaati! Kureyşîler soy-sopları ve yurt kutsallığı bakımından Arapların eftiali ve üstünüdürler. Akrabalıkyönünden de Resûlullah Aleyhisselama daha yakındırlar! Araplar ancak şu Kureyş kabilesi için dine girmişlerdir! Sizin ileri gelenleriniz, Resûlullah Aleyhisselamın 'İmamlar Kureyş'tendir!1 buyurduğunu biliyorlardır!

Peygamber Aleyhisselam: 'Bu iş benden sonra Kureyş'tedir!' buyurmuştur.

Hubab b. Münzir: "Biz sizi de, üstünlüğünüzü de biliyoruz! Ben, Ensarın kaşınıp rahatlayacakları dayanağı, yararlanacakları meyvalı budağıyım dır! Başları derde girdikçe, onlar bana başvurur; benim görüş, tedbir ve yardımlarımla rahata kavuşurlar! Ey Kureyş cemaati ! Bizden bir emîr, siz­den de bir emîr olacaktır!" dedi.

Hz. Ömer: "Bir kında iki kılıç iyi olmaz! Emirler bizden, vezirler sizde Bir kında iki kılıç bir­leşmez!" dedi

Hz. Ebu Bekir: "Hayır! Biz emîrleriz, sizler de vezirlersiniz!" dedi.

Hubab b. Münzir "Hayır! Vallahi, bu dediğini kabul etmeyiz! Ey Ensar cemaati! Siz emîrinizi kendinizden seçiniz! İçinizde, gölgenizdeki insanlar size aykırı davranmaya cesaret edemeyeceklerdir! Hatta, sizin görüşünüz dışında hareket etmeyeceklerdir! Çünkü, sizler izzet, servet, sayı, kuvvet, tecrübe, cesaret, yiğitlik., gibi birçok üstün vasıflara sahipsiniz! Halk ancak sizin ne yaptığınıza baka­caktır! Sakın bu hususta anlaşmazlığa düşmeyiniz ve görüşlerinizi bozmayınız! Onlar, ancak 'Bir emîr bizden, bir emîr de sizden!' dediğinizi işitsinler! Ey Ensar cemaati! Elinizdekine sahip olunuz! Şunun (Hz. Ebu Bekir'in ve Hz. Ömer'in) ve arkadaşlarının sözlerini dinlemeyiniz! Onlar sizin bu işteki nasibinizi gideriyorlar! Onların sizden istediklerini kabule yanaşmayınız! Kendilerini bu beldelerden sürünüz! Onlara bırakacağınız bu işe, vallahi siz onlardan daha çok lâyık ve müstahaksınız!" dedi.

Hz. Ömer, ona: "Allah seni kahretsin!" dedi. Hubab b. Münzir "Hayır, "Allah seni kahretsin!" diye karşılık verdi.

Hz. Ebu Bekir: "Sizler, Muhacir kardeşlerinize Allah'ın fazlından ihsan ettiği şeyi kıskanmaya kalkışmayınız ! Size yaraşan, böyle yapmamaktır!" dedi.

Hubab b. Münzir: "Ey cemaat! Vallahi, biz bu işin size verilmesini kıskanıyor değiliz! Fakat, biz babalarını ve kardeşlerini öldürmüş olduğumuz cemaatin iş başına geçirilmesinden korkuyoruz!

Biz ne seni kıskanıyoruz, ne de arkadaşlarını!

Fakat, idare ( bedir de, uhud da, vs. Savaşlar da ) öldürmüş bulunduğumuz kavmin eline geçer de, onlar bize karşı kin ve düşmanlık beslerler diye korkuyoruz!" dedi.

Ensarın hatipleri ayağa kalkarak: "Ey Muhacirler cemaati! Resûlullah Aleyhisselam sizlerden birini bir yere gönderdiği zaman, bizden de bir adamı onun yanına katardı. Biz, bu işin de iki kişiye verilmesi gerektiğini sanıyoruz. Bir adam bizden, bir adam da sizden olsun!" dediler.

Ensardan Zeyd b. Sabit kalkıp: "Resûlullah Aleyhisselam, Muhacirlerdendi. Biz de, Resûlullah Aleyhisselamın yardımcıları idik. Onun yerine geçirilecek olanın da yardımcısıyız!" dedi.

Hz. Ebu Bekir: "Allah sizleri hayırla mükâfatlandırsın! Ey Ensar cemaati! Bu sözünüzde sebat ediniz! Vallahi, bundan başka türlü söylerseniz, sizinle anlaşanlayız!" dedi.

Ebu Ubeyde b. Cerrah: "Ey Ensar cemaati! Sizler, yardım edenlerin, barındıranların ilki olmuştunuz! Sakın bunu değiştirenlerin de ilki olmayınız!" diyerek seslendi.

Ensardan Ebu Numan Beşir b. Sa'd ayağa kalkıp: "Ey Ensar cemaati! Bizim vallahi bu dini kabulde yarışmaktan ve din yolunda müşriklerle çarpışmaktan maksadımız ancak Rabbimizin rızasını ve Peygamberimiz Aleyhisselama itaat faziletini kazanmaktı. Bize bu yolda ne insanlara hâkim olmak, ne de dünya ve dünya malı yaraşır! Allah bize bu hususta velinimet ve nimettir. Biliniz ki; Muhammed Aleyhisselam Kureyş'tendir. Onun kavmi de, bu işe herkesten daha çok lâyıktır ve önce gelir! Vallahi hiçbir zaman bu işte Allah beni onlarla niza eder, çekişir halde görmeyecektir! Allah'tan sakının! Onlara ne aykırı davranın, ne de onlarla çekişin!" dedi.

O sırada, Ensardan Numan b. Beşir, Übeyy b. Ka'b'a giderek kapısını çaldı. Übeyy b. Ka'b elbisesine bürünmüş olarak dışarı çıktı.

Numan b. Beşir "Ben seni ne diye evinin kapısını üzerine kapatıp evinde oturmuş görüyorum!? Halbuki şu senin kavmin Benî Sâidelerin içinde bulunuyor ve Muhacirlerle çekişip duruyorlar?! Haydi, hemen kavminin yanına git!" dedi. Übeyy b. Ka'b hemen çıkıp Beni Sâidelerin suffasında toplanmış bulunan Ensarın yanına vardı.

Onlara: "Vallahi siz bu yönetim işinden hiçbir şeye müstahak değilsiniz! Bu iş, sizin dışınızda, (Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer'e eğilerek) şu iki zâta aittir! Sonra üçüncüsü öldürülecek, yönetim çekilip alınarak orada olacak!" dedi ve "orada" derken de eliyle Şam tarafına işaret etti.

Ensar ve Muhacirler arasındaki uzun ikna çabaları sonucunda Kureyşliler galebe çalmışlar ibrenin kendilerinden yana olduğunu hissedip alel acele seçime geçmişler.

Halife Seçilişi

Hz. Ebu Bekir'e Bey'at Edilişi

Hz. Ebu Bekir'in sağında Ebu Ubeyde b. Cerrah, solunda da Hz. Ömer bulunuyor. kendisi ikisinin arasında oturuyordu.

Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer'le Ebu Ubeyde b. Cerrah'ın ellerinden tutarak:

"Şu iki adamdan hangisini isterseniz ona bey'at ediniz! Razıyım. İşte Ömer bin. Hattab!

Resûlullah Aleyhisselam onun hakkında 'Ey Allah'ım! Dini onunla aziz kıl!' diyerek dua etmiştir.

İşte Ebu Ubeyde b. Cerrah! Peygamber Aleyhisselama bir kavim gelmiş; onlar, 'Bizimle birlikte emîn bir kimse gönder!' demişlerdi. Resûlullah Aleyhisselam da:

'Sizinle birlikte hakkıyla emîn bir kimseyi göndereceğim!1 buyurmuş ve onlarla birlikte Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı göndermişti. Ben, sizin için, Ebu Ubeyde'ye bey'atınıza da razıyım!

Resûlullah Aleyhisselam, onun hakkında, 'Bu, bu ümmetin emînidir!1 buyurmuştur" dedi.

Ebu Ubeyde b. Cerrah: "Hayır! Vallahi hayır! Bu işte biz sana bey'at edeceğiz!

Çünkü sen Muhacirlerin üstünü ve mağarada ikinin ikisidir! Resûlullah Aleyhisselam namaz kıldırmaya yetkili kıldığı halifesisindir!

Namaz ise, dininde en üstün ibadettir!

Senin önüne geçmeye veya sana karşı bu işi üzerine almaya daha lâyık kim vardır?

Vallahi, biz bu hususta senin önüne geçici değiliz!

Sen, Resûlullahın arkadaşı ve ikinin ikincisisin!" dedi.

Hz. Ömer de, aynı şekilde konuşup, Hz. Ebu Bekir'e:

"Sen bizim ulumuzsun! Sen bizim hayırlımızsın!

Sen bizim Peygamberimiz Aleyhisselama sevgili olanımızsın!

Resûlullah Aleyhisselamın koymuş olduğu makamından seni sağ iken geri çekecek bir kimse bulunamaz!"

Abdurrahman b. Avf, kalkıp:

"Ey Ensar cemaati! Siz, fazilet ve üstünlük davasındasınız ama, içinizde Ebu Bekir, Ömer ve Ali gibi bir kimse yoktur!" dedi.

Münzir b. Erkam kalkıp: "Andığın zâtların fazilet ve üstünlüğünü inkâr etmiyoruz.

Onların içinden bu işi o, yani Ali b. Ebu Talib istemiş olsaydı, ona hiç kimse itiraz etmezdi" dedi.

Ensardan bazıları da:

"Biz Ali'den başkasına bey'at etmeyiz!" dediler.

Hz. Ömer:

"Uzat elini ey Ebu Bekir! Bey'at edeyim sana!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Hayır ey Ömer! Ben sana bey'at etmeliyim! Çünkü sen bu iş için benden daha güçlüsün!" dedi.

Birbirlerinin elini açmak ve bey'at etmek istediler.

Nihayet Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir'in elini tuttu, açtı ve:

"Benim gücüm, senin içindir ve senin gücünün yanındadır!" diyerek ona bey'at etti.

Beşir b. Sa'd ise daha önce davrandı ve bey'at etti.

Bunun üzerine halk Hz. Ebu Bekir'in başına yığılıp bey'at etmeye koyuldular.

Az kalsın Sa'd b. Ubâde'yi döşeğinde çiğneyeceklerdi!

Sa'd b. Ubâde'nin adamlarından birisi:

"Sa'd b. Ubâde'yi öldürdünüz!" dedi.

Hz. Ömer: "O, fitne sahibidir!" dedi.

Ensardan, Sa'd b. Ubâde'den başka, Hz. Ebu Bekir'e bey'at etmeyen kalmadı.

Beşir b. Sa'd bey'at ettiği zaman, Hubab b. Münzir ona:

"Ey Beşir b. Sa'd! Sen bunu amcanın oğlunun emîrliğini kıskandığın için yaptın!" diyerek seslendi.

Beşir b. Sa'd:

"Hayır! Vallahi ben Allah'ın Kureyşflere bahşettiği bir hak üzerinde onlarla çekişmemi hoş bulmadım!" dedi.

Beşir b. Sa'd'ın işi Kureyş'e bıraktığını, Hz. Ebu Bekir'e bey'at ettiğini görünce, içlerinde Akabe Bey'at temsilcilerinden Useyd b. Hudayr"ın da bulunduğu Evsîler, birbirlerine:

"Vallahi, Hazrecîler üzerinize bir kere hâkim olacak olurlarsa, bu fazileti kendilerine temelli tahsis ve sizi ondan mahrum ederler.

Kalkın, Ebu Bekir'e bey'at edin!" dediler, bey'at ettiler.

Sa'd b. Ubâde ve Hazrecîler, hayal kırıklığına uğradılar.

Eşlemlerin cemaati de, sokakları doldura doldura gelip bey'at ettiler. Hz. Ömer onları görünce yardım göreceklerine kanaat getirdi.

Sa'd b. Ubâde:

"Beni bu yerden kaldırıp götürünüz!" dedi.

Onu kendi evine taşıdılar.

Hz. Ömer der ki:

"Biz, vallahi, Ebu Bekir'e bey'at işinden daha sağlamını bulamadık, göremedik.

Ensar kavminin yanından bey'at yapmadan aynlsaydık, bizden sonra kendi kendilerine bey'at yapacaklarından korktuk.

Biz, onlara bey'at etseydik, arzu etmediğimiz birşey üzerine bey'at yapmış olacaktık.

Karşı koysaydık, ortaya fitne ve fesat çıkacaktı ."

Ensar Hz. Ebu Bekir'e bey'ata başlayınca, Hubab b. Münzir kalkıp kılıcını aldı. Ensar hemen onun üzerine üşüşüp kılıcını elinden aldılar. Bey'at bitinceye kadar yüzünü elbisesiyle örttüler.

Hubab b. Münzir:

"Ey Ensar cemaati! Siz böyle yaptınız ama, vallahi sanıyorum ki sizin oğullarınız onların oğullarının kapıları önünde duracaklar, onlara el açıp dilenecekler! Onlar ise su bile içemeyeceklerdir!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Ey Hubab! Bizden mi korkuyorsun?!" diye sordu.

Hubab b. Münzir:

"Ben senden korkuyor değilim! Fakat senden sonra gelecek kimselerden korkuyorum!" dedi.

Hz. Ebu Bekir:

"Sana ve arkadaşlarına öyle yapıldığı zaman, bize itaat etmeniz size gerekmez!" dedi.

Hubab b. Münzir:

"Heyhat! Ey Ebu Bekir! Ben de, sen de o zaman geçmiş gitmiş bulunuruz. Senden sonra gelecekler, bize serbestçe zulüm ve haksızlık ederler!" dedi.

Hz. Ebu Bekir'e Umumî Bey'at Yapılışı

Ensar Beni Sâidelerin örtmesinde Hz. Ebu Bekir'e bey'at ettikten sonra, ertesi (Salı) günü Hz. Ebu Bekir Mescidin minberine çıkıp oturdu.

Konuşmaya başlamadan önce, Hz. Ömer ayağa kalktı.

Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra:

"Ey insanlar! Ben dün size bazı sözler söylemiştim.

Onları Allah'ın Kitabında bulamadığım gibi, Resûlullah Aleyhisselamın da bana o hususta bir sözü yoktu.

Fakat ben Resûlullah Aleyhisselamın bizden sonraya kalacağını ve işlerimizi kendisinin çekip çevireceğini sanıyordum.

Oysa, Yüce Allah Resûlullah Aleyhisselama doğru yolu gösteren bir Kitabı sizin içinizde bırakmış bulunmaktadır ki, ona sımsıkı sanlırsanız Allah onunla Resûlüne doğru yolu gösterdiği gibi size de doğru yolu gösterir!

Allah, halifelik işinizi sizin hayırlınız ve Resûlullah Aleyhisselamın arkadaşı, mağarada ikinin ikincisi olan zât üzerinde topladı, yoluna koydu.

Kalkınız; ona bey'at ediniz!" deyince, Mesciddeki halk Hz. Ebu Bekir'e umumî bey'at ettiler.

Hz. Ebu Bekir'in Konuşması

Hz. Ebu Bekir konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bundan sonra, bilesiniz ki ey insanlar! Ben sizin en hayırlınız olmadığım halde size emîr oldum.

Fakat, bize Kur"ân ve Peygamber Aleyhisselamın sünnetleri öğretildi de, biz bu sayede bilgi sahibi olduk.

İyi biliniz ki, bana yapılan bey'atı düşünmeden kabul ediverişim, ümmet arasında bir fitne ve fesat çıkmasından korktuğum içindir!..

Halife Ebu Bekir'e Bey'at Etmeyenler Ve Gerekceleri

Hz. Ali'nin Halifeliğe ve Savaşa Teşvik Edilişi

Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat ettiği ve Hz. Ebu Bekir'in Hz. Ömer tarafından dışarı çağrılarak Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından çıkıp gittiği sırada, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında Hz. Ali, Hz. Abbas ve Zübeyr b. Avvam kalmıştı .

Hz. Abbas, Hz. Ali'yle başbaşa kalınca, ona:

"Resûlullah Aleyhisselamın bu halifelik işini senden başkasına vasiyet ettiğine dair birşey biliyor musun?" diye sordu.

Hz. Ali:

"Vallahi, hayır! Bu hususta birşey bilmiyorum!" dedi.

Bunun üzerine, Hz. Abbas gidip Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve daha başkalarıyla buluşarak, onlara:

"Resûlullah Aleyhisselam size birşey vasiyet etti mi?" diye sordu.

Onlar:

"Hayır!" dediler.

Hz. Abbas, Hz. Ali'nin yanına döndü ve ona:

"Uzat elini! Sana bey'at edeyim !

'Resûlullah Aleyhisselamın amcası Resûlullah Aleyhisselamın amcasının oğluna bey'at etmiş!' denir, Ehl-i Beytin sana bey'at eder! Halk da bey'at eder!" dedi.

Hz. Ali:

"Allah senin iyiliğini versin ey amca! Bu işi bizden başka kim ister? Bunu bizden başka kim umar ki?!" dedi.

Hz. Abbas:

"Sanırım ki, vallahi uman olacaktır!" dedi.

Hz. Ebu Bekir'e Mescidde bey'at edildiği sırada, tekbir sesi işittiler. Hz. Ali:

"Nedir bu?" diye sordu.

Hz. Abbas:

"Bu, seni davet ettiğim, senin ise yanaşmadığın şeydir!" dedi.

Hz. Ali:

"Öyle şey olur mu?!" dedi.

Hz. Abbas:

"Hiçbirzaman, bunun gibisi görülmemiştir!

Ben böyle olacağını sana söylemedim mi?" dedi.

Müslümanların Hz. Ebu Bekir'e bey'at etmek üzere toplandıkları sırada, Ebu Süfyan b. Harb de:

"Vallahi, ben kandan başkasıyla söndürülemeyecek birtoz-duman görüyorum!

Ey Abdi Menaf hanedanı! Size ait işleri Ebu Bekir'e mi bırakıyorsunuz?

Neredeler o iki zayıflar?!

Neredeler o iki zeliller?! Ali ve Abbas'lar?!

Ey Hasan'ın babası! Uzat elini, bey'at edeyim sana!

Sizler, İbn Ebi Kuhâfe'nin yönetim işini üzerine almasına nasıl razı oluyorsunuz?

Bu iş Kureyşîlerin içinde küçücük bir kabileye nasıl verilebilir?!

Vallahi, isterseniz, ben onun üzerine her taraftan süvarileri ve piyadeleri doldururum!" dedi.

Hz. Ali:

"Ben asla böyle birşeyi ister değilim!

Yazıklar olsun sana ey Ebu Süfyan!

Müslümanlar, birbirlerinin evlerine ve akrabalarına gelirlerse, nasihat eder, hayırlı öğüt verirler.

Münafıklar da, birbirlerinin yurtlarına ve akrabalarına yaklaşırlarsa, hainlik ve yaramazlık eder, ortalığı karıştırıriar!

Ey Ebu Süfyan! Vallahi sen bununla ancak fitne ve fesat çıkarmak istiyor, İslâmiyete ve Müslümanlara düşmanlığını sürdürüp duruyorsun!

Fakat, sen bununla onlara hiçbir zarar veremeyeceksin!

Senin öğüdün bize gerekmez!

Biz bu işe Ebu Bekir'i yeterli görüyor ve buluyoruz! Biz onu bu işle başbaşa bıraktık, araya girmedik!" dedi.

HZ. ALİ (A.S)'IN TARAFTARI OLAN BAZI SAHABELERİN SAKİFE OLAYINA İTİRAZLARI

Hz. Ali (a.s) ile onu izleyen bir avuç sâdık sahabe Hz. Resulullah (s.a.a)'in mutahhar bedeninin gusül ve kefen işleriyle uğraşırken, çoğunluk denilebilecek kalabalık bir grup, biraz ötede, hilafeti ele geçirebilmek için münakaşalar başlatmış ihtilafa düşmüşlerdi.

Bu olaylar neticesinde "oldu bitti"yle karşı karşıya bırakılan Hz. Ali'yle Şia'sı -onu izleyenler- söz konusu çoğunluğa karşı gerekli mücadele imkanlarına sahip olmadıkları ve İslam dünyasını tehdit etmeye başlayan mevcut şartların bir iç ihtilafa hiç mi hiç izin vermeyen böylesine bir ortamda meseleyi karşılıklı görüşmeler ve tebliğ yoluyla halletmeyi tercih edip Müslümanları bu "aceleci, zamansız eylem"leri noktasında uyararak bu yaptıklarının ileride çok kötü sonuçlar doğuracağına dair nasihatlerde bulundular.

KARŞI ÇIKANLAR KİMLERDİ

Halifelik olayında Hz. Ali (a.s)'in etrafında toplanıp çoğunluğun yapmış olduğuna ilk itiraz edenler, Şia'nın önde gelenleri Ammar, Ebuzer, Mikdad ve Selman gibi sahabelerin Allah ve Resulü katında ne yüce makamlara sahip oldukları herkesçe bilinmektedir. Bu büyük sahabelerin kim oldukları ve neler yaptıklarını anlamak için Ebu Naim İsfehani'nin Hılyet'ul Evliya'sına, Hatib'in Tarih-i Bağdad'ına, İbn-i Asâkir'in Tarih'ine, İbn'ul Cevzi'nin Safvatul Safve'sine, Hâkim'in Müstedrek'ine Müslim'in sahih'ine, İbn-i Esir'in Usd'ul Ğabe'sine, İbn-i Hacer'in İsabe'sine, Ebu Ömer'in İstiab'ına bakmak gerekir. Bu kaynaklarda adı gelen sahabelerin üstün özellikleri anlatılmış ve her biri hakkında Hz. Resulullah (s.a.a)'in buyurduğu vasıf ve övgüler aktarılmıştır ki Taberi, Kamil ve Yakubi'nin Tarih'leriyle Belazuri'nin Futuh'ul Buldan, Vakidi'nin Futuh'ul Şam ve İbn-i Hişam'la Halebi ve Zeyni Dehlan'ın siyer ve tarih kitaplarında bu yüce sahabilerin İslam uğrunda katlandıkları zorluklar, katıldıkları savaşlar, gösterdikleri fedakârlıklar, başarılar... vb. seçkin hasletleri ayrıntılarıyla anlatılmaktadır.

İcraatları, Devlet Oteritesine Başkaldıranlarla Mücadelesi

İrtidad: İrtidad, Arapça «Redd» kökünden gelen bir sözcüktür. Lûgattaki anlamı, dönmek demektir. İslâm Literatürüne dinden dönmek, yani İslâm'dan bilinçli bir şekilde çıkmak anlamına gelen bir terim olarak geçmiştir. 

İrtidâd eden kimseye, yani bilerek, düşünerek, ve karar vererek İslâm'dan çıktığını söyleyen; ya da buna ilişkin kanıtlayıcı bir tavır gösteren erkeğe mürted, kadına da mürtedde denir.

İrtidad ve riddet aynı anlamı taşır.

Daru'r-Ridde, dinden dönenlerin ülkesi,

dar-ı harb İslam olmayanların ülkesi,

darü'l İslam ise İslam ülkesi demektir.

Dar-ı İslam'ın dar-ı harb'i İslam'a zorlaması, ya İslamiyeti kabul etmesi ya da cizye-haraç vermesi beklenir.

İlk İrtidad Olayı:

İlk dinden dönme hareketi Peygamberin zamanında Yemen'de ortaya çıkmıştı. Kendisinin peygamber olduğunu iddia eden Esved el-Ansi, topladığı kuvvetlerle önce Necran bölgesini, peşinden de Sana'yı, Vali Sehr ile yirmi beş gün savaşarak ele geçirdi. Peygamber'in Amil ve muallimi olarak bölgeye gönderdiği Mu'az b. Cebel, Ma'rib'de bulunan Ebu Musa el-Esari'ye iltihak etmiş daha sonra ikisi birlikte Hadramevt'e gitmislerdi. (Taberi, III, 229-230).

İbnül-Esir'in ifadesiyle, "Esved'in çıkarmış olduğu fitne bir alev gibi, Hadramevt'ten Taif, Bahreyn ve Ahsa'dan Aden'e kadar her yeri kaplamıştı."(Ibnül-Esir, II, 338).

Hadramevt'te toplanan müslümanlar endişeli bir şekilde beklerken, durumu haber alan peygamberin, Yemen bölgesinde bulunan müslümanların tamamına yönelik, Esved'e karşı savaşılması emri bölgeye ulaştı. Veber b. Yuhannis vasıtasıyla gönderilen mektupta; dinin korunması, mürtedlere karşı savaşılması, Esved el-Ansi'nin açıkça savaşılarak veya gizli bir tertiple ortadan kaldırılması ve bu emrin İslam'da sebat eden bölgedeki bütün müslümanlara ulaştırılması gibi talimatlar yer almaktaydı. (Taberi, III, 231; Ibnül-Esir, II, 338)

Peygamberin emri San'a'daki müslümanlara ulaştığı zaman, planlanan bir suikastile Esved el-Ansi, Firaz adındaki biri tarafından öldürülmüş ve Kenan bölgesi tekrar İslam'ın hakimiyetine girmişti. Onun öldürüldüğü haberi Medine'ye peygamber'in vefat ettiği günün sabahında ulaşmıştı. (Taberi, III, 227 vd.)

Ridde Savaşları:

Ridde Savaşları, peygamberin ölümünden sonra dinden dönüp İslam devletine karşı koyanlarla yapılan savaşlardır. Peygamberin ölüm haberini duyan Yemen ve Necid bölgelerindeki bazı kabileler dinden ayrıldıklarını ilan ettiler ve zekat ödememeye başladılar. Bu durum kabileden kabileye yayılmaya ve isyan büyümeye başladı.

İrtidad hareketlerinin başlamasıyla başkent Medine her taraftan kuşatılmış bir duruma geldi. Öte yandan Yahudi ve Hristiyanlar, ortaya çıkacak durumu değerlendirmek için müslümanların durumunu izlemeye başladılar.

Tarihçiler müslümanların o zaman içinde bulundukları dehşet verici durumu; "Müslümanlar, peygamberlerini kaybetmeleri ve azlıkları yüzünden sanki şiddetli soğuk, yağmurlu karanlık bir gecede sahrada kaybolmuş koyun sürüsünün durumunu andırıyordu" şeklinde ifade etmektedirler. (Taberi, Tarih, Beyrut ty, III, 225; Ibnül-Esir, Tarih, Beyrut 1979, II, 333)

Medine'nin ciddi olarak tehdit altında bulunduğunu ileri süren bazı kimseler, peygamber'in vefatından az önce yola çıkan Usame'nin ordusunu bu seferden alıkoyması için Ebu Bekir'e müracaat ettiler. İslam devletinin başına henüz geçmiş olan Ebu Bekir son derece net ve kararlı bir ifade ile bu tavsiyeyi yapanlara; Bilsem ki kurtlar burada beni parçalayacak; Usame'nin ordusu için peygamber'in emretmiş olduğu şeyi uygulayacağım" dedi ve bu orduya yoluna devam etmesi için emir verdi.

Usame B. Zeyd komutasındaki İslam ordusu peygamberin emri ile Ürdün ve çevresine sefere çıkmıştı. Peygamberin ölümünden sonra başta Tay ve Esed kabilelerinin isyanı üzerine Ebubekir bu kabileleri uyardı ama bunlara karşı harekete geçmek için Usame'nin seferden dönüşünü bekledi. Ancak, Abslar'la, Zubyanlar'ın Medine'ye saldirmaları üzerine bu tehlikeyi yok etmek için faaliyete geçmek zorunda kaldı. Bu arada diğer bir takım kabilelerin elçileri Medine'ye gelerek, namazı kılacaklarını, ancak zekat'ı ödemeyeceklerini bildirdiler. Ve bu durumun kabul edilmesini istediler. Ebu Bekir elçilere; "Zekat olarak vereceğiniz hayvanların, bağlanacakları ipleri vermediğiniz taktirde bile sizinle savaşacağım" şeklinde sert bir cevap verdi.(Taberi, III, 244)

Halife Ebu Bekir tarafından istekleri reddedilen bu elçi heyeti dönüşlerinde, Medine'de bulunan müslümanların azlığını kabilelerine bildirerek Medine'ye yürümek için onları heveslendirdiler. Ebu Bekir sayılarının azlığını öğrenen mürtedlerin Medine'ye saldırabileceklerini anladığı için bir takım tedbirler aldı.Yakında olan düşman birliklerinin şehre girişini önlemek için Ali, Talha, Zübeyr ve İbn Mes'ud'u şehre giren yollara yerleştirdi ve herkesin mescidde toplanmasını istedi. Nitekim o, düşüncesinde yanılmamış ve üç gün sonra mürtedler gece vakti harekete geçmişlerdi. Ancak yolları bekleyen birlikler onlarla savaşarak şehre girmelerini engellediler ve durumu Ebu Bekir'e bildirdiler.

Ebu Bekir mesciddekilerle birlikte hemen harekete geçerek onları geri püskürttü ve Zahusa'ya kadar onları takip etti. Merkezinde Ebu Bekir'in bulunduğu ordu yaya olarak (sadece aracı birlikte süvariler vardı) hızlı bir yürüyüş yaptı ve fecirde düşmanın bulunduğu yere geldi. Onlar hiç birşeyden habersiz olarak dururken, müslümanların ani saldırısı karşısında çok sayıda ölü bırakarak kaçmak zorunda kaldılar. Ebu Bekir, kaçanları Zül-Kassa'ya kadar takip etti. Numan b. Mukarrin'i bir miktar askerle orada bırakarak Medine'ye döndü. İrtidat eden Absoğulları ile Zubyanoğulları, aldıkları bu yenilginin acısıyla kabileleri içerisindeki müslümanları öldürmeye ve çevrede bulunan diğer müslümanlara saldırmaya başladılar. Bu haber Ebu Bekir'e ulaştığı zaman o,müthiş bir şekilde hiddetlendi ve müslümanları çesitli şekillerde öldüren mürted kafirlerin, öldürdükleri müslümanlara karşılık olarak korkunç bir şekilde öldürüleceklerine dair yemin etti.

Bu olaydan sonra, müslümanların moralleri düzeldi ve kabileler içerisinde irtidad eden kimselerin bir bölümü tekrar İslam'a dönmeye ve yeniden zekat mallarını Medine'ye göndermeye başladılar. İbnül-Esir'in kaydına göre de kırk gün sonra Usame b. Zeyd seferden dönerek Medine'ye geldi. Ebu Bekir onları sefer yorgunluğunu üzerlerinden atmaları için Medine'de bıraktı ve tertip ettiği kuvvetlerin başına geçerek, Necd yönünde bulunan Zül-Kassa'ya doğru hareket etti. Bu nazik ortamda Hz. Ebu Bekir'in bizzat savaşa çıkmasını doğru bulmayan bazı kimseler ona müracaat ederek Medine'de kalmasını istediler. Bu kimseler, eğer Ebu Bekir'e bir şey olursa, içinde bulunulan kritik durumun müslümanlar için bir felakete dönüşmesinden endişe ediyorlardı. Ebu Bekir; müslümanları bizzat koruyacağını söyleyerek bu teklifi reddetti.

Hz. Ebu Bekir'in ordu ve komutanlarına şöyle nasihat ettiği rivayet edilmektedir.

1-           Hayinlik etmeyiniz.

2-           Sözünüzde durmamazlık etmeyiniz.

3-           Ganimetlerden çalmayınız

4-           Ölenlerin ağız, burun, kulak gibi uzuvlarını kesmeyiniz.

5-           Çocukları, yaşlıları ve kadınları öldürmeyınız.

6-           Hurma ve meyve veren hiçbir ağacı kesip yakmayınız.

7-           Yemek için müstesna koyun, sığır, deve kesmeyiniz

8-           Manastırlara çekilmiş, dünyadan el-etek çekmiş birtakım kimseleri adadıkları şeylerle baş başa bırakınız 

Peygamberin ölüm haberi üzerine, Müseyleme ve Tuleyha, peygamberlik iddiasiyla ortaya çıkmıştı. Tay ve Esed kabileleri Tuleyha'ya tabi olarak dinden dönmüş, Gatafan ise, Uyeyne b. Hisn'in başkanlığı altında isyan etmişti.Uyeyne: "Esed ve Gatafandan bir peygamber, bize Kureyşten olan bir peygamberden daha sevimlidir. Muhammed öldü. Tuleyha ise hayattadır" diyerek, Tuleyha'ya tabi oldu.

Yolda kendisine katılan komutanlarından Mukarrinoğlu Numan, Abdullah ve Suveyd kardeşlerle birlikte Rebezelilerin toplandığı Ebrak denilen yere kadar ilerledi ve burada yapılan savaşta mağlup olan ve komutanlarını kaybeden Abslar ve Benu Bekr'ler dağılarak süratli bir şekilde bölgeden uzaklaştılar. Günlerce Ebrak'da kalan Ebu Bekir, Benu Zübyan'ları mağlup etti ve topraklarını ganimet olarak değerlendirerek bu arazileri Benu Zübyan'lar için yasak bölge ilan etti. Onun bu galibiyeti üzerine mürtedlerin çoğunluğu tekrar İslam'a döndü. Öte yandan, dağılan Abs ve Zübyan kuvvetleri peygamberlik iddiasında bulunan Tuleyha'nın yanına gittiler. Tuleyha, Sumeyra'dan hareket ederek Buzaha'ya yöneldi ve burada karargah kurdu.

Medine'ye dönen Ebu Bekir savaş hazırlıklarına girişti ve orduyu on bir kısma ayırarak her birine bir bayrak verip görev sahalarını belirledi. Buna göre,

1-           Halid b. Velid, Buzaha'da bulunan yalancı peygamber Tuleyha ile savaşacak, sonra Butah'da bulunan Malik b. Nuveyre üzerine yürüyecekti.

2-           İkrime b. Ebi Cehl ise Müseyleme ile mücadele edecek.

3-           Muhacir b. Ebi Ümeyye, sahte Peygamber Esved el-Ansi'nin üzerine gönderdi. Peşinden de Kays b. Makşuh'a karşı Ebna'ya zardımcı olması, daha sonra da Hadramevt ve Kinde'ye gitmesini emretti.

4-           Halid b. Said, Suriye taraflarına;

5-           Amr b. el-As, Tebuk ve Demetü'l- Cendel'deki Kudaa, Vedia ve Haris kabileleri üzerine gşnderdi

6-           Huzeyfe b. Mihsan, Deba halkıyla savaşacak;

7-           Arfece b. Herseme, Mehre kabilesiyle;

8-           Tureyfe b.Haciz, Beni Süleym'i ve onlarla birlikte hareket eden Havazinliler'i itaat altına alacak;

9-           Süveyd b. Mukarrin, Yemen'in Tihame bölgesine;

10-          Ala b. el-Hadrami, Bahreyn'e gidecekti.

11-          Şurahbil b. Hasane'yi de, İkrime b. Ebi Cehl'in arkasından göndererek, İkrime'nin Yemen'den ayrılıp Kuza'alılar üzerine yöneldiği zaman ona destek vermek amacı ile Halife Ebubekir tarfından görevlendirdi.

Hz. Usame ordusunu tam 11 parçaya ayırarak müslümanların hakimiyeti olan bölgeleredeki iç kargaşayı ve başkaldırları önlemek ve bastırmak amacı ile yollara düşmüşler. Tabi bu içde zuhur eden karmaşık durumu zapturap altına almada bazı kaynaklarda mürtedlerin yakılarak öldürdükleri aktarılmaktadır. Ne derece doğrudur ? Bilinmez.

Hz. Ali irtidat eden bir topluluğu yakmıştı. Bu haber İbn Abbâs'a ulaşınca o dedi ki, 'Ben olsaydım onları yakmazdım. Çünkü Resulullah, "Allah'ın azabıyla cezalandırmayınız." demişti. Ben onları yakmadan öldürürdüm. Nitekim Resulullah "Din değiştireni öldürünüz." diye buyurmuştur

 "Allah mürtedlere karşı komutana zafer nasip ederse, komutan onları silahla ve ateşte yakma dâhil her çeşit usulle öldürür. (Halife Ebubekir)

Vâkıdî, Belâzurî, Taberî ve bunlardan sonraki birtakım klasik kaynaklar Hz. Ebû Bekr dönemindeki irtidat ve isyan hadiseleri sırasında yakılarak cezalandırılmayla ilgili birtakım kayıtlara yer verirler.Taberî, mürtedlerle savaşmak için görevlendirilen komutanların her birine, Hz. Ebû Bekir'in uzunca tavsiyelerde bulunduğundan söz eden bir mektubuna yer verir. Yukarıdaki Ebubekir'e ait sözler bu mektupta geçmektedir.

Taberî, Buzâha savaşı sonrası Hâlid'in yakaladığı bazı esirlere yaptığı işkenceyle ilgili olarak tüyler ürpertici şeyler anlatır. İlgili rivayete göre Esed, Gatafan, Tayy, Hevazin ve Süleym kabilelerinden bir grup Hâlid'e gelip Müslüman olduklarını beyan etmiş, o da onlara kabilelerinden olup Müslümanlara zulmedenleri teslim etmedikleri takdirde kendilerinden hiçbir şeyin kabul edilmeyeceğini söylemiştir. Bunun üzerine onlar aralarında bulunan asileri getirip teslim edince Hâlid de onların Müslümanlığını kabul etmiştir. Hâlid, teslim edilenler arasında bulunan Kurre b. Hubeyre ve onun gibi bazı kişileri bağlayıp Ebû Bekir'e göndermiştir. Müslümanlara zulmedenleri ise ateşte yakmak, taşa tutmak, dağlardan aşağılara atmak, baş aşağı kuyulara doldurmak ve okla vurmak gibi çeşitli işkencelerle öldürmüştür. Ardından da bu uygulamaları hakkında Ebû Bekir'e bilgi vermiştir. Ebû Bekir ona cevabi yazı göndererek şunları söylemiştir:"Allah'ın emirlerini yerine getirmek için ciddiyetle gayret et. Gevşeklik gösterme. Müslümanları öldürenleri ele geçirirsen onları başkalarına ibret olacak şekilde öldürerek öçlerini al. Şayet Allah sana zafer nasip ederse, onları (mürtedleri) ateşte yak."

Hâlid, Ebû Bekir'in bu mektubunu aldıktan sonra yaklaşık bir ay kadar Buzâha'da kalmış ve topladığı asilerin bir kısmını ateşe atıp yakmıştır. Bir kısmının kol ve bacaklarını birbirine bağlatıp taşa tutturmuş, bir kısmını da dağlardan aşağıya attırmıştır.Buzâha savaşından sonra Hâlid b. Velid'in, Süleym kabilesine geldiği ve bu kabileden birtakım isyancıları yakalayıp ahırlara doldurduğu ve ardından onları topluca yaktığı nakledilmektedir.

İbn Sa'd ise, Hâlid'in onlardan bir adamı yakalayıp ateşte yaktığını belirtmekte ve bu olayı duyan Ömer'in, Ebû Bekir'e gelip Allah'tan başkasının yakarak ceza vermeyeceğini söyleyerek onu görevden almasını önerdiğini anlatmaktadır.

Öte yandan Belâzurî de Süleym kabilesinin isyanının bastırılması için Hâlid b. Velîd'in bu bölgeye gönderildiğini haber vererek, onun hakkında;

"O gün mürtedleri yakıyordu. Bu durumu Ebû Bekir'e söyledikleri zaman o, "Allah'ın kâfirlere karşı kınından çıkardığı kılıcı, kınına sokmak istemem" diye cevap verdiğini söylemektedir. (Belâzurî, 107.) 

Kur'ân-ı Kerîm'in Toplanması "Mushaf''ın Meydana gelmesi :

Hz. Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy kâtiplerinin ve hafızların birçoğunun şehid olması üzerine, Hz. Ömer'in Kur'ân'ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur'ân âyetlerinin toplanmasını sağlamıştır. Rasûlullah zamanında peyderpey inen vahiy, kâtiplerce ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashâbın çoğu da Kur'ân hâfızı idi. Ancak, yazılı olan âyetler dağınıktı, kurrâ da azalınca Kur'ân'ın muhafazası hususunda endişe edildi. Ebû Bekir, Zeyd b. Sâbit'in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki âyetleri getirmesini emretti. Ayrıca şâhitlerle âyetler doğrulanıyor, kurrâ' ile te'kid ediliyordu. Böylece bütün âyetler toplandı ve "Mushaf" meydana getirildi.Bu Mushaf Ebû Bekir'den Ömer'e, ondan da kızı Hafsa'ya geçti ve Hz. Osman zamanında çoğaltılarak Dârü'l-İslam'ın bütün vilâyetlerine dağıtıldı.

Vefatı, Vasiyeti ve Kişiliği (1)

Vefâtı: Hilâfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hz. Ebû Bekir zamanında İslâm devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hz. Ebû Bekir Hicrî 13. yılda Cemâziyelâhir ayının başında hicretten sonra Medine'de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Ömer'in namaz kıldırmasını istedi. Ashâbla istişâre ederek

Hz. Ömer'i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hz. Ömer'in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilâfet ahitnamesini Hz. Osman'a yazdırdı. Ebû Bekir (r.a.) de, çok sevdiği Rasûlullah gibi altmışüç yaşında vefât etti. Vasiyeti gereği Rasûlullah'ın yanına -omuz hizasında olarak- defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.

Kişiliği ve Yönetimi : Tâcir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz. Ebû Bekir, dürüstlüğü ve takvâsı ile ashâb içinde ilk sırada yeralır. Karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak, tevâzu ile belirgindi.

Cömertlikte ondan üstünü de yoktur. Bütün malını mülkünü İslâm için harcamış, vefât ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak iâde edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka birşey bırakmamıştır. Dört eşinden altı çocuğu olan Ebû Bekir, kızı Âişe'yi Rasûlullah ile hicretten sonra evlendirmiştir

Rasûlullah'tan sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir'dir. O, Hz. Peygamber'in veziri, fetvâlarda en yakını idi. Rasûlullah'ın, "İnsanlardan dost edinseydim, Ebû Bekir'i edinirdim" ve "Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebû Bekir hariç" demesi ve son hutbesinde, "Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti'' diye Ebû Bekir'i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hz. Ebû Bekir'in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri göstermektedir.

Hz. Ebû Bekir'in nasslara aykırı hiçbir görüşü bize ulaşmamıştır, çünkü böyle bir reyi yoktur. Ebû Bekir nâsih sünneti çok iyi biliyor, Rasûlullah'ı herkesten çok tanıyordu. Bu yüzden hilâfetinde kendisine karşı içte muhâlif bir hareket olmamış ve fitneler görülmemiştir (Buhâri, Fedâilü'l-Ashâbı'n-Nebî, 3 ). İhtilâf veya ihtilâflarda çözümsüzlük, bid'atler onun devrinde yaşanmamıştır. "Üzülme, Allah bizimle beraberdir" buyuran Rasûlullah'ın haberi sanki lâfızda ve mânâda Hz. Ebû Bekir'de zâhir olmuştur (İbn Teymiye, Külliyat Tercümesi, İstanbul 1988, IV, 329).

Kaynaklarda onun, "Ben ancak Rasûlullah'a tâbiyim, birtakım esaslar koyucu değilim" diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir (Taberî, IV, 1845; İbn Sa'd, III, 183). Bir meseleyi hallederken önce Kur'ân'a bakar, bulamazsa Sünnet'te araştırır, orda da bulamazsa ashâbla istişâre eder ve ictihad ederdi. Ganimetin bölüşümü meselesinde Muhâcir-Ensâr eşitliği'nin ihtilâfa yol açmasında Ömer'in Muhâcirlere daha çok pay verilmesini savunmasına rağmen ganimeti eşit olarak bölüştürmüştür. O sebeple hilâfetinde huzursuzluk çıkmadı.

Mâlî işlerini Ebû Ubeyde, kadılık ve kazâ işlerini Hz. Ömer, kâtipliğini Zeyd b. Sâbit ve Hz. Ali, başkumandanlığını Üsâme ve Halid b. Velid yapmıştır. Medine Dârü'l-İslâm'ın başkenti olmuş, Mekke, Taif, San'a, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cureş, Bahreyn vilâyetlere ayrılmıştır. Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beşte biri Beytü'l-Mal'de toplanmıştır.Hz. Ebû Bekir, Mukillîn denilen çok az hadis rivâyet eden ashâbdan sayılır. O, yanılıp da yanlış birşey söylerim korkusuyla yalnızca yüz kırk iki hadis rivâyet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivâyeti nakledilmiştir.

Hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir:"Rasûlullah vahy ile korunuyordu. Benim ise beni yalnız bırakmayan bir şeytanım vardır... Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var... Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur... Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur... Amelin sırrı sabırdır... Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir... Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz .

İlk Halife olan Ebu Bekir ( ra) 23 yıllık nübüvet döneminde 142 Hadis naklettiği bilgisi bizlere siyer kitapların aktarılmaktadır.

Sonuç Değerlendirmesi

İnsan olması hasebiyle, kimilerine göre eksik yada yanlış kararlar vermiştir.

Halife seçimi esnasında yaşanan karmaşada sergilediği tavır bir kısım insanlar tarafında onaylanırken bir kısmı tasvip etmemişlerdır.

Hz. Muhammed'in vefatından sonra zekat vermeyen ve dinden dönenlerle mücadele edilirken, düzeni sağlama adına verilen mücadele kimilerine göre çok sert ve gereksiz görülmekte.

Allah rasulunden din adına ögrendiği doğruları eyip bükmeden yaşamlaştırmış,

Kur'anın korunması üzerine bir başka titizlikle durmuş, ayetlerle hadislerin birbirine karışmasının önlenmek için çaba ve gayret sarf etmiştir.

Hz. Ebu Bekir müstesna ve özel bir şahsiyet olarak tarih sayfalarında yerini almış, nübüvettin en başından beri gerek dini algılaması, amele dönüştürmesi bakımdan övülmeyi hak etmiş, örnek bir insan, örnek müslüman portnesi.

Müslümanların, geçmiştede gelecekde de Ebu Bekir timsali kimlikli, kişilikli ve dürüst karekterli insanlara ihdiyacı hep olmuştur; ve olacaktır.

Müslümanlar olarak, hayatımıza ve İslama olan hizmet anlayışında Hz. Ebu Bekir portresinden günümüze ölcekleri içine çağdaş kareler aktarmalıyız, yeni Ebu Bekir'ler olmalıyız ve çıkmalarına yardımcı olmalıyız.

Lokman ihtiyar / Almanya

HABERE YORUM KAT