İran'ın ABD ile hesabı

20.07.2009 11:49

Mehmet Yılmaz

Barack Obama liderliğindeki ABD, altı aydır 'barış' mesajları gönderiyor İran'a. Ancak Tahran'daki yönetim, misliyle mukabelede bulunmuyor.

Acaba neden?

Şüphesiz bu soruya verilebilecek en kestirme cevap, İran'ın bu dönemde seçim sürecine girdiği tezi olur herhalde.

Yani...

12 Haziran'da yapılan devlet başkanlığı seçimi öncesi 'risk' almak istenmemiş olabilir.

Kendi açılarından haklılar da...

Ama seçim bitti. Muhalefetin 'hile' iddiaları gerçekçi bulunmadı. Seçim sonuçlarının 'meşrû' olduğu ilân edildi.

Netice itibarıyla...

Mahmud Ahmedinejad ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi.

Şimdi herkes bekliyor, "İran, ABD'ye nasıl karşılık verecek acaba?" diye.

Bu hususta somut bir adım atılmış değil.

Üstünden bir ay geçtiği halde seçimlerin hâlâ tartışma konusu olması da gösteriyor ki, İranlı yöneticiler henüz bir mutabakata varamadı ABD'ye verilecek cevap konusunda.

Öyle olsaydı mevcut rejimi hiç zehir zemberek eleştirir miydi, eski cumhurbaşkanlarından Haşimi Rafsancani?

Rafsancani'nin geçen cuma günü Tahran Üniversitesi'nde verdiği hutbede söyledikleri çok önemli.

Diyor ki...

Halkın olmadığı yerde İslami hükümetten bahsedilemez.

İran İslam Cumhuriyeti hem İslam'a hem de cumhuriyete dayanıyor.

Seçim kampanyasının son günlerinde atılan yanlış adımlar halkın zihninde istifhamlar meydana getirdi.

Şüphesiz bu eleştirilerin birinci muhatabı Velayet-i Fakih konumundaki dinî lider Ali Hamaney. Hâlihazırda İran'ın dâhili ve hârici bütün politikalarını belirleyen tek isim kendisi çünkü.

O halde...

Niye İran'ı yönetenlerin bir mutabakata varamadıklarından söz ediyoruz?

Şundan...

İran'ın son 30 yıldır ABD'ye yönelik politikası kendi içinde bir mantığa sahip.

Nedir o?

-İslam Cumhuriyeti'nin varlığını sürdürmesi ve ona yönelik tehditlerin bertaraf edilmesi.

Bu durumda birinci tehdit de ABD oluyor tabii ki.

Washington'dan yükselen her tehdit dozajı yüksek açıklama, İran'daki rejimi korumak isteyenlere büyük bir hareket alanı kazandırıyor aslında.

ABD, bu ülkeyi kuşatmaya çalıştıkça İran da geliştirdiği bir dizi 'yıldırma' politikasıyla mukabelede bulunmaya çalışıyor çünkü.

Mesela...

Hem ülke içinde hem ülke dışında asimetrik ve düşük profilli gerilim stratejisi uyguluyor.

Başka...

Ambargo altında olmasına rağmen yeni silah sistemleri geliştiriyor. Uzun menzilli füzeler üretiyor. Hava savunmasını güçlendirmeye çalışıyor.

Şimdi de nükleer programa sahip olmak için gayret sarf ediyor.

Ayrıca...

Bölgedeki nüfuzunu artırmak amacıyla diplomasi kanallarını sonuna kadar kullanıyor.

Böylece...

Irak'tan Afganistan'a, Lübnan'dan Filistin topraklarına ve Körfez bölgesine uzanan geniş coğrafyada etkinliğini artırarak ABD'nin kuşatmasını kırmak istiyor.

Başarılı oluyor da...

Çünkü...

Bütün bunları yaparken asla ama asla ABD ile karşı karşıya gelmemeye özen gösteriyor. AB, Rusya, Çin ve Hindistan gibi güçlü ülkelerle işbirliği yaparak Amerikan politikalarını dengelemeye çalışıyor.

Şimdiye kadar bu strateji başarılı oldu.

Peki ya bundan sonra?

Sanırım bu sorunun cevabı, klasik mantığını değiştirmesi için Tahran'ı köşeye sıkıştırmaya çalışan ABD'nin 'yeni' yaklaşımına verilecek cevapta ve Obama'nın İran'daki rejim değişikliği korkularını seleflerinden daha fazla dikkate almasında saklı.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim