1. YAZARLAR

  2. Salih Tuna

  3. İran'daki olaylara 4 farklı yorum
Salih Tuna

Salih Tuna

Yazarın Tüm Yazıları >

İran'daki olaylara 4 farklı yorum

A+A-

Seçim sonrası İran'da gelişen olaylar karşısında, “Türk aydını” (yorum farklılığı bakımından) 4'e ayrıldı.

Sırasıyla gidelim:

İran'daki hadiseleri, tamamen iç dinamiklerin doğal eseri olarak değerlendirenleri (çok heyecanlı olmalarından sebep) ilk sıraya yerleştirelim.

Gerçekten de bunlar yerinde duramayacak kadar heyecanlı ve aktiftirler.

Cengiz Çandar'a rahatlıkla bu grubun önde gideni diyebiliriz.

İran'ı nefesimizi tutarak izliyoruz, diyebilecek kadar heyecanlı olduğu için değil elbette.

Çünkü “toplumsal olaylar” karşısında aşırı heyecan duymak, anlayabildiğim kadarıyla karakteristik özelliği.

Bu konularda o kadar heyecanlı ki…

Amerika, Bağdat'a bomba yağdırdığı sırada, Irak'ta olmadığına, çayını yudumlayıp bu manzarayı izleyemediğine hayıflanmıştı.

Gerçi, Amerikan bombalarının paramparça ettiği kadın-ihtiyar, çoluk-çocuk bedenleri ile “toplumsal olaylar” arasında ilişki kurmak doğru değil.

Lakin (hazretin duygu dünyasında) bir nev-i “heyecan kardeşliği” var işte.

Diyor ki: “Batı İran'ı karıştırmak istemiyor!..”

Hatta…

İstikrardan yana olan Amerika'nın İran'a barış elini uzattığını söylüyor.

Amerika'nın İran'daki hadiselerde “vebali” olmadığına inanmamızı isteyen Çandar'a, Ortadoğu'da İran ve Suriye nüfuzu arttığı ölçüde, Amerika ve yandaşlarının nüfuzunun azalacağı iddiasını dillendirdiği yazılarını hatırlatarak keyfini kaçırmak istemem.

Lakin…

Mahir Kaynak'ın İran'daki gelişmeler hakkındaki şu ifadesine cevap vermesini isterim:

“Bu gelişmelerin doğal bir süreç içinde oluştuğunu, bazı odaklar tarafından planlandığını söyleyenlerin komplo teorisi ürettiğini söyleyenler ABD'nin rekor örtülü faaliyet bütçesini nerede kullandığını da söylemek zorundadır…”

Dikkat buyrulsun:

Mezkur ifade “Siyasi İslamcılığa” veya “Üçüncü Dünya solculuğuna” mensup birine ait değil.

Dolayısıyla…

Sayın Çandar, “Ellerinde birkaç 'hazır giyim tahlil aracı' mevcut…” diye aşağılayarak geçiştirmek yerine, “hazır tahlil ürünü”yle de olsa cevap vermelidir.

Sıralamaya devam edelim:

İkinci sırada, İran'daki hadiseleri dış güçlerin tesirine bağlayanlar var.

Ali Bulaç abimiz bu çizgiye (şimdilik) çok yakın duruyor.

Şu gönüller yaran ifade onun: “İran'ın mevcut çizgisinden ayrılması demek, Lübnan'da Hizbullah'ın, Filistin'de Hamas'ın savunmasız bırakılması anlamına gelir…”

Hizbullah ve Hamas'ın savunmasız yahut yetim kalmasını isteyenlerin kimler olduğunu tahmin etmek hiç zor değil.

En azından İran halkı olmadığı kesin.

Demem o ki; Hizbullah veya Hamas'ı ne şekilde olursa olsun zevale uğratacak her girişimin arkasında dış güç parmağı aramaktan daha doğal hiçbir şey olamaz.

Gelgelelim, “Filistin davası zarar görür; Siyonist çevreler bayram yapar…” yollu propagandif bir söylemin bedelini de İran halkı sürgit ödeyemez.

Üçüncü sırada, İran'daki potansiyelin kaotik ortamın oluşmasına zaten elverişli olduğunu, dış güçlerin en fazla katalizör görevi üstlendiğini söyleyenler var.

Mesela Taha Akyol bunlardan biri.

Bu kesim, orta yolcu veya ortopedik bir yaklaşım sergilese de, özünde son derece radikal reformisttir.

Sakin ve heyecansız durmaları sizi yanıltmasın:

Bıraksalar, reform belasına önlerine çıkanı yakıp yıkarlar; “Velayet-i Fakih”, “Meclis-i Hubregan”, “Fermanda-i Külli Kuvva” fark etmez.

Potansiyel enerjileri müthiştir.

Şimdilerde demokrasi şeklinde etkisini göstermeye çalışan bu enerji, devrim sırasında (nihayetinde) “mezhepçilik” şeklinde tezahür etmişti.

Dördüncü ve son sırada, İran'daki gösterileri “türbana karşı” başkaldırı zannederek, “Cumhuriyet Mitingleriyle” eşdeğer görenler var.

Bunlar dünyadan bağımsız dünyalarında yaşayan, içine kapanık, komik ve “mutlu” insanlardır genellikle.

Mutlu olmaları, galiba, dünyadan habersiz olmalarından kaynaklanıyor.

Bu güruhu Bekir Coşkun temsil ediyor diyeyim de, gerisini varın siz hesap edin!

YENİ ŞAFAK

YAZIYA YORUM KAT